‘Tıpkı Britanya’nın eski kolonileri ile yaptığı gibi Türkiye de bir milletler birliğine dönüşebilir... Bana hatırlattı ki Britanya eski kolonileri ile bir ortak refah bölgesine sahip.
Neden Türkiye liderliğini Balkanlardaki eski Osmanlı topraklarında, Ortadoğu’da ve Orta Asya’da yeniden inşa etmesin?”
Bu sözleri halen Türkiye Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu Washington Post gazetesinden Jackson Diehl ile 5 Aralık 2010 tarihinde yaptığı söyleşide söylüyor.
Sözler son derece açık. T.C dışişleri bakanı hala Balkanları (Doğu Avrupa) Ortadoğu’yu ve Orta Asya’yı Osmanlı toprağı sayıyor ve bu konuda oldukça geniş bir hayal dünyasında yaşıyor.
Daha 1990 yılında, yani 22 yıl önce İslam Konferansı örgütünün Malezya’da kurduğu Uluslararası İslam Üniversitesinde çalışmaya başlayan Davutoğlu, birçok profesöre nasip olmayan bir yetkiyle donatıldı ve üniversitenin Siyaset Bilimi bölümünü kurarak 1993 yılına kadar bu bölümün başkanlığını yürüttü. 1993 yılında Doçentlik unvanına kavuştu ve 1995 – 1999 yılları arasında da İstanbul Marmara Üniversitesinin Uluslararası ilişkiler bölümünde çalıştı ve profesör oldu.
Bazı güçler onun hızla büyümesini ve Türk dışişlerini teslim almasını istiyorlardı. Öyle de oldu.
Öncelikle 2003 yılında dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Büyükelçilik unvanı verildi, birkaç yıl sonra da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Dışişleri danışmanlığına atandı.
Artık “Allah yürü ya kulum” demişti kendisine.
1 Mayıs 2009 yılında duyurulan Erdoğan’ın kabinesinde Dışişleri Bakanı olarak Ahmet Davutoğlu’nun adı yazılırken o henüz Milletvekili bile seçilmemişti. Türkiye’de çok ender rastlanan bir durumdur bu. Çok az insan Milletvekili olmadan (Darbe dönemleri dışında) hükümetlerde Bakan olarak çalışmıştır ki biri de Davutoğlu’dur. Daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 6 Temmuz 2011 günü açıklanan 61. Hükümette de Dışişleri bakanı olarak onun adını gördük. Ancak bu kez seçilmiş bir milletvekili olarak.
Siyasal düşüncelerinde tam bir Türkçü ve Dini açıdan da Sünnici olduğu bilinen Davutoğlu Yeni Osmanlıcılık Hayallerini “Stratejik Derinlik Türkiye’nin Uluslararası konumu” adını verdiği kitabında çok net olarak anlatıyor.
Bu kitabın önsözünde Davutoğlu şunları yazmaktadır: “Türkiye’ye çevreleyen yakın kara, yakın Deniz ve yakın kıta havzaları, coğrafi olarak da insanlık tarihinin ana damarının şekillendiği alanları kapsamaktadır. Soğuk Savaş sonrası dönemin getirdiği dinamik uluslararası ve bölgesel konjonktürde en yakın havzasından başlayarak dışa açılması kaçınılmaz olan Türkiye’nin stratejik derinliğinin yakın kara, yakın deniz ve yakın kıta bağlantıları ile yeniden tanımlanması ve bu derinliğin jeopolitik, jeoekonomik ve jeokültürel boyutlarının dış politika parametreleri olarak kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Modernite Avrupa-Merkezli bir tarihi sürecin eseriydi; küreselleşme ise kaçınılmaz bir şekilde başta Asya olmak üzere bütün insanlık birikimini tarihin akış seyrinde tekrar devreye sokacak unsunlar taşımaktadır. Tarihi birikimi etkin bir açılıma temel sağlayacak toplumların öne çıkacağı bu süreçte Türkiye tarihi derinliği ile stratejik derinliği arasında yeni ve anlamlı bir bütün oluşturma ve bu bütünü coğrafi derinlik içinde hayata geçirme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Stratejik açıdan mihver bir ülke olan Türkiye, bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmesi durumunda, yeni dengelerin oluşacağı daha istikrarlı uluslar arası konjonktüre daha uygun şartlarda giren merkez bir ülke konumu kazanacaktır.”
Görüldüğü gibi T.C Dışişleri Bakanı ülkesinin konumunu, muhtemelen arkasına aldığı güçlere dayanarak oldukça abartıyor ve yakın gelecekte yeni bir “Osmanlı” olabileceğine dair düşünceler öne sürüyor. Zaten iş başına gelir gelmez 1,5 ay içinde 11 ülkeyi (Tanzanya, Kenya, İran, Irak, Çek Cumhuriyeti, ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Katar ve Suriye) ziyaret etmesi ve hızlı bir diplomatik trafik yaşaması da bu düşüncelerimizi güçlendiren bir delil olarak çıkıyor karşımıza.
Ancak evdeki hesap her zaman pazara uymuyor. Görünen o ki T.C Dışişleri Bakanı’nın Suriye politikaları iflasın eşiğinde. Zaten bu başlıkta bir suskunluk ve unutturma dönemi yaşanıyor.
Bir oldubittiyle Esad’ın hemen gideceğine ve yerini Türkiye yanlısı güçlerin alacağına inanan, Suriye içinde bir tampon bölge kurarak Türk askerini içeriye sokacağını ve Kürdistan’ın batı kısmını da işgal edebileceğini, orada ve PYD önderliğinde gelişen Kürt özgürleşme adımlarını bastıracağını sanan dış işleri bakanının bu hayallerine batı dünyası gerekli izni vermedi. Bunun, batı dünyasının bir işgal karşıtlığından çok, pastanın paylaşımındaki rol dağılımıyla ve zamanlamayla ilgili olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Ancak batının hesabı ne olursa olsun, eldeki veriler T.C Dışişleri Bakanı’nın hayallerinin “izne tabi” olduğunu ve gerçekleştireceği ilk girişiminin suya düştüğünü gösteriyor…                                                                                                  

necsalaz@yahoo.com