Türkiye tarihinin en büyük toplu sivil katliamı bir yıl önce Ankara’da gerçekleşti. Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Ermeni’si, Süryani’si, Boşnak’ı, Müslüman’ı, Hıristiyan’ı, Alevi’si, Êzıdî’si Türkiye’nin tüm renkleri Ankara’da barış mitingi yaparken bombalandılar. 120 civarında yurtsever demokrat yaşamını yitirdi. Bu bir AKP katliamıydı. AKP iktidarı IŞİD için önemli olduğundan bu katliam IŞİD’e yaptırılmıştır. İçindeki MİT tarafından IŞİD’liler bu katliama yöneltilmiştir. Bu katliam, esas olarak AKP yapımıdır. Saray gladyosu tarafından planlanmış, IŞİD içindeki MİT böyle bir eylem yaptırılması için görevlendirilmiştir. Katliamın bu biçimde gerçekleştirildiğine kuşku yoktur.
2015 yılı IŞİD ve AKP’nin devrimci demokratik güçler tarafından en fazla geriletildiği yıldır. Türkiye’de ve Ortadoğu’da demokrasi güçlerinin ortaklaşması; bu temelde AKP ve IŞİD’e karşı mücadele yürütülmesi demokratik devrimci güçleri geliştirirken, AKP ve IŞİD’i daraltmıştır. Dünya halklarının ve ilerici insanlığın da AKP ve IŞİD karşısında demokrasi güçlerinden yana olması, Türkiye ve Ortadoğu’nun siyasi durumunu devrimci demokrasi güçleri lehine güçlendirmiştir. Rojava Devrimi etrafında insanlık 2. Dünya Savaşında olduğu gibi bir demokrasi cephesi oluşturmuştur. AKP ve IŞİD bunu kendilerinin ölümü olarak görmüşlerdir. Bu nedenle birlikte Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’daki devrimci güçlere karşı saldırıya geçmişlerdir.
7 Haziran seçimleriyle birlikte Türkiye’de eski hegemonik sistem dağılma sürecine girmiştir. Kuşkusuz bu durumu yaratan onlarca yıldır Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesi olmuştur. 30 Ekim 2014’te gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulunda Kürt Özgürlük Hareketi’ni şiddetle, savaşla ezme kararı alan AKP iktidarı, 7 Haziran seçimleriyle birlikte tüm demokrasi güçlerini de bu saldırının kapsamına almıştır. Çünkü Ortadoğu ve Türkiye’de yaşanan süreç ya Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüyle sonuçlanacak; ya da AKP yeni ittifaklarıyla birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ni ve demokrasi güçlerini ezerek düşündüğü dinci-milliyetçi yeni hegemonik otoriter faşist sistemini kuracaktır. Türkiye bu iki sistemden birinin hakim olacağı yol kavşağına gelmiştir.
İşte AKP iktidarı ve Türk devletinin tüm ulus-devletçi faşist güçleri bu durumu görerek ittifak kurmuş, Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerine karşı saldırıya geçmişlerdir. AKP iktidarı Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta kullandığı IŞİD’i bu defa da 10 Ekim’de tüm demokrasi güçlerinin üzerine saldırtmıştır.  20 Temmuz’da Suruç’ta sosyalist gençlere yönelik katliamla 10 Ekim’de Türkiye’nin demokrasi güçlerine yönelik katliam aynı amaçlı ve aynı odaklarca yaptırılmıştır. 10 Ekim katliamı, AKP iktidarının demokrasi güçlerinin kendisine karşı tutum almasını, kendisi için en büyük tehlike olarak gördüğünü gözler önüne sermiştir.
Türkiye’deki hegemonik egemen güçler için en büyük tehlike her zaman demokrasi güçleriyle Kürt halkının devrimci demokratik güçlerinin birleşmesi olarak görülmüştür. Çünkü bu birleşme ve ortak mücadele Türkiye’nin demokratikleşmesi anlamına gelecektir. Bu da Kürt sorununun çözümü ve mevcut hegemonik otoriter soykırımcı sömürgeci sistemin ortadan kalkması olacaktır. Halkların kardeşliği ve ortak mücadelesinde kendi ölümlerini gördükleri için 10 Ekim’de bu ağır saldırıyı gerçekleştirmişlerdir. Nitekim 10 Ekim’den sonra demokrasi güçlerinin bu düzeyde ortak miting yapamaması ve eski düzeyde bir araya gelememesi saldırganların belli düzeyde amaçlarına ulaştığını göstermektedir.
10 Ekim saldırısının birinci yıldönümünde demokrasi güçlerinin bir araya gelmesi, AKP ekseninde oluşmuş faşist hegemonik iktidara karşı mücadele etmesi daha acil ve zorunlu bir biçimde kendini dayatmış bulunmaktadır. AKP faşizmi 15 Temmuz darbe girişimini de gerekçe yaparak tüm demokrasi güçlerini ezip geçmekte, kendi hegemonik dinci ve milliyetçi faşist iktidarı önündeki tüm engelleri tasfiye etmektedir. Bu gerçeklik, AKP iktidarına karşı demokratik bir ittifak kurulmadığı takdirde tüm demokrasi güçlerinin tasfiye edileceğini göstermektedir. Sadece marjinal olarak yaşamalarına tahammül edileceği bir hegemonik otoriter sistem kurulacaktır.
Bugün Yenikapı ruhu olarak ifade edilen şey, hiçbir muhalif sesin olmadığı; her kesimin faşist hegemonik otirter sistemin kuyruğuna takıldığı bir siyasi ortamı ifade etmektedir. Bu, AKP eksenli faşist hegemonik otoriter yeni siyasi sistemin arzuladığı ortam olmaktadır. Zaten Tayyip Erdoğan yıllardır böyle bir siyasi düzen arzulamaktaydı. Bunu Türk tipi demokrasi olarak da tanımlamıştı. Aslında arzuladığı, sözde demokrasi adı altındaki neo-faşist bir Türkiye’dir.
Bu gerçeklik karşısında demokrasi güçlerine düşen görev, Yenikapı ruhu denilen bu faşist saldırganlığa karşı 10 Ekim ruhu ile karşı çıkmaktır. Şu anda Türkiye’nin ihtiyacı olan 10 Ekim ruhudur. Türkiye’de demokrasi güçleri 10 Ekim ruhuyla bir araya geldiğinde Yenikapı ruhu denilen faşist ittifak dağılacak, Türkiye 10 Ekim ruhu etrafındaki demokrasi mücadelesiyle yeni bir döneme girecektir. Yenikapı ruhu denilen faşist ittifak çözülerek Türkiye demokratikleşme sürecine girecektir.
Türkiye demokratikleşmeye her zamankinden daha yakındır. Türkiye artık bir partinin iktidardan düşüp diğer partinin iktidara geldiği hegemonik otoriter sistemden kurtulacak, gerçek anlamda demokratik bir sistemin oluştuğu bir siyasi düzen kurulacaktır. Yeter ki demokrasi güçleri ittifak kurarak AKP eksenli faşist hegemonik otoriter ittifak güçlerine karşı mücadele içine girsin!