Dahası AKP polisinin faşist terörü, geçtiğimiz hafta doğrudan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelmiş bulunuyor. İmralı’da nelerin yaşandığını bilemiyoruz. Çünkü dörtbuçuk aydır Önder Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştürülmüyor. Kürt Halk Önderi üzerinde en ağır bir psikolojik işkence, ağırlaştırılmış tecrit ve imha süreci uygulanıyor.
Ancak dışarda olanlar, İmralı’da nelerin yaşandığını anlamamıza yeterince ışık tutuyor. Bir örneği daha görülmemiş bir biçimde, bir celsede Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın otuzüç avukatı birden tutuklanmış bulunuyor. Avukatların görev yaptığı Asrın Hukuk Bürosu, AKP polisi tarafından gösterişli bir biçimde basılıp tarumar ediliyor. Baskınlar bununla da sınırlı kalmıyor. Önder Abdullah Öcalan’ın kitap ve açıklamalarını yayınlayan tüm gazete, dergi ve yayınevleri aynı anda basılıyor. En sonunda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın doğum günü olan 4 Nisan’da gösteri yapmak ve doğum gününü kutlamak da suç sayılıyor. Geçen yıllarda bu suçu işlemiş olan Kürtlerden bir bölümü bu saldırı dalgası içinde gözaltına alınıp tutuklanıyor.
Bütün bu baskın, gözaltı ve tutuklamalar da “KCK Operasyonu” kapsamında sayılıyor. Bunlara dair kamuoyuna yansıyan, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın “Terör örgütü KCK’ye talimat verdiği” ve avukatlarının da “Bu talimatları terör örgütüne ilettiği” dir. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, AKP’nin polis şeflerinin ve tutuklama kararları veren mahkemelerin şu ana kadar öne sürdükleri gerekçeler bunlar. Dikkat edilirse tüm bunların ekseninde de KCK’nin “Bir terör örgütü” sayılması var.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan onüç yıldır İmralı’da. AKP’de dokuz yıldır iktidarda. Peki dokuz yıldır AKP iktidarı ne yapıyordu diye sormazlar mı? Eğer bütün bu iddia ve gerekçeler doğru ise, o zaman AKP iktidarı dokuz yıldır niye durdu demezler mi? AKP’nin bu sözde uyanışına açık bir “Günaydın” çekmezler mi?
AKP’nin neden şimdi bu saldırıları yürüttüğü ve bunların ne anlama geldiği hususunu sonra ele alalım. Öncelikle şu “İmralı’dan talimat verme” işine açıklık getirelim. İmralı gibi bir zindandan talimat verilemeyeceği, Kürt Halk Önderi’nin de “Buna ihtiyacının olmadığını” defalarca açıkladığı, AKP’nin de dokuz yıllık iktidarı boyunca bunu böyle kabul ettiği açıkça ortadadır. Yani bu “Talimat verme” ve “Talimat taşıma” işi külliyen yalandır. Fakat buna rağmen, farzedelimki doğrudur ve Kürt Halk Önderi talimat vermektedir. Peki bir insan olarak buna hakkı yok mu? Başbakan Tayyip Erdoğan da her gün elli talimat vermiyor mu? Bu noktada deniyor ki, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan KCK’ye talimat veriyor ve KCK’de terör örgütüdür! Dolayısıyla Kürt Halk Önderi “Terörü yönetmek” ile suçlanıyor.
Yine farzedelimki bütün bunların hepsi doğru. Burada sorun oluşturan “talimat vermek” değil de, “Terör örgütü KCK’ye talimat vermek” oluyor. Yani sorun KCK ve onun “Terör örgütü olması” oluyor. Peki KCK’nin “Terör örgütü” olduğunun kanıtı ne? AKP hükümeti ve onun yönettiği Milli Güvenlik Kurulu böyle sayıyor. Mevcut hukuk ve yargı sistemi KCK’nin “Terör örgütü olduğunu” söylüyor. O halde şimdi üç yıl öncesine dönelim. Aynı hukuk ve yargı sistemi neredeyse AKP’yi de “İrticanın odağı” sayıp kapatacaktı. Bu yargının başı olan Anayasa Mahkemesi’nin onbir yargıcından beşi “AKP bir irtica örgütüdür” dedi. Diğer beş yargıç da bu konuda “Çekimser” kaldı. Yani AKP’nin bir irtica örgütü olmasından şüphelenmekle birlikte tam bir netliğe ulaşamamışlardı. AKP’yi kapatılmaktan ve Tayyip Erdoğan’ı da “İrticanın başı” olmaktan Anayasa Mahkemesi’nin bilinen AKP yanlısı başkanı kurtardı. Mahkemenin onbir üyesinden sadece birinin AKP’den yana olması, bazı hukuksal azizliklere dayanılarak AKP’nin kapatılmasını engelledi.
