Ortadoğu'nun yarınsız, hayatının bir adım ötesi belirsiz insanları, teslimiyeti haykırırcasına gamlı, kasvetli görünüşlüdür. Ruhunu esir alan kederin ağırlığından başı düşük, yüzü yere dönük, ensesi de davetkar bir cömertlikle güneşe açıktır.

Ortadoğu insanının ensesi, bu yüzden güneş yanığı, karadır.

Çetin Altan, "enseyi karartmayın" diyerek bu insanlara direnme gücü veriyor, yaşama umudu aşılıyordu.

Ustanın sözünden yola çıkarak, "enseyi karartmayın" diyeceğim ama, Kürtlerin, Türk tipi demokrasinin Pazar günkü seçim sandığından, başları eğik, ruhları hüzün salkımı olarak çıktıkları da gerçektir.

1 Kasım seçimleri Kürtlerin yenilgisiyle kapanmıştı.

Yenilginin sayısız nedeni, var. Türk ırkçılığının, AKP çatısı altında Kürtlerle hesaplaşmak üzere bütünleşmesi, sebeplerden biridir. Bu amaçla, devletin zorbalığı ve parasal gücü dahil, bütün olanakları, AKP tarafından seferber edilmiş, hileler peş peşe sıralanmış, kalpazanlıklardan köprüler kurulmuştur.

Söz gelişi, bazı Türk şehirlerinde AKP’nin kazancı, düşündürücü biçimde, hayali oyları işaret edip nakşadecek şekilde, HDP ve MHP’deki düşüşün iki katı kadardır.

Ayrıca, Kürdistan’daki düşüşün oranı da, şaşırtıcı şekilde paraleldir. Oranlar, neredeyse tek düzenlemeden çıkmış gibidir. Düşüşler birbirine yakın şekilde hesaplanmış, uygulanmış gibi…

Bu durum, seçimden önce çıkarılan hesabın, sandığa yansıya tablosu mu, ayrı konu. Sebep ne olursa olsun, HDP’nin oy kaybı gerçektir. 

Oy satın alma pazarının kurulduğu ve bu pazarda alım, satımların olduğu da gerçektir.

Ancak, olup bitenlerin kabahatini hırsızlara, kalpazan ve dolandırıcılara yükleyip, işin içinden sıyırılmaya çalışmak da kolaycılıktır. Çünkü, yenilgi bir gerçektir. Karşı önlem almamak da kabahattir.

Sorumluluk ise dönüp dolanarak sonuçta, Kürdistan ulusal mücadelesi alanında kurulu olan siyasi partinin (HDP) tutumunda ilmikleniyor.

Bu açıdan bakıldığında HDP’nin kusuru bir değil, pek çoktur. Ülkede başını alıp giden ve Arap faşizmi IŞİD ile bütünleşerek kurumlaşan terör rejimine karşı mücadelesinin yetersizliği bir yana, IŞİD eliyle gerçekleştirilen Ankara Katliamı ve Kürtleri hedef alan terör anaforu karşısında, HDP’nin meydanları terk etmesi yılgınlıktı; teslim olmaktı. Irkçı saldırılarda katledilenlerin yakınlarını, yaralı kurulanları, evi, iş yeri talana uğrayan, yangınlara, yıkımlara hedef olanları, kısacası mağdurlar sahipsizlik hissiyle baş başa bırakmaktı. 

Sonucu ne olursa olsun, faşizmin egemenliğine karşı durulmalı, alan terk edilmemeli, yalnızlık hissi yaşatılmamalıydı.

Her neyse kusur ve kabahatleri saymak, sonucu değiştirmiyor. Olan oldu. Umarım HDP izlediği yol, yöntem ve politikalarını yeniden ele alacaktır.

Dünya bir günlük değildir, çünkü. Bu seçim de sonsuzluğa uzayan kaide değildir.

Alandaki siyasi parti, nihayetinde Kürdistan ulusal kurtuluş zemninin ürünüdür. Orada yerleşmiş ve hayat sürmektedir. Onun yenilgisi, ya da 250 tane milletvekili çıkarması sonucu değiştirmiyor. Sorunun çaresi başka yerdedir.

O nedenle, seçim sonuçlarına bakıp, Çetin Altan’dan alınmış ödünç sözle "enseyi karartmayın" derim ben.

Bu dem, devran da geçecek, hatalar düzelecektir sonuçta…