‘Derin devlet’ lafını pek sevmem, doğru da bulmam. Sanki bir tane temiz devlet var, bir de bu devletin dışında, bu devlete rağmen kirli işler yapan bir çete varmış algısı yaratıyor. Bence devlet tektir, bir görünen yüzü bir de kendi yasalarına da uymayan gizli yüzü vardır. Bu gizli-illegal yönüne “Derin devlet” deniyor ama derin devlet gerçek devlettir. Devletin tümünü ve toplumu çeşitli araçlarla yöneten-yönlendiren de bu gerçek devlettir. Emrindeki medya generalleri en büyük destekçisidir. Buna geçmişte kontrgerilla, özel harp dairesi vb. deniliyordu.

Bu devlet, İstanbul’da Rum-Ermeni-Yahudi halka yönelik 6-7 Eylül 1955 saldırılarını yapar ama suçu Aziz Nesin ve bir kaç solcunun üzerine yıkar. Sonrasında tüm halka ve muhalefete yapılan zulmün baş gerekçesi olur.
Bu devlet, Yazıcıoğlu-Çatlı-Kırcı-Ağca-Oduncu vd. çetelerini solun üzerine salar, sonra da sağ-sol çatışması diye yaygara yapar. Aynı çetelerle Maraş, Sivas Katliamlarını yapar ve Alevi-Sünni çatışması der, seyreder. Sonra da bu gerekçelerle faşist darbe yapar. Katliamcılar hiç bir zaman yakalanmaz, yakalansa da mahkum olmaz, tek tük mahkum olsa da cezaevinden kaçırılır.
1960 sonrasında, TİP’in kurulması ve solun hızla güçlenmesi üzerine devlet çeteleri sahneye sürüldü. Sayısız cinayetler işledi. Bu dönemde Alevi halk içinde TİP’e destekler artmaya başlayınca Alevi katliamları başladı. Aleviler içindeki işbirlikçilere TİP’e karşı Birlik Partisi diye bir parti kurduruldu. Bu parti ilk girdiği seçimlerden sonra kazandığı beş milletvekiliyle birlikte katliamcı Demirel’in AP’sine katıldı. Geride kalan Mustafa Timisi ve arkadaşları da daha sonra Ecevit’in CHP’sine katıldılar.
Halkların adayı Selahattin Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığına aday olması ve “Yeni yaşama çağrı”sı toplumda büyük ilgi gördü. Bu seçimlerde gerçek mücadele üç aday arasında değil, Selahattin Demirtaş ile diğer iki aday arasındadır. Erdoğan ve İhsanoğlu eskiyi sürdürme çabası içindedir. Eskiye son verip yeni bir yaşam çağrısı yapan Demirtaş’tır. Bu çağrının toplumun her kesiminde yankılandığı görülüyor. Şimdiden Demirtaş’ı destekleyenler dışında kalan halk kesimleri de ilgiyle izliyor. Bu sesin yeni bir ses olduğunu ve ötekilerden tümden farklı olduğunu anlıyor. Halktaki ilgi sempatiye dönüşüyor. Tüm ezilenler tarafından yeni bir yaşamın temelleri atılıyor. İşte devletin sahiplerini korkutan budur.
Erdoğan korkudan kendini kaybediyor ve haddini aşarak “HDP’nin mecliste işi yok” diyor. Halkın seçtiği vekilleri meclisten kovmaya kalkışıyor. Her gün sandık, sandık dediği halde işine gelmeyince sandığı yakacağını gösteriyor. Erdoğan’ın HDP’ye ve Demirtaş’a karşı nezaket ve hukuk sınırlarını aşan saldırılarından sonra ne beklenir? Başbakanın hukuk dışı söylemlerinden sonra Giresun, Samsun, İzmir, Küçükçekmece’de olanlara şaşılır mı? Bu saldırıların sorumlusu başbakandır.
Şimdi bunlara bir de daha vahim olmak üzere Nurtepe-Sarıgazi ve Gazi’deki gelişmeler eklendi. İlgili kurumların açıklamalarına göre çatışmaları önlemek için görüş birliği sağlanmasına rağmen saldırılar sürdü. Sonunda Berkin Elvan yaşındaki, oynamak için evden çıkan bir çocuğumuz daha, İbrahim Öksüz yaşamını yitirdi. Katillerin uyuşturucu çeteleri olduğu açıklandı. Bu çetelerin hiç bir zaman devletten bağımsız ya da devletin kontrolü dışında olmadığı iyi biliniyor. Devlet her ihtiyaç duyduğu zaman bu çeteleri halkın ve devrimcilerin üzerine sürmüştür.
Yeni Yaşama çağrı halkta büyük bir umut yaratmıştır. Devlet de bu umudu kırmak için her türlü saldırıyı yapacaktır. Hiç kimse bu tür oyunlara düşmemeli, devlet provokasyonlarına zemin yaratmamalıdır. Elbette kimse Demirtaş’ı desteklemek zorunda değildir. Erdoğan’ı, İhsanoğlu’nu destekleyen de, boykot eden de kendisi bilir. Ama Demirtaş’ı destekleyenlerle fiili çatışma içine girmek, Demirtaş’ın kampanyasını engellemeye kalkışmak sadece karşı devrimcilere hizmet edecektir.
Yeni bir yaşamın temelleri elbirliğiyle atılıyor. Filizlenen ve kazanacak olan, hatta şimdiden kazanmış olan “Yeni yaşam” ağacıdır. Bu ağacın gölgesinde hepimize, her renge yer var.