Başbakan Tayyip Erdoğan yine ABD’ye PKK’ye karşı verdiği destekten dolayı teşekkür etti. Türkiye dünyanın en büyük askeri ve siyasi gücü olan bir ülkenin desteğini alarak Kürt halkının özgürlük mücadelesini bastırmaya çalışıyor. Eğer ABD ve Avrupa’nın desteği olmasaydı Kürt halkına karşı yürüttüğü savaşı on defa kaybederdi. Aslında şimdiden kaybetmiştir. Ama bu destekle ayakta kalıyor ve direnmeye çalışıyor. Ancak tarih kanıtlamıştır ki bu destek Türkiye’ye yetmeyecektir. Kürt halkının direnişi çok uzak olmayan bir zamanda kazanacaktır. ABD başkanıyla konuşurken Tayyip Erdoğan’ın terörle mücadele, uzantılarıyla müzakere yapacağız, demesi bile ne kadar sıkıştığını gösteriyor.
Bir devlet yüzlerce televizyonu, radyosu ve onlarca gazetesi varken bir gazeteyi niye kapatır? Nedeni, yürüttüğü savaş gerçeğinin çok zayıf olmasıdır. Kürtlerin gerçeği karşısında ne yapsa da zayıf kalıyor ve kaybetmeye mahkum oluyor. Özgür Gündem’in kapatılması bile başlı başına Türk devletinin bu savaşı şimdiden kaybettiğinin ifadesidir.
Türk devleti ABD’den aldığı tekniğe güveniyor. Ama bir halkın haklı mücadelesinin teknikle yenilemeyeceğini anlayamıyor. Kürt halkı özgürlüğünden, Kürt kadını ve gençliği özgürlüğünden vazgeçmeyecektir. Kürt Halk Önderi direniyor, Kürt halkı direniyor, Kürt kadını direniyor, Kürt gençliği ve gerillası direniyor. AKP’nin imha operasyonları bu direnişi büyütmekten başka sonuç vermeyecektir. Her bir gerillanın direnişi Kürt halkının özgürlük mücadelesini daha da harlandırıyor; Newroz’da yükselen özgürlük ateşini daha da yükseltiyor.
Mazlum’lar, Mahsum’lar, Adil’ler, Nûda’lar, Rüstemler, Çiçekler, Alişêrler yaşamlarını verdiler ama özgürlük mücadelesini büyüttüler. Kürt Halk Önderi gerilla kayıplarını Kürt halkının kurumuş yaşam damarlarına yaşam öz suyunun akması olarak değerlendiriyordu. Akan gerilla kanlarının Kürt halkının kurumuş yaşam damarlarını canlandırdığını söylüyordu. İlk büyük serhıldanların gerilla kayıpları sonrası gerçekleştiğini herkes biliyor. Kürt halkının direnişçi karakteri gerillanın direnişçi karakteriyle şekillendi. Bu nedenle gerilla kayıpları şimdiye kadar Kürt halkının özgürlük mücadelesini zayıflatmamış, aksine güçlendirmiştir.
Amed halkının ruhunu yeniden şekillendiren süreçler de şahadetlerin yaşandığı süreçlerdir. Zindan direnişi, Vedat Aydın’ın katledilmesi sonrası gelişen serhıldan, 2006 yılında 14 gerillanın yaşamını yitirmesinden sonra Amed gençliğinin bir hafta Amed’i kontrol altına alması, Amed halkının direnişçi ruhunu yeni bir düzeye çıkarmıştır.
Kahramanlık haftası olarak ilan edilen 21 Mart 28 Mart arası, Kürt halkının özgürlük ruhunun ve direnişinin yeniden mayalandığı günlerdir. Bu kahramanlık haftasındaki gerilla kayıpları direniş ruhunu daha da geliştirecektir. Bırakalım gerilla direnişini azaltmayı, gerilla daha fazla direnecek, Kürt gençliği daha fazla gerillaya koşacaktır. Bunu biz değil, 30 yıllık tarih söylüyor. Bir şairin zalimlerin ruh hallerini ve durumunu yansıtan “biz öldürdükçe çoğalıyor bunlar, bu ne acayip bilmece” dizesi en fazla da yaşamını yitiren gerillalar karşısındaki Türk devletinin durumunu yansıtıyor. Türk devleti 30 yıldır bunu anlamamışsa yaşadığı pratiklerden hiçbir sonuç çıkarmayan ve eski yaptıklarını tekrar eden bir maymun gibi yaşıyor demektir. Bunu hayvanlara hakaret yapmak için söylemiyoruz, hayvanların gerçeğini hatırlatıyoruz.
Kürt halkı yaşamını kaybeden çocuklarını bu yaşamı neden feda ettiklerini çok iyi biliyor. Bu nedenle onları zılgıtlarla toprağa veriyor. Kahramanlık haftasında yaşamını yitiren gerillalar da yine serhıldanlarla kaldırılacaktır. Türk devleti yaşamını yitiren gerillalar karşısında en fazla yine kendisinin kaybettiğini görecektir. Kürt halkının en fazla ihtiyacı olan direniş ruhudur. Gerillaların direnişi, Kürt halkının ihtiyacı olan bu ruhu her gün daha fazla güçlendirerek Kürt halkını yenilgisiz kılıyor.
Türk devletinin ABD tekniğiyle yürüttüğü savaşa karşı eğer gerilla direniş göstermemiş olsaydı o zaman Türkiye “ben kazanıyorum” diyebilirdi. Gerilla direniyorsa kazanan Türkiye değil Kürt halkıdır. Gerillanın direnişi Kürt halkının Türk devletinin zulmüne boyun eğmeyeceğinin ilanıdır. Dolayısıyla gerilla kayıpları karşısında başbakanın sevinmesi boşunadır. Bu kayıplar başbakanın sonunu getirecektir.
Zindan direnişi ve Mahsum Korkmaz’ın yarattığı gerilla ruhu yenilmezliğini sürdürüyor. 12 Eylül zindanlarında tutsaklar yaşamlarını ortaya koyarak 12 Eylül’ü yenilgiye uğrattılar. Eğer bu kendini feda etmeler olmasaydı 12 Eylül’ün ömrü daha fazla uzun olurdu. 12 Eylül’ün amacını kısaltan ve bugün lanetli hale getiren bu direnişlerde yaşamlarını verenler olmuştur.
Bitlis’te kadın gerillaların yaşamını yitirdiği söyleniyor. Bu kayıplar hangi sonucu verecektir. Şu kesindir ki bu kayıplardan sonra Türk devleti daha da zayıflayacaktır. Kürt halkı bu gerillalara sahiplenecek ve direnişini yükseltecektir. Zaten yaşamını yitirenler bu gerçeği bildiği için genç yaşta gözlerini kırpmadan fedailik yapmaktadırlar. Kürt halkı bu gençlerin duygularıyla güçleniyor ve özgür yaşama daha fazla sarılıyor; uğruna ölünecek bir yaşam yaratmak için direniyor.
Bu genç Kürt kızları uğruna ölünecek bir yaşam için dağlara çıkmışlardı. Yaşamı çok sevdikleri için dağlara çıkmışlardı. Sevilmeyecek bir yaşamı ortadan kaldırmak için dağlara çıkmışlardı. Yaşamlarını feda ederek uğruna ölünecek yaşamı daha da yakınlaştırdılar.
Türkiye’nin ABD’den aldığı destek Türkiye’nin hayrına sonuç vermeyecektir. Türkiye Kürtlere daha fazla düşmanlık yaparak kendi bindiği dalı kesmektedir. Türkiye’yi daha fazla dış güçlere bağlayarak kendini zayıflatmaktadır. Belki kısa vadede bir kazanç elde ettiğini sansa da Türkiye’nin geleceğini karartmaktadır.
Türk devleti ya Kürt halkıyla barışmayı esas alarak geleceğini kazanacak ya da direnen genç kızların yüce duyguları karşısında yenilgiye uğrayacaktır. Bu duyguları yenmek mümkün değildir. Çünkü bu duygular yenilgisizliğin iksiridir.