
12 Eylül faşizmi PKK tutsakları şahsında
PKK’nin özgürlük umudunu Amed zindanının betonlarına gömmek istiyordu.
Amed zindanlarında yaratacağı teