TC devletinin Rojava Devrimi’ni daraltma ve imha etme amaçlı saldırıları KDP eliyle düzenlediği 3 Mart saldırısıyla birlikte yeni bir aşamaya ulaştı. 

Bilindiği üzere devrimin ilan edildiği 2012 Temmuz’u ardından KDP destekli ENKS bünyesindeki grupların içinde yer aldığı çete grupları Serêkaniyê’ye saldırmıştı. Bu saldırıların sonuç alamaması farklı arayışları tetiklemiş, ekonomik ve siyasi alanda daraltma taktiğine başvurulmuştu. Bunun neticesinde 2013 baharında Rojava’nın tek nefes borusu konumundaki Sêmalka kapısı kapatılmış ve tüm Rojava-Güney Kürdistan sınırı üzerinde kanallar kazılarak geliş gidişler de engellenmişti. Bu kanallar daha sonra bizzat peşmergelerin elleriyle doldurulmuştu. Fakat Şengal’i bırakıp kaçan peşmergelerin kaçış yolunu açabilmek için. 

3 Ağustos 2014 tarihindeki bu ihanet ve ardı sıra yaşanan gelişmeler Kürtler gözündeki KDP efsanesinin sonu anlamına geliyordu. Bu ihanetin alt yapısının hangi toplantılardan geçtiği daha sonra basına yansımıştı. KDP, TC devletinin DAİŞ ile işbirliğinin ortağı olmuş, Êzîdî Kürtlerinin imhasının ve Rojava devriminin tümüyle kuşatılmasının bedel olarak ödendiği iktidarını garantilemişti. 

Bir kez daha kendi dar ailesel çıkarlarının bedelini halka ödetmeye çalışan Mesud Barzani ve tayfası yükselen devrim dalgasına karşı kürek çekerek, Erdoğan diktasının kaderini paylaşmak zorunda kaldı. Tüm sınırlarını Kürtlere kapatan, çete gruplarını destekleyerek savaşı körükleyen politikalar Erdoğan’a bir şey kazandırmadığı gibi Barzani’ye de kazandırmadı. 

Bu nedenle 3 Mart 2017 saldırısı AKP ve KDP’nin yaşadığı daralmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan bir saldırı konumunda. Nitekim Barzani’nin son ziyareti ardından bizzat TC başbakanı tarafından dillendirilenler yapılan pazarlıkların işaretiydi. Bu saldırıların sadece birkaç mevziyi ele geçirme anlamı taşımadığı ortada. 

İlk olarak “Şengal’i ikinci Kandil yapmayacağız” iddiasının yani TC’nin ve KDP’nin PKK karşıtı politikalarının ulaştığı pervasızlığın vücud bulması anlamı taşıyor. İkinci temel amaç Şengal ve Rojava arasındaki ilişkiyi koparmak -ki bu ilişki zaten 3 Ağustos 2014 ihanetini boşa çıkaran en büyük güçtü. Üçüncü amaç ise Rojava’nın Şengal üzerinden Irak’a açılmasının önünü almak ve böylece Rojava etrafındaki kuşatmanın aşılmasını engellemekti. 

Dünyada YPG’nin terörist bir yapı olduğu propagandasını yapan iki gücün AKP-KDP olması da şüphesiz tesadüf değil. Bu yaklaşımla Rojava’nın uluslararası güçler ile yürüttüğü diplomasi ve ilişkinin önü alınmak isteniyordu. 3 Mart saldırısıyla birlikte açığa çıkan çatışma dinamiğinin Rojava’yı da içine alması beklentisi bu yüzden es geçilecek bir durum da değil. Bu saldırılarda maşa olarak kullanılan paralı çetelere verilen ismin Rojava peşmergesi olması da bu planın bir parçası. 

Plan özce şu; Şengal ile Rojava arasındaki kanal kapatılacak, bu kanalda konumlandırılan bu çete grupları Rojava’ya geçmek için yoğun çaba gösterecek, sınırın diğer tarafındaki YPG’liler buna izin vermeyecek ve sıcak çatışmalar yaşanacak, KDP, uluslararası alandaki etkisini kullanarak (tıpkı TC gibi) bize saldırdılar, biz de sizin ittifakınız, bunları terörist ilan edin diyerek baskısını sürdürebilecek ve devrimi teslim almanın yollarını açacak. 

Bu saldırıların ve planların kısa süre içinde karşıtına döneceğini göreceğimizden şahsen eminim. Teşhir ve tecrit olan Erdoğan ve Barzani ortaklığının, başkanlık heveslerinin büyük bir savaşı tetikleme ihtimali olmakla birlikte bu planların farkında bulunan sahadaki güçlerin daha yaratıcı ve sonuç alıcı politikalara sahip olduğu da bir o kadar açık.