Şimdi kendisi böyle olan bir AKP’nin, böyle bir hukuk ve yargı sistemine dayanarak, KCK’nin bir “Terör örgütü” olma iddiasına bu kadar sarılmasının kalıcı bir anlamı olabilir mi? Bu yargı AKP’yi de bir “İrtica örgütü” sayıyordu. Dolayısıyla yarının ne getireceği belli olmaz. Sadece iktidar gücüne dayanarak farklı düşünce ve siyasetleri “Terörizm” deyip yasaklamak hayra alamet gelmez. Buradaki hukuk ve yargı, siyaseti cilalayan basit bir örtüdür ve her an kalkabilir. Nitekim son açıklamasıyla Tayyip Erdoğan da bu örtüyü kaldırmıştır. “KCK operasyonlarını geçmişte de destekledim, şimdi de destekliyorum” diyerek, bunların hukukun işi değil, hükümetin işi olduğunu ve talimatları kendisinin verdiğini açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik saldırılar da siyasidir ve hükümetin kararı ve başbakanın talimatı ile yapılmaktadır.
Şimdi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik baskı ve saldırıların bu düzeye neden bu süreçte geldiği konusuna geliyorum. Öyle ya, AKP dokuz yıldır iktidardaydı, ancak hiç böyle tutum almadı. Kürt Halk Önderi onüç yıldır İmralı işkence sistemi altında tutuluyor, ama saldırılar hiç bu düzeyde avukat tutuklamasına kadar varmadı. Dolayısıyla son saldırılar yeni bir anlam taşıyor. Hükümet kararı ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatı temelinde yapıldıklarına göreyse, o halde siyasi bir anlam taşıyor.
Peki bu siyasi anlamı nasıl tanımlayabiliriz? “AKP’nin kafası kızdığı için böyle yapıyor” diyemeyiz. “Şimdiye kadar uyuyordu da yeni uyandı” da diyemeyiz. O halde şöyle ifade etmemiz gerekir: AKP şimdiye kadar bazı siyasal sonuçlara ulaşmak için Kürt Halk Önderi’ne bu düzeyde saldırmıyordu; ancak şimdi saldırdığına göre, demekki hedeflediği siyasi amaçta başarılı olamamış ve sonuç alamamıştır. Ulaşmak istediği siyasi amacı da AKP sözcüleri zaten açıktan söylüyorlar: PKK’yi imha ve tasfiye etmek! Dolayısıyla Kürt soykırımını tamamlamak! Dolayısıyla uluslararası komployu başarıya götürmek!
Şimdi bütün bu amaçları AKP başaramamış oluyor. İmralı işkence sistemine dayanarak ve süreci uzatıp Kürt Halk Önderi’ni bu işkence sistemi altında tutarak başarı elde edememiş oluyor. Yani AKP, İmralı mücadelesinde ve Önder Abdullah Öcalan karşısında yenilmiş oluyor. Eğer başarı elde etmiş olsaydı, o zaman bu kadar açık ve daha kapsamlı saldırmasına gerek olmazdı. Bu son saldırılar, çok açık bir biçimde İmralı mücadelesini Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kazandığını ve AKP’nin ise yenildiğini gösteriyor. Bunun başka bir anlamı ve izahı olmaz.
O halde AKP için yeniden bir durum değerlendirmesi yapma zamanıdır. Çünkü başarısız kaldığı siyaset ve taktiklerde ısrar etmesi ona bir şey kazandırmaz. Tersine daha çok kaybetmesini ve aşılmasını getirir. Belliki Kürt Halk Önderi’nin, PKK’nin ve Kürt halkının siyasi iradesinin kırılabileceği yönünde yapılan analizler sakattır, yanlıştır ve başarısızlığa mahkumdur. AKP’nin akıl hocaları yanlış analiz yapmışlar ve AKP yönetimine yanlış akıl vermişlerdir.
AKP yönetimi sözkonusu bu yanlıştan dönebilir mi? Bunu kendisi bilir ve zaman gösterecek. Fakat mevcut haliyle Önder Abdullah Öcalan’ın ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin kazandığı kesindir. Kürt halkı daha çok Önder Abdullah Öcalan etrafında kenetlenmektedir. Demokratik güçler, insan hakları savunucuları ve gerçek adaletten yana olanlar daha fazla Kürt Halk Önderi’ni sahiplenmekte ve savunmaktadır. Siz bu yazıyı okurken Amed halkı yüzbinler halinde Önder Abdullah Öcalan’ı sahiplenmiş ve “İrademe Dokunma” demiş olacaktır!..