Yeni terör tanımı diye sunsa da Tayyip Erdoğan, mesele yine ve yeniden AKP'nin içine düştüğü korku. Yeni şeyler keşfedemeyince de eskileri yeni diye yutturmaya çalışıyorlar, yerseniz diye. Diyor ya, terörün silahsız hallerini belirleyip suç olarak tanımlayacakmış. Cumhurbaşkanına, hükümete, devlet organlarına yönelik eleştiriler de bu kapsama alınacakmış. Yapan olursa da hooop parmaklıklar ardına. Hem de hücre tipi bir cezaevine ve terörist damgası ile. Bakın o zaman kimse cumhurbaşkanına, hükümete, devlete dil uzatabilecek miymiş... Tayyip'e göre cezaevlerindeki terörist damgalı binlerce siyasi mahpus niye orada acaba?
Kaldı ki unutmadık henüz, her darbe dönemindeki özellikle 80'de, faşist darbeci anlayışın karşıt her hareketi ve düşünceyi yasakladığını, bastırdığını. Bu nedenle hapis yatan, öldürülen gazetecileri, yazarları, öğretim görevlilerini, sivil ya da siyasi örgüt temsilcilerini unutmadık.
Yıllarca basın davalarına baktım. Sırf yapılan haberler ve yorumlar nedeniyle yazarların, yazı işleri müdürlerinin, yayın sahiplerinin yüzyıllara varan hapis cezaları aldıklarına tanıklık ettim. Bu cezalar o zamanki Terörle Mücadele Yasasının belirli maddeleri gerekçe gösterilerek veriliyordu. Terör kapsamına alındıkları için yarı oranında artırılarak ve terör propagandası denilerek.
Yıllarca demokratik örgütlerde çalıştım. Yasalarda suç sayılmayan faaliyetlerimiz nedeni ile hakkımızda açılmış yüzlerce davanın sanığı oldum. Dava hakiminin "ortada suç yok biliyoruz ama talimat aldık, dava açmazsak bizim hakkımızda soruşturma açılıyor" dediği oldu.
Demokratik gösterilere katıldığımız için yüzlerce kişiyle gözaltına alınıp olmayan suçlardan tutuklandık. O zamanın terör mahkemelerinde, Sıkıyönetim ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılandık terör suçlusu olarak.
Ben diye söze başladığıma bakmayın, ben çölde kum tanesi. Milyonlarca insan etkilendi bu faşist uygulamalardan. Terörle Mücadele Yasasının 6,7 ve 8. maddesi, TCK’nın 141, 142, eski 159 yeni 299, 301, eski 312 yeni 216. maddeleri, eski 168, 169, yeni 314, 220. maddeleri... 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununda zaten var olan ve 2015 yılı Ağustos'unda yasaklar lehine ağırlaştırılan düzenlemeler...
Daha fazlasını saymaya gerek var mı? Zaten on yıllardır yasal olan olmayan yasaklarla ve tehdit altında yaşıyoruz. Bugünün tek farkı; geçmiş hükümetlere göre pislikleri, yetersizlikleri daha fazla ortaya dökülmüş ve toplumun bir kesimi yaşamın her alanında itiraz bilincine ulaştığından, korkusu giderek büyüyyen AKP'nin, mutlak itaat beklentisini ülkede yaşayan herkese yaymış olması.
Eskiden belli gruplar mesela Kürtler ve sosyalistler hedefte iken, kalanları korkutup sindirmek için bir akademisyen ya da gazeteci öldürmek yeterken, bugün savaş tehdidinin de etkisi ile daha fazla insan isyan halinde. Evet, 78 milyonluk Türkiye'de pek anlamlı bir orana tekabül etmese de, itiraz edenlerin genel nüfusa oranı olarak bakılırsa geçmişten anlamlı bir farklılık söz konusu bugün. Hem de yaşamın her alanında. Demokratik haklarına da, özgürlüklerine de, barışa da, ağacına da, toprağına da, deresine de, kadınına da, işçisine de sahip çıkma refleksi geliştirebiliyor henüz yetersiz olsa da.
İçimizde derin yaralar açan 13 Mart Ankara saldırısında fitili kim ateşledi sorusunu aşıp, bizi bu şiddet sarmalına mecbur eden, mahkum eden hükümeti tespit ve de teşhir edebiliyor. Bu yüzden de AKP'nin selameti için toplumun külliyen susturulmasına, faşizmin iktidarına ihtiyaç var.
Tayyip bu yüzden sopasını daha bir hırsla sallıyor, ıslıklar eşliğinde şaklatıyor kırbacını. Her şey mutlak suskunluk, mutlak itaat sağlamak için. Söyledim yine söyleyeceğim. 12 Eylül karanlığı susturamadı, itaat ettiremedi, AKP de başaramayacak. Üç akademisyen, Barış Bildirisine attıkları imzalarının arkasında dimdik durarak gitti cezaevlerine, avukatlar ve siyasetçiler işlerini yaptıkları için gözaltındalar ama başları dik. AKP kıracak dökecek illa, çok canımız yanacak ama sonunda biz susmayacağız, onlar Hitler gibi ebedi lanete mahkum edilecekler.