Herkesi “Türk” addeden ve bir adım ilerisinde “Sünni ve erkek” olarak gören T.C. Anayasası’ndaki vatandaşlık tanımı, Türkiye’deki çatışmalı sürecin ve Kürt sorunun temelini oluştururken, Erdoğan rejimi de kendisine göre bir vatandaşlık oluşturma niyetinde. Uzun süredir “makbul vatandaş” tanımı üzerinden bunun kriterlerini oluşturmaya başlayan hükümet, kimleri vatandaş olarak görmek isteyip, istemediğini de adım adım hayata geçirdiği politikalarla gösteriyor. 

Bu rejimin düşünsel kurucu öncülüğünü yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, Kürtlerin ve inkar edilen kesimlerin “vatandaşlık tanımı” değişsin beklentilerine karşılık, ilk olarak 5 Nisan tarihinde bu kesimlere “vatandaşlıktan çıkarma” tehdidinde bulundu. 


Ortak değerler vurgusu

Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda 5 Nisan tarihinde hukukçularla bir araya gelen Erdoğan, “teröre destek verenlerin vatandaşlıktan çıkarılacağını” belirterek, “Terör örgütünün yandaşlarını devre dışı bırakmak için vatandaşlıktan çıkartma dahil gereken tüm önlemleri almakta kararlı olmalıyız” açıklamasında bulundu. Erdoğan, bu açıklaması ile vatandaşlıktan çıkarılacak olanları hedef alırken, bundan tam üç ay sonra bu kez kimlerin vatandaşlığa kabul edileceğini açıkladı. 

Erdoğan, 5 Temmuz günü Bayram Namazı sonrasında yaptığı açıklamada ise Suriyeli mültecilere vatandaşlık verileceğini açıkladı. Erdoğan, mültecilerin neden vatandaşlığa kabul edilmesi gerektiğini ise şu gerekçelerle savundu: “Bir defa bu noktada her şeyden önce şu anda Suriyeli mültecileri kamplarda ağırlamak veyahut da bunları değişik vilayetlerimizden insani olmayan birçok şartlarda ağırlamaktan öte bu insanların içerisinde kalifikasyonu çok yüksek insanlar var. Ve bu insanları biz ülkemizde değerlendirmek imkanına sahibiz. Üstelik ortak değerlerimiz noktasında olan bu insanlardan hem istifade ederiz hem de onların insani olmayan koşullarda yaşamasını ortadan kaldırırız.” 

Erdoğan’ın üç ay arayla yaptığı bu açıklamalar ile işaretini verdiği bu yeni vatandaşlık kriterleri, “teröre destek verenlerin” hangi kesimler olduğu sorusunu gündeme getirdi. Erdoğan’ın tanımlamalarına göre “teröre destek vermekle” suçlanan ve “vatandaşlıkları iptal edilme” tehdidi yaşayan o toplumsal kesimler ise şunlar: 


* Kürtler

Epey süredir PKK ile ilişkilendirilerek, “teröre destek vermek” ile suçlanan Kürtler, yaklaşık 200 yıldır baskı ve saldırı altında. 1920 sonrasında çıkarılan “Şark Islahat Planı“ ile “potansiyel” suçlu olarak görülen ve asimile edilmeye çalışılan Kürtler, “makbul vatandaş” olmadıkları için halen saldırılara maruz kalıyor. Agirî, Zilan, Koçgiri, Dersim’de katliamlara uğrayan Kürtler, 1980 sonrasında yaşanan çatışmalı süreçte de önce köyleri yakılarak, şimdi de AKP tarafından kent ve kasabaları yakılarak tehcir ediliyor. 


Kürtler asimile olmadı ama belki Suriyeliler olur!

