DTK ve HDK bölge bileşenleri tarafından Amed’de düzenlenen “Yerel Seçimlere Hazırlık Toplantısı”nın sonuç bildirgesi açıklandı. Yerel seçimlerin “Kayyım rejimi, iradeyi tanımama saldırılarıyla hesaplaşma süreci” olduğu vurgulandı.

 Normal şartlar altında Mart 2019’da yapılması gereken, ancak hükümet tarafından erken bir tarihe çekilebileceği konuşulan yerel seçimler öncesi 4-5 Eylül’de Amed’de yapılan iki günlük “Yerel Seçimlere Hazırlık Toplantısı”nın sonuç bildirgesi açıklandı. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ile Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) bölge bileşenleri tarafından organize edilen toplantıda, başta Öcalan üzerinde süren tecrit olmak üzere içerisinde bulunulan siyasal süreç, yerel seçimler ve yeni dönem mücadele hattının örülmesi konularında önemli tartışmalar yürütüldü. Kapsamlı tartışmalar doğrultusunda hazırlanan sonuç bildirgesinde, içerisinde bulunan siyasal, toplumsal sürece dair şu değerlendirmeler yer aldı:

Maske düştü, faşizmi ortada

*  “Toplantı bileşenimiz, sistem güçleri tarafından Ortadoğu’ya taşınan çatışmaların 3’üncü Dünya Savaşı düzeyinde olduğu; savaşın, egemenlerin ‘krizi kaosla yönetme’ stratejisinin bir parçası olarak başladığı ve derinleşerek devam edeceği tespitinde bulunmuştur. Savaşla hedef alınanın aynı zamanda, bölgedeki toplumsal zenginlikler, farklılıklar, komünal değerler ve alternatif yaşam arayışı olduğu, bunun örgütlü ve gittikçe etki alanı genişleyen bir gücü olduğunun altı çizilmiştir. Bileşenimiz, sistemin liberalizm maskesinin düştüğü, esas karakteri olan faşizmin tüm çıplaklığı ile ortaya çıktığı ve dünya genelinde gittikçe yaygınlaştırıldığı tespitini yapmıştır. Faşizme karşı verilen hak ve özgürlük mücadelelerinin de çok güçlü bir mirasa, birikime sahip olduğu ve bu mücadelenin mutlaka başarıya ulaşacağına işaret edilmiştir.

Kürt coğrafyasında mayalanan ve gittikçe Ortadoğu’yu etkisi altına alan özgürlük çizgisi ve onun örgütlü gücünün savaşla hedef alındığı tespitinden hareket eden bileşenimiz, eskiyi olduğu gibi yeniden var etmenin mümkün olmadığına ve halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesinin buna izin vermeyeceğine işaret etmiştir. Dolayısıyla bu çatışma ve savaşın halkların özgürlük arayışı ve çizgisi ile statükoyu hakim kılmaya çalışan kapitalist güçler ve dayandıkları tekçi, merkeziyetçi bölgesel iktidarlar arasında yaşandığı güçlü bir vurgu olarak ön plana çıkmıştır.”

 

Bu değerlendirmelerin yanı sıra bildirgede şu tespitlerde bulunuldu:

Özgürlük umutlarına saldırı

  •   Yaşanan saldırının hedefi, mücadeleci Kürt dinamiği, temel motivasyonu ise Kürt karşıtlığıdır. Kürt karşıtlığı aynı zamanda halkların özgürlük umutlarına yönelik saldırı konseptini ifade etmektedir. Sayın Öcalan’a yönelik İmralı’da geliştirilen mutlak tecrit koşulları, saldırı konseptinin hedeflerini ortaya koymaktadır. Öcalan’ın demokratik çözüm, kadın özgürlükçü ve alternatif sunan düşüncelerinin toplumla buluşması engellenmeye, başta kadınlar olmak üzere halklar bu düşünce yapısından yoksun bırakılmaya çalışılmaktadır.

