İttihat Terakki ile başlayan M. Kemal tarafından son haline büründürülen Militer-Türk ve Sünni İslam merkezli otoriter baskıcı iktidar odağı ömrünü tamamlamıştır.     

Sistemin yeniden kurulması eski kurucu öğeler ile zor görülüyor. Bu elbette sistemin çatırdayan gövdesinin altından Alevilerin, Ermenilerin ve Kürtlerin çıkması kaçınılmazdır. Artık Militer-Türk-Sünni İslam ekseninde bir sistem ile olmayacağı anlaşılmıştır.
Erdoğan’ın bölgesel güç olma hevesi onu yeni ilişkiler kurmaya itiyor. Bunu Kürtler ile yapmak istediği anlaşılıyor. Erdoğan hükümetinin Ermenileri ve Alevileri yeni kurucu sistemin dışında tutma hevesi vardır. Yeni kurucu paradigmayı dindarlık ve muhafazakarlık temelli kurmak istiyor. Ancak şunun bilinmesi gerekiyor ki Ermenileri ve Alevileri dışlayan bir Kürt-Türk ittifakı eksik ve hastalıklı olacaktır. Açıktır ki Kürt siyasi hareketinin Ermeni ve Alevi toplumları ile kurduğu ilişkiler buna izin vermeyecektir!
Kürt hareketinin felsefi ve tarihi temeli, muhafazakar-dindarlık ekseninde kurulacak olan yeni baskıcı iktidarı kabul etmeyeceği de açık.
Yeni kurucu paradigmayı özgürlük, eşitlik, barış ve demokrasi gibi evrensel değerler üzerinden oluşturmak elzemdir. Muhafazakar-dindarlık temelindeki bir kuruluş baskıcı ve otoriter olacağı gibi tarihi geçmişin acılarını yeniden üretecektir.
Bu yeni Türkiye’nin öncelikle tarihi ile yüzleşmesi gerekiyor. Dersim’de yaşanan katliam ve Ermenilerin 1915’te maruz kaldıkları soykırım ile yüzleşmeden yeni Türkiye’nin kurulmasının imkanı yoktur.
Müslüman Dindarlığının toplumun çoğunluğu tarafından kabul gördüğü gibi bir fotoğraf olmasına rağmen, önemli bölümünde kabul görmediği de açık. Yeni Türkiye’yi dindarlık üzerinden oluşturma çabası daha başından Alevilerde, Ermenilerde ve laik çevrelerde ciddi şüphe, korku ve soru işaretleri oluşturmuş durumda. Dolayısı ile bunun başarı şansı yoktur…  
Başbakan; “soykırım iddiasını reddediyoruz, çünkü atalarımız soykırım yapmış olamazlar (…) Türkiye bu konuda hassastır (…) onuruyla oynatmaz” şeklinde beyanatlar verdi. Bir ara celallenip ta Londra’dan “100 bin Ermeni’yi kapı dışarı ederiz ha” demişti. Başbakan hem kendi vatandaşının uğradığı mezalimi görmezden geliyor hem de dünyaya posta koyuyordu. Devletin hala Hitler’i aratmayan bir faşizanlığa sahip çıkıyor olması utanç vericidir.
Bu tarih ile yüzleşemeyen bir Başbakan yeni Türkiye’nin kuruluşunu gerçekleştiremez. Öncelikle başbakan hem atalarının yaptığı soykırım hem de hükümeti döneminde sarıldığı inkarcılık nedeniyle Ermenilere bir özür borçludur.
Ermenilerin Kürtlerle ilk iletişimi, kadim xaldi-urartu medeniyetinin yıkılış tarihlerine rastlar ve geçmişi üç bin yıl öncesine uzanır.
Öcalan’ın Amed Newrozu’nda açıkladığı deklerasyon da sarf ettiği “…Türk halkı bilmeli ki Kürtler’in bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır” sözleri Ermenilerin ve Alevilerin toplumsal belleğindeki acıları, korkuları ve kaygıları depreştirdiği açıktır. Ermenilerdeki kaygı ve korkunun nedeni Kürtler’in 1915 Ermeni soykırımında Osmanlı ile işbirliği yaparak oynadığı roldür. Ancak şu da bir gerçektir ki Öcalan’ın temsil ettiği Kürt hareketi geçmişin acıları ile yüzleşmek için büyük bir çabanın içindedirler. Kürt hareketi Alevileri ortak mücadelenin bir parçası olarak görmüştür ve Ermeni halkı ile eşit özgür ilişkiler geliştirme çabası içinde olmuştur.
Nitemim yaşanan soykırım nedeni ile Kürt Özgürlük Hareketinin liderleri Ermeni halkından özür dilemiş ve bunun gereği olarak ortak mücadele etmişlerdir.
Kürtler, Ermeniler, Türkler ve Alevilerin ortak geçmişleri ortak gelecek oluşturmada da kadar birliği yapmalarını zorunlu kılmaktadır.