Kürtler kendi coğrafyalarından koparılıp mülteci duruma düşürülürken, yine AKP’nin de dahil olduğu bölgesel güçler tarafından derinleştirilen Suriye’deki savaş ile yerlerinden edilen “Suriyeli savaş mağdurları” ise, Kürtlerin yerine “makbul vatandaş” olarak ikame edilmeye çalışılıyor. Yapılan vatandaşlık tartışmalarında esas olarak yetim ve öksüz Suriyelilerin hedeflenmesi de bu asimilasyon hedefini ve devşirme sistemini gündemine getirdi. 


* Aleviler

Tarihleri boyunca kırıma uğrayan ve Maraş, Çorum, Sivas gibi çağdaş katliamlar yaşayan Alevi toplumu halen katliam tehdidi altında yaşamını sürdürüyor. Özellikle Ortadoğu’daki çete yapılanmalarının hedefi olan Alevi toplumu, Terolar, Dersim, Sêwaz gibi bölgelere kurulan mülteci kamplarının kendi varlıklarına yönelik tehdit olarak algılıyor. Darbe süreçlerinde, “terör” ile ilişkilendirilerek saldırılara uğrayan Alevi toplumun önde gelen bir çok ismi halen devlet tarafından “terörle ilişkilendirilerek” istenmeyen vatandaş kategorisinde değerlendiriliyor. 


* Sosyalistler

AKP siyasetinin üzerinde şekillendiği Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin hedefinde yer alan ve 1980 darbesinin hedefi olan sol-sosyalist düşünce, halen AKP hükümeti tarafından, etkisizleştirilmesi gereken temel toplumsal kesimlerden biri olarak görülüyor. Büyük çoğunluğu HDP çatısı altında bir araya gelen sosyalist kesimlerin neredeyse tamamı teröre destek vermek ile suçlanan ve vatandaşlıktan çıkarılmak istenen kesimler arasında yer alıyor. 


* Akademisyenler ve Gazeteciler

Özellikle 1980 sonrasında kurulan YÖK marifetiyle sürekli denetimde tutulan ve bir çok kez saldırılara maruz kalan akademi, bu kez Erdoğan yönetiminin baskı ile karşı karşıya. 

Yine Kürdistan’da süren savaşa ilişkin itirazlarını dile getirdikleri ve “Bu suça ortak olmayacağız” dedikleri için hükümetin hışmına uğrayıp, işini kaybeden, soruşturmaya maruz kalan akademisyenler, vatandaşlıktan çıkarılma tehdidi ile karşı karşıya olan kesimlerin başında. Erdoğan’ın, “Karanlık, terör sevici” olarak nitelendirdiği akademisyenlerin bir çoğu, teröre destek vermek ile suçlanıyor. Teröre destek vermekle suçlanan kesimlerden biri de, kamu görevi yürüten ve Türkiye’deki gelişmelerden halkı haberdar etmesi ve aydınlatması gereken gazeteciler. Erdoğan yönetiminin her zaman büyük baskı oluşturduğu gazetecilerden 39’u halen teröre destek verdikleri gerekçesiyle halen tutuklu. 

Bununla birlikte Feministler ile ve mücadele yürüten diğer kadınlar, muhalif gençler, LGBT’liler, devlet dini çizgisinin dışına çıkan Müslümanlar, hükümetin hoşlanmadığı ve zaman zaman ayar vermeye çalıştığı kesimler olarak ön plana çıkıyor. Yine Kemalistler, AKP yönetimi tarafından “kimi zaman tasfiye edilmesi kimi zaman ittifak geliştirilmesi” gereken bir toplumsal tabaka olarak değerlendiriliyor.


AKP açısından makbul vatandaşlar

AKP’nin istemediği bu toplumsal kesimlerin yanı sıra devlet dinine teslim olmuş “dindarlar”, sorgulamayan muhafazakar kesimler, farklılıkları yok sayan milliyetçi-ırkçı kesimler ise makbul ve tercih edilen toplumsal kesimleri oluşturuyor. Erdoğan bunlara dışarıdan özellikle “asimile edilebilecek, devşirmeye açık” mülteci kesimlerini de ekleyerek kendi vatandaşlık halkasını tamamlamaya çalışıyor. 


Kenan Kırkaya