Türkiye bir yol ayrımında, ya barış ve özgürlük kazanacak ya da militarist, baskıcı otorite. Her ikisi de olasıdır.

Bu yol ayrımında yeni bir anayasanın gerçekleşme şansı var mı, varsa nasıl olmalıdır sorusunun yanıtı önemlidir.
Bugün yaşanan bir yol temizliğidir. Bunun ilk ayağı elbette devlet ve PKK’nin güçlerini çatışmasızlık pozisyonunda konumlandırmalarıdır. Bu bakımdan PKK’nin 8 Mayıs 2013’ten itibaren silahlı güçlerini kademeli olarak sınır dışına çekme kararı tarihi önemdedir.
İkinci aşama anayasal süreçtir.
Türkiye’nin yapısal sorunları temelde anayasal sistemle ilgilidir ve bu düzeyde çözüm gerektirir.
Eşit, özgür, insan hak ve hürriyetlerini esas alan sosyal hukuk ilkelerini barındıran bir anayasanın oluşturulması hayatidir.
Silahsızlanmanın ve normalleşme anayasal reform sürecinin başarısı ile ilgilidir…
Askeri darbe anayasalarıyla, iç çatışmalarla Munzur ve Ergene birbirlerine düşman yapıldı. Haksız, otoriter, adaletsiz sistemler kuruldu. Tekçi, otoriter ve baskıcı zihniyet ve anayasalarla Dicle-Fırat Sakarya-Meriçten kopartıldı, Toroslar ve Erciyes Cudi ve Ağrı’ya yabancılaştırıldı, Trabzon Hakkari’ye düşman yapıldı. Munzur Ergene ile kardeştir.
Trabzon ile Şırnak’ı barıştıracak, Dicleyi Meriç ile birleştirecek, Torosları ağrıya tanıtacak bir Anayasa yapma sorumluluğumuz var. Özgürlükçü, eşitlikçi ve demokratik bir anayasa bütün kadın ve erkeklerin ortak çaba ve katılımı ile olanaklıdır.
Türkiye olarak adlandırılan Anadolu-Mezopotamya coğrafyası Türklerin, Ermenilerin, Arapların, Kürdlerin, Süryani, Çerkez, Keldani ve Asurilerin ortak vatanıdır. Müslümanların, Hıristiyan ve Yahudilerin, Êzîdî ve Alevilerin ve inanmayanların birlikte yaşadıkları evidir. Anadolu-Mezopotamya coğrafyasındaki farklı etnik, dini, felsefi ve siyasi kimliği olan bütün erkek ve kadınlar eşittirler, özgürdürler.
Hallaç-ı Mansur, Feqiyê Teyran, Şemsi Tebrizi ve Gomidas Vartabed’in özgürlük ve kardeşlik ideallerine uygun bir anayasa…
Yeni anayasayı Kürt ve Türklerin ortak İslami geleneği ve ortak savaş tarihi üzerinden kurmak kuşkusuz hastalıklı olacaktır. Hastalıklı olmaması için yeni anayasayı özgürlük, eşitlik ve demokrasi gibi evrensel değerler üzerinden oluşturmak elzemdir.
Halkları, sınıf ve kültür elçilerini, ezilen emekçi ve kadınları, horlanan ve dışlanan mezhepleri, tarikat ve cemaatleri, sömürülen erkekleri ve kadınları, ezilen ve dışlanan eşcinselleri, iktidarların dışladığı, ezdiği ve yok saydığı herkesin kendini bulduğu bir anayasada ortaklaşmak önemli…
Hayatın bütün renklerini kucaklayan, kuşun, toprağın, suyun haklarını koruyacak bir anayasa şart…
Merkezi ve otoriter yönetim aşılmalı, yerel yönetimler kurulmalı, güç bölünmeli ve yerelin etki ve kapsamı genişletilmelidir.
Cami, Kilise, Cemevi ve Havra devletin etkisinden özgürleşmeli ve sivil topluma bırakılmalıdır. Caminin kiliseye, havranın cemevine, kilisenin havraya üstünlüğü yoktur. Namaz cem ile kardeştir, çan ezan ile hısım akrabadır.
Bu zihniyet formülasyonu önemlidir Buna dikkat edilmezse yeni anayasa da öncekiler gibi otoriter ve tekçi olacaktır.
Anayasa yapım süreci uzadıkça provakasyon ve engeller çıkacaktır.
Bu nedenle AKP Hükümeti’nin, BDP’nin ve Meclis’in bu hususlara dikkat etmesi ve hızlı davranması gerekiyor.
Yasal ve anayasal süreç başarılı olur ve nihayete ererse normalleşme ve çözüm hızla gerçekleşir.