 AKP Kürt karşıtlığının öncüsüdür

  •   İran ve Türkiye gibi ülkeler bu konuda ön plana çıksa da, AKP Kürt karşıtlığı üzerinden gelişen tüm saldırıların öncülüğünü yapmaktadır. AKP bu konuda kendinden menkul bir oluşum ve yapı değildir. Özel olarak Kürdistan’ı yeniden fethetmek, toplumsal mücadeleleri sekteye uğratmakla görevlendirilmiştir. Derin devlet ve Gladio unsurlarının, kurulu düzen güçlerinin AKP etrafında kümelenmelerinin nedeni AKP’ye verilen bu görevle ilgilidir. AKP’nin yeni rejimi inşa sürecindeki bütün referansları, İttihat ve Terakki rejimin kodlarıdır. Tahkim edilen bu yeni gücün birincil görevi Kürt Hareketi’ni tasfiye etmektir. Fiziki bir tasfiye mümkün olmuyorsa, mücadele bileşenlerini birbirinden koparmak, rotasını değiştirmek, Kürt Hareketi’ni ve dostlarını karşıt hale getirmek, bu entegre siyasetin iç içe uygulanan ayaklarıdır. Yeni rejim için kullanılan ‘tek adam’ tanımlaması bir yanıyla doğru bir ifade olsa da yetersizdir. Tekçi boyutu olmakla birlikte, kurulan rejim eski sistemin kodları üzerinden gelişen çoklu bir kötülük ve soykırım halini ifade etmektedir. Kötülük hali, Kürt kültürü ve dili başta olmak üzere, kadın, gençlik, emek ve doğa düşmanlığı üzerinden inşa edilmektedir. Çıkarılan orman yangınları, cenazelere yönelik saldırılar, taziyelere izin verilmemesi bu soykırımın boyutlanmış halini göstermektedir.

Zayıftır, dağılma korkusu yaşıyor

  •   AKP ve dayandığı düzen en zayıf dönemini yaşamaktadır. Saldırgan politikada bu denli ısrar etmelerinin nedeni zayıflıkları ve dağılma korkularıdır. Toplum anti-faşist bir karaktere sahiptir. Toplumun AKP’nin politikalarına, kötülüğe, baskıya ve otoriteye destek verdiği söylemi iktidarın manipülasyonudur. Halklar doğru bir öncülük, doğru bir mücadele çizgisi ve perspektifi beklemektedir. Faşizm süreçleri yarattığı acılarla birlikte tarihsel dönüşümlerin yaşandığı süreçlerdir. Günümüz baskı ve faşizm döneminin davet ettiği, devrim çağıdır. Faşizmin uzayıp uzamaması, toplumsal öncülüğün nasıl gelişeceğine bağlıdır.
  • Faşizmin en çok saldırı ve baskı altında tutmaya çalıştığı toplumsal kesim kadın hareketidir. Kadınların eşitlik ve özgürlük arayışı, erkek faşizmine karşı OHAL ve savaş politikalarına rağmen kadın birliği ve demokratik kadın cephesiyle birlikte kararlı bir mücadele üretmektedir. Faşizmin erkekliği yüceltmesi siyasetin diline yansımakla kalmamış, demokratik örgütlenmenin de önünde ideolojik bir sorun haline gelmiştir. Kadın kurtuluş ideolojisi ekseninde siyaseti dönüştürmek demokratik siyasetin öznelerinin temel görevidir.

 Mehmet Tunç ve Asya Yüksel çizgisi

  •   Siyasetimiz ve politik çizgimiz, bu faşizme karşı tarihi direnişler geliştirmiş ve büyük bedeller ödemiştir. Amansız saldırılar ve organize faşist uygulamalara karşı direniş ve mücadelemiz, ezilenler/halklar için umut ışığıdır. Bu umudu büyütmek, yaygınlaştırmak, halkları baskıcı ve faşizan yönetimlerden kurtarmak mücadele gerekçemizdir. Demokratik siyasetimizin öncülük modeli bellidir; Mehmet Tunç ve Asya Yüksel’in çizgisi yüzümüzü döndüğümüz hakikattir.
  •   Bu nedenle, bir demokratik mücadele gücü olarak, kendi eksiklerimizle doğru temelde yüzleşme, eksiklerimizi giderme, mücadeleyi daha da ileriye taşıma, halklara duyduğumuz sorumluluğun gereğidir. Faşizmi doğru temelde ve yeterince tahlil edememe, buna karşı doğru yol ve yöntemlerle mücadeleyi ilerletememe; temsili demokrasinin bir handikabı olarak temsili mücadeleye savrulma gibi sorunlar siyasetimizin çıkmazları olarak tespit edilmiştir. Sorunlarımızın temel kaynağı dönemin gerektirdiği politik hattı netleştirilmemesi, yetkince uygulanmamasıdır.

