Öğrenme faslı olmasa da eğitim dönemim artık bitti ama ben yine bu ayları severim. Yayınevleri, en önemli hedef kitlesi olan öğrencilerin köy ve kasabalarından şehirlere geri gelişine sevinir. Onlar için hazırlanmaya başlarlar. Yazın sıcağında yazar, çevirmenlerin yayınevlerine çok önceden teslim ettiği eserler, editörlerce gözden geçirilir ve matbaalara gönderilir. Sonbahar başlangıcında yayınevlerinin yeni kitapları ve baskısı tükenmiş kitaplarının yeni baskıları raflarda yerini alır.
Kasım ayından itibaren de, -önemli bir satış yöntemi olarak kendi ağırlığını hissettiren- değişik şehirlerdeki kitap fuarları başlayacaktır. Şehiriçi metro, şehirlerarası otobüs ve uçak yolculukları başta olmak üzere elinden kitabı düşürmeyen biri olarak, sonbahar geldiğinde, yeni başlayan televizyon dizileri beni hiç ama hiç ırgalamasa da, gazetelerin kitap eklerinden takip etmeye çalıştığım yeni çıkan kitapların her biri beni heyecanlandırıyor.
1970’li yıllarda çevirmen ve editör olarak çalıştığım Ser Yayınevi’nin dağıtım şirketi de olduğundan para vermeden yüzlerce kitap okuma şansımız vardı. Daha sonraki yıllarda kitaba para vermek bana zul gibi gelmeye başladı. O eski dönem kadar olmasa da, günümüzde de epeyce kitaba parasız ulaşma şansım oluyor. Ama okumak için eskisi kadar vaktimin olduğu söylenemez.

Sonbahar kitapları

Örneğin Phoenix’in yayınladığı yedi eserden oluşan sosyal demokrasi kitaplığına hızlıca baktım ve henüz sadece ilk kitabı bitirebildim. Başlayıp da henüz bitiremediğim bir başka dizi ise Yaba’nın yayınladığı Şerefname. Kürt tarihi için en önemli kaynaklardan biri olan beş ciltlik bu devasa eserin tam metni için Yaba’ya ne kadar teşekkür etsek azdır. Yine Yaba’nın yayınladığı Nabokov’un “Solgun Ateş” romanı, tekrar tekrar başlayıp, daha sakin bir zamanda sindire sindire okumak için bir kenara kaldırdığım eserlerden biri.
Kitapları birkaç tane birden okumayı seviyorum. Elbette ayrı ayrı saatlerde. Bir de hızlı okuma ve sindire sindire okuma yöntemim var. Bugünlerde elimden gelip geçen kitaplardan bazıları şöyle: Şehit gazeteci arkadaşlarımızdan biri olan Hüseyin Deniz’in katledilmesinin 20. yılında, kardeşi Hasan Hüseyin Deniz’in derlediği, “Can Hüseyin” isimli kitabın redaktesinde yardımcı olmuştum ama tekrar okumadan da edemedim. Kitap, Avrupa’da yayınlandı ama Aram’dan temin edilebilinir.
Devrimci 78’liler Derneği’nin 12 Eylül Utanç Müzesi etkinlikleri kapsamında imza gününe katıldığım İrfan Welat’ın “Auschwitz’den Diyarbakır’a, 5 No’lu Cezaevi” isimli çalışması, 3. baskısına ulaşmış. Kitaba geç de olsa ulaşmış oldum ve hızlı okumasını bitirdim bile. Dün postadan gelen bir kitap beni heyecanlandırdı. Tanımış olmaktan büyük onur duyduğum Nevin Berktaş’ın “12 Eylül” kitabı ilk okuyacak olduğum kitaplardan biri. Tarihe önemli bir ışık tutan bu eser, Yediveren Yayınları’ndan çıktı.
Geçen hafta bana ulaşan eserlerden biri de Yusuf Nazım’ın Kızak isimli öykü kitabı oldu. Evrensel Basın Yayın, bu hafta yayınladığı bir kitapla, 500. kitaba ulaşmış. Kendilerini kutluyorum. Evrensel’in kitapları çok iyi gerçekten. 500 kitabın en az 400’ünün kütüphanemde olmasını isterdim; 400’ün en az 200’ünü 1960-70’li yıllarda okumuş olsam da. Çok daha fazla kitap yayınlamış olan İmge Yayınevi’ni de iyi izlemelerini isterim okurlarımızdan. İmralı’nın binleri bulan okuma listesinde adı en çok geçen yayınevlerinden birinin de İmge olduğunu bilmelisiniz.

Aram yayınları

Çok iyi kitaplar yayınlamış ama bunun ‘reklamını’ pek yapamamış bir yayınevi de Aram. Bunu, “Susturulamayanlar - Özgür Basın Geleneği” kitabımı yayınladıkları için söylemiyorum. Bu çalışmam, pek güzel ya da ne bileyim yeterli olmamış olmalı ki, okurların ilgisini pek çekmedi, çekmiyor. Gerçi okurlarımız Bekaa ve Kandil anıları da içeren “Kürt Medyasında Yirmi Yıl” kitabımın bin adetlik ilk baskısını da iki yıldır bitiremedi. “Kürtler ve Kürt sorunuyla ilgili kitaplar, eskisi kadar satmıyor”, diye bir belirlemede bulunacağım ama birden fazla baskı yapan Aram kitapları var.
Sahi bir de İmge’den çıkan “Aykırı Kadınlar - Osmanlıdan Günümüze Devrimci Kadın Portreleri” kitabımın aldığı ‘tepkilerden’ söz etmeliyim. Şimdiye kadar yayınlanmış çeviri ve telif kitaplarımın sayısı 30’u geçti. Galiba en fazla ateşli övgü ve en şiddetli eleştiriyi bu kitabım aldı. Doğrusu esasen çok sevildi. Okuyanların çoğu, şu isimler de bu kitapta olmalıydı, dedi. Kimisi bazı isimleri bu esere yakıştıramadı. Kimileriyse daha radikal bir söylem beklentisindeydi. Neyse...
‘Aykırı Kadınlar’dan biri olan Ayşenur Zarakolu’nun Belge Yayınevi’ni unuttuğumu sanmayın. Nitekim geçen yayın döneminde, okuduğum kitaplardan önemli bir bölümü Belge Yayınları’ndandı. Yeni yayın döneminde, bu işi aşkla yapan -yoksa kesinlikle katlanılacak bir iş değil- tüm yayınevlerine başarılar diliyorum. Bu arada, değişik şehirlerde gerçekleştirilecek fuarlarda yayınevlerinin yeni okurlara ulaşmaları en büyük temennimdir!

HÜSEYİN AYKOL