7 Haziran seçimleri, Türkiye tarihinin en önemli seçimleridir demiştik. Seçim sonuçları bunu daha da yakıcı bir gerçeğe dönüştürmüştür. Seçimlerin en önemli sonucu, tüm zorbaca engellerin aşılarak barajın “hak ile yeksan” edilmesidir. Tehditler, hırsızlıklar, bombalar, linçler, çete saldırıları halkın iradesi karşısında tarumar olmuştur. HDP, barajı rahat biçimde aşmış, güçlü bir grupla meclise girmiştir. AKP, açık bir yenilgiye uğramıştır. 13 yıllık tek parti saltanatının tek parti diktasına dönüşmesine dur denilmiştir. Erdoğan’ın gemi azıya almış, keyfi tek adam yönetimine geçit verilmemiştir. Artık eski devir kapanmış, yeni bir devir açılmıştır. Yapılacak hiçbir değerlendirme, bu gerçekleri ve kaçınılmaz sonuçlarını ortadan kaldıramaz.
Görünürdeki durum budur. Ama gerçek durum daha da önemlidir:
Hepimiz tanık olduk ki, Erdoğan ve AKP şefleri bütün propaganda çalışmalarını HDP düşmanlığı üzerine kurdular. Önce “Demokratik Çözüm Sürecini” sabote ettiler. HDP’nin “Yeni Yaşam” projesine saldırdılar. Bu olağan bir siyasi rekabet meselesi değildi. Devletin bütün olanaklarını kullanarak HDP’yi bastırmaya çalıştılar. Gizli çetelerini ortaya salarak cinayetler işlediler, katliamlar yaptılar. Bütün çabaları HDP’yi baraj altında bırakarak, siyaset sahnesinden silmekti. Zaten bunu açıkça ilan ettiler. Böylece 400 milletvekiliyle, kendi tek adam-tek parti diktalarını kuracaklardı. Demokratik, barışçı, herkesin eşit ve özgür olacağı Yeni Yaşam projesini diri diri toprağa gömeceklerdi. Bu yeni bir kirli imha savaşı ve büyük katliamlar demekti. Türkiye’yi ezilen tüm bölge halklarıyla çatıştırmak demekti. Bu amaçla halkı kutuplaştırmak ve birbiriyle çatıştırmak için her şeyi yaptılar. Ama halk, yapılan bu ahlaksızca-alçakça teklifi elinin tersiyle itti. HDP’nin seçim zaferine gelince:Bunu sadece yüzde 13,12 olarak gören ve bu sayı üzerinden yapılan yorumlar eksik kalıyor. Şüphesiz ki, bu seçim zaferinde birçok etken rol oynamıştır. Her seçmenin verdiği ya da vermediği oylarda kendine has gerekçeleri olabilir. Ama bunlardan yola çıkıp “Emanet oylar” demek yanlıştır. Dahası, bu kavram demokrasinin özüne aykırıdır. Demokrasilerde seçmenlerin oyu, hiçbir partinin tapulu malı değildir. Dolayısıyla emanet oy kavramı da geçersizdir. Ya da, illa ki emanet oy diyeceksek, her seçmenin oyu bir dahaki seçime kadar o partiye emanettir. Seçmenler oy kullanmaz ya da seçim gününün şartlarına göre bir partiyi tercih ederler. Bu tercih her seçimde değişebilir. Seçmenlerin oyu, partilerin tapulu malı olsaydı tekrar tekrar seçim yapmaya gerek kalmazdı. AKP’liler, yüzde 49-50’yi tapulu malları zannediyordu ama gerçeği acı biçimde öğrenmiş oldular.İki buçuk senedir Demokratik Çözüm Süreci gündemde. Seçimden önce Erdoğan ve AKP şefleri “çözüm süreci”ni sabote etti. Dolmabahçe protokolünü bile inkar ettiler. İşte halk AKP’nin sadece yolsuzluklarını değil, çözüm sürecindeki bu ikiyüzlü/kaypak politikasını da mahkum etti. HDP şahsında kazanan Demokratik Çözüm Süreci ve Yeni Yaşam projesidir. Halkın gözünde ve gönlünde kazanan budur. HDP, seçilen vekilleri ve tüm örgütüyle bu doğrultuda çalışmak ve kazanmak zorundadır. O zaman HDP’nin kitle desteği de, oyları da hızla artacaktır. Çünkü bunlar HDP için bir seçim propagandası malzemesi değildir. Halklarımız arasında kalıcı bir barış ve eşit-özgür yaşam için atılması gereken ilk adımdır. Yaşamsal öneme sahiptir. Yeni dönemde gündemin ilk maddesi Önder Öcalan’ın özgürlüğüdür. Bu bir önşart, ya da şantaj meselesi değildir. Halkın dayanılmaz özlemi de ertelenebilir belki. Ama sürecin başarıyla yürümesi için gereklidir, şarttır. Açık ki HDP’nin kurulması da, Yeni Yaşam projesi de Öcalan’ın mücadele ve düşünce birikiminin, siyasi vizyon ve kararlığının doğrudan ürünleridir. Öcalan tüm engellere, çelmelere, prangalara rağmen bunları hayata geçirmiştir. Bu sürecin kesin başarıya ulaşması da Öcalan ile olacaktır. Bu gerçeği de artık herkes içselleştirmelidir. Seçim sonuçları ortaya yepyeni bir tablo çıkardı: Hiçbir parti tek başına iktidar olamayacak. Erken seçimin şartları da pek yok. Çünkü erken seçim olsa bile, oylar niye önemli oranda değişsin ki? Bu durum ister istemez bir koalisyon hükümetini zorunlu kılıyor. Bu da bir felaket değil, bir kurtuluş olabilir. TBMM, bir kurucu meclis gibi çalışır. Koalisyon için birçok sayısal senaryo mümkündür. Ama seçimlerden ders çıkarılacaksa, sayısaldan çok siyasal ders çıkarılmalıdır. Dolayısıyla bulunan çözümler sayısaldan çok siyasal olmak zorundadır. Yoksa çözüm olamaz. Tersine sorunları daha da ağırlaştırır. Halklarımızın hala kaybedecek malı-canı ve zamanı yok. Bu nedenle seçmenin mesajı ve arzuları doğrultusunda olan her türlü koalisyon kurulabilir. HDP bunlara girebilir, destek ya da engel olabilir. HDP’ye oy verenler, gönül verenler, HDP Ankara’da olanları TBMM koltuğundan izlesin diye oy vermiş değildir. HDP her gelişmeye müdahil olmak ve halkı bu doğrultuda bilgilendirmek, harekete geçirmek zorundadır. Artık HDP’siz siyaset olamayacaktır. Halk bu nedenle her türlü zulme rağmen, kanı canı pahasına “HDP’ye he” dedi. Halkın HDP’den beklentileri de umutları da büyüktür.
Türkiye’de eski devir kapandı, yeni bir devir açıldı. Halklarımıza hayırlı olsun!