En ağır ideolojik saldırı dönemi

  •   Demokratik siyaset, tarihinin en ağır ve kapsamlı ideolojik saldırılarına maruz kalmaktadır. Bütün bu saldırılar siyasetimizi düşünsel bağlarından koparmayı amaçlamaktadır. Dayatılan; bir köksüzlük, siyasetsizlik ve perspektifsizlik halidir. İmralı tecridi anlamını tam da buradan almaktadır. Tecrit, uygulama görevi AKP’ye verilmiş uluslararası bir saldırıdır. Tecridi anlamlandıramama, doğru yol ve yöntemlerle mücadele geliştirememe, durumu kabullenme, alışma hali sistemin ideolojik saldırılarına karşı toplumu savunmasız bırakmaktadır.  Öcalan’a yönelik saldırı, Öcalan’ın demokratik toplum paradigmasının temsilcisi olmasından kaynaklıdır. Dolayısıyla, İmralı tecridiyle mücadele, toplumun alternatif düşünce kaynaklarıyla buluşmasının tartışmasız, tavizsiz gereğidir.

Demokratik ulus ve radikal demokrasi 

  •  Toplantımız, ittifaklardan, kiminle yan yana durulacağına kadar müdahalelerin gerçekleştiği bir aşamada, demokratik ulus projesini tek çözüm yolu olarak belirlemiştir. Bunun mücadele yöntemi radikal demokrasidir. Kadın hareketleri, sosyalist ve sol demokratlar başta olmak üzere demokrasi güçleriyle Kürt halkının demokrasi ve özgürlük güçlerinin bir araya gelmesi ve ortak mücadelesi sistemin en büyük korkusudur. İktidar, her türlü faşist ittifakı geliştirirken, Kürtleri ve demokrasi güçlerini ittifak kuramaz, yan yana gelemez bir politikanın öncülüğünü ve propaganda gücünü üstlenmiştir. Siyasetimiz kendisine dayatılan suni sorunları tartışma, yapay gündeme takılma dayatmalarından hızla uzaklaşma kararlılığındadır.
  •   Bileşenimiz, yeni dönem mücadele hattımızı, faşizme karşı etkili ve keskin mücadeleyi esas almak üzerinden tanımlamıştır. Demokratik siyaset ve mücadele, ‘bekle gör’ tarzını değil sorumluluk ve inisiyatif almayı gerekli kılar. Siyasetimiz kendini bu esaslar üzerinden etkin bir mücadele örgütü olarak yeniden var etme kararlılığındadır.
  •   Faşizme karşı mücadeleyi büyütmenin yolu, toplumun demokratik örgütlenmesini büyütmekten geçmektedir. Merkeziyetçi anlayışa karşı, toplumu köy, mahalle, kasaba ve kentlerde yeniden örgütleme ve halkı demokratik siyasete doğrudan katma hamlesini başlatmak en acil görevdir.

Kendi kendini yönetecek mekanizma

  •   Siyasetimiz, halkla buluşmayı sadece seçim süreciyle sınırlandıran yaklaşımları reddeder. Seçimler, mücadele süreçlerinden biridir. Toplumla daha fazla buluşma vesilesidir. Yerel Seçimler bizim için kayyım rejimi, iradeyi tanımama saldırılarıyla hesaplaşma sürecidir. Mesele, sadece belediyelerimizin gasp edilmesi, iktidarın kendi alanını genişletmesi değildir. Bu, halklarımızın kendi kendisini yönetmesine yönelik esaslı bir saldırıdır. Bu saldırı aynı zamanda, Türkiye genelinde merkezileşmeyi tekçiliği ve cinsiyetçiliği yaratan yeni rejimin inşa edilmesi önünde engel olarak görülen yerel demokrasinin tasfiye edilmesidir. O halde hedefimiz kazanacağımız belediye sayısının yanı sıra; kadın özgürlükçü, ekolojik, farklı dil ve kültürlerle yerel demokrasiyi yeniden inşa ederek, merkezileşmeyi, otoriterleşmeyi, cinsiyetçiliği ve tekçiliği aşmaktır. Halklar yeniden kendi kendisini yönetecek mekanizmaları kuracaktır.

