Kürdistan’ın bir yanı „hainler yatağı“ olduğu halde, neden yazı başlığı hain değil de, „kontra“ olarak seçildiği sorusu akla gelebilir.
Kısaca açıklayayım:
„Hain“ kavramı, deyim ve sözü bunları tanıma denk gelmiyor da ondan. Hainlik, kişinin aşağılık olmayı kabullenip, o kimliği „kıras“ olarak başından aşağıya geçirmesidir.
Yin de, „bir şey“dir, hainlik. Kişinin inandığı, vicdanen yolunda gidip, uğrunda fedakarlıklara katlandığı duygu, düşünce ve tutumdan vazgeçmesi, karşı cephede yer almasıdır, kısacası.
Oysa „kontracılık“ dolayısıyla, konumuz Kürtlerin, böyle bir değer yargısı, inancı ve vicdani tutumu, ta başından beri yoktu. Onlar içi, dışı çürümüş kişilikler olarak hayatına ortasına dalmışlardı. Tek üstün değer yargıları ele bakmaktı. Kim ne verecek, nereden ne gelecek diye hesap tutmuş, o nedenle „her gelene açık“ kişiliklerdi. Fiyatını veren müşteri, müşteri ise her zaman haklıydı. İsteklerine „he“ demek, bağlandıkları kapıya bekçilik etmek (havlayan demeyeceğim), iş ahlakı anlayışlarında, görev aşkıydı.
Hayata günün karı hesabıyla bakan, inanç, vicdan, duygu ve düşünceye adanmışlık sloganlarını iş yeri tabelası olarak kullanıp, talep sahibine sesini, nefesini, kelime ile eylemini kiraya verene hain demek, ihanet kavramına da hakarettir. Ruhunu pazara süren adam kiralık, inancı, vicdanına ihanet edip, taraf değiştiren de haindir.
„Ücreti mukabilinde“ (ücret para, paye, hatta zekası kıt, ama şöhret olma hırsı yüksek olanlar için medyada görünme olabilir) halkının düşmanına hizmet verenlere, „karşıt“ anlamında „kontra“ deniyor.
1800’de başlayan Kürdistan mücadelesinde Abdurrahman Paşa, Bedirhaniler, Şeyh Ubeydullah, Barzaniler döneminden günümüze uzanan sayısız kiralık personel (kontra) örneği vardır. Şeyh Said, kontraları gözüyle görünce kederlenmiş, kahrından Amed muhasarasını kaldırmış, Seid Rıza o kahırla düşmanlarının ne kadar mert olduğunu bile bile pazarlığa oturur umudunun peşinden, kendi ayağıyla esirliğe gitmişti. (Şeyh Said kontralarından birinin torunu, bugün AKP’den milletvekili, Seid Rıza’nınkiler de „biz Türkük“ demede.)
(Ha, kontracılık salt Kürtlere has değildir. Tarih, kendi halkının kanına ekmek doğruyan, geleceğine tuzak kuran kontracılıklar rezaletidir. Örneğin özgürlük için savaşan kölelerin tepesindeki kamçılılar, bekçi cellat ve işkenceciler de yine kölelerdi…)
Hamidiyecilik bir kontra faaliyetiydi. (Sıra kendilerine geldiğinde uyanıp halkına öncülük edenler de çıktı.) Korucular (aileleri, köylerini kurtarma belasına silah tutanlar hariç), Mele Mustafa Barzani’nin „Cahş„ dedikleri, nimetlerin sıngırtılı çağrısıyla PKK saflarından kopup düşmanın tetikçiliğe geçenler de kontraydı.
Ve tabii ki dünya değişiyor, kontracılık da değişen dünya şartlarına göre renk, biçim alıyordu. TC, miadını doldurduğu için, dün JİTEM, Hizbullah adıyla kullandığı kontraları yakalayıp, hapse atıyor. Gün, medya kontracılığı devranıdır. Kiracısını bekleyenler için de, getirisi gayet iyi olan, pazarı hareketli bir dönem. Meydan onların…
Günün hükümeti ve devleti olan Fethullah Gülen tarikatı-AKP iklisi, Kürdistan mücadelesine karşı kullanmak üzere, pazara düşmüş kiralık Kürtleri topluyor. Ucuza mal edillmiş Kürt çürüklerin yakasına aydın, yazar, siyasetçi rozeti takıp, televizyon ve gazetelerinde öne sürüyorlar.
Fethullah ve AKP yerine Kürt ana ve babadan olmaların kırık Türkçeyle kölelik aşısının tutacağına inandıklar için, kontranın bu yeni şeklini tercih ettiler.
Ve onlar, aldıklarını hak etme cehdiyle, ulusal onurunun özgürlüğü için, kuşaklar boyu şehitler vermiş, sahip olduğu bütün varlığı, köyünü gözden çıkarmış, bu uğurda işkence görmüş, sürgünler yaşamış Kürtler ve silaha sarılmaktan başka seçeneği kalmamış çocuklarına sövüyor, hakaret ediyor, iftira yağdırıyorlar.
Sayıları da çok değil. Hepsi bir arada üç-beş kişidir. Biri, ötekinden daha çürük, kim kucak açarsa ona koşan…
Mesela, bunlardan biri, Kürtlerin vicdanında sabıkalı bir katildi. Münih’te kazancına çomak soktuğuna inandığı bir Kürt gencini kurşunlatmıştı. Sonra,“Kürdistan’ın kurtuluşu için, gerilla savaşına ileri!“ diye naraları atarak gençleri dağa çekmiş, bu işte kazanç olmadığını görünce, üç kağıtçılığını fark eden bir kaçını öldürtmüş, Avrupa’ya dönüp, „ulusal mücadele ruhun doruklarına erişme yolunda gazete, televizyon için para vermeye ileri“ demişti. Kısa zamanda milyon Euro toplanmıştı. Ama ne gazete çıkmış, ne de televizyon açılmıştı. Dolandırıldıklarıyla kalan Kürtler, hesap verilmesini beklerken, o Kürtleri susturacak kurtarıcı olarak TC saflarında ortaya çıkmıştı.
Öteki, kasaba kızlara fiyaka atma hesabıyla Kürt cengaveri rolüne çıkmış, hapse düşünce, itirafçılığa çark etmiş, çıkışta en yaşlı Kürt bilgesini koluna takıp, katillerinin ayağına götürerek sadakatini kanıtlamaya kalkışmıştı. Bu arada, „kullanılan tuvalet kağıdı“ kaderinin çöplük olduğundan habersiz kurşunlanınca küsüp, bir kere daha dönekleşmiş, işi Kürdistan milletvekili adaylığna kadar götürmüş, kaybedince, bir kere daha çark etmişti.
Durduğu kapıya göre kalemin dansöz kıyafeti giydiren kasık biti bir yana, öbür ikisi çıkar çayırlarında, her gelene eğilen taklacıydı.
TC kontra düzeninin atlıları bunlardan oluşuyordu. Miatları dolup, Hizbullah ve JİTEM tetikçilerinin başına gelen akıbete uğrayana, başka deyişle TC polisi peşlerine düşene kadar, Kürdistan ulusal mücadelesini karalamakla görevliler, onlar. Aklı yeten, bu süreç içinde, cebini doldurup, utanç şöhretinin tepelerinde tutunmaya çalışacak…
Yeni Kürt kontracılığının portresi