Ulusal birlik zorunlu

  •    Yeni dönemde başta kadınlar ve gençler olmak üzere, değişim isteyen, demokrasiden yana olan, halkların eşitlik ve özgürlük taleplerini kabul eden herkes ile doğru ilkelerde buluşmaya hazırız. Ulusal Birlik, Demokratik Ulus projeleri esas yönelimlerimizdir ve toplantı bileşenimiz faşizm koşullarından Demokratik Cumhuriyeti yaratarak çıkma çağrısı yapmaktadır. Gelişmeler, ulusal birliği zorunlu hale getirmektedir ve bunu yaratmanın olanakları her zamankinden daha fazladır. Kürt halkı, her türlü farklılığına rağmen bir araya gelerek, ulusal birlik ruhuyla, kayyımlar üzerinden geliştirilen ‘yeniden fethetme, yeniden işgal’ girişimlerine karşı koyacak bir birlik geliştirme olgunluğundadır.” 
 

AMED

 
 

Gıda ambargosu uygulanıyor

 

Türk İçişleri Bakanlığı, 1990’lı yıllarda köylere uygulanan gıda ambargosunu yeniden hayata geçiriyor.

Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Jandarma Genel Komutanlığı ve emniyet müdürlüklerine genelge göndererek, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Amed, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Van, Trabzon, Giresun, Gümüşhane gibi illerin de bulunduğu 32 il için gıda ambargosunu açıkladı. Genelgede, şunlar belirtildi: “Kolluk kuvvetlerince toptan satış yapan yerler ile büyük marketler, bakkallardan alınan dikkat çekici un, şeker, konserve, helva, reçel gibi gıda yaşam malzemelerinin satışı takip edilecek ve istihbarata ağırlık verilecek. Yol kontrollerinde kamyonet, panelvan, minibüs gibi şüpheli araçlar detaylı aramalardan geçirilecek. Örgüt tarafından kullanılması muhtemel gıda ve yaşam malzemelerini aracında bulunduran şahısların yerleşim yeri ile yol güzergahı ve kaç kişilik malzeme götürdüğü hususları ayrıntılı sorgulanacak.”

1990’lı yılları aşan bir durumun söz konusu olduğunu söyleyen Avukat Cemal Demir, şunları söyledi: “90’larda sadece tüketen kontrol edilirken, şimdi neredeyse gıda malzemelerini üreten fabrikalar bile denetlenecek. Bu kesinlikle bir ambargodur. Hangi vatandaşı denetleyecekler. İnsanlarımızın hayatını olumsuz etkileyecek ve onları potansiyel şüpheli durumuna düşürecek politikalar yerine daha makul düşünmenin zamanıdır. Bizim köylerimizde insanlar kış hazırlığı yapar ve sürekli şehir merkezlerine ulaşım zor olduğu için 20-30 torba un, şeker gibi yaşam ihtiyaçlarını bir defada alır. Şimdi bu insanlar toptan alışveriş yaptı diye gözaltına alınıp sorgulanacak mı? Dolayısıyla bu bir sıkıyönetim uygulamasıdır. Peki İHH’den çıkan tonlarca gıda malzemesini de takip edecekler mi? Onlara serbest olan vatandaşa nasıl yasak olur?”

Hukukçu Feyzi Çelik ise şöyle dedi: “Anayasaya göre insanların ihtiyaçlarını karşılamaları onların ekonomik özgürlüğüdür. İstediği kadar malzemenin alınmasının önünde yasal engel yoktur. Kişinin geçmişte gözaltısı var ise eğer o kişinin gıda yaşam malzemelerini temin etmesi zorlaştırılacak. Bunun anayasal dayanağı yok, kişilerin istediği kadar mal alım hakkı var. Bu gibi uygulamalar sıkı yönetimde bile olmaz. Bunlar keyfi yönetim biçimidir.”

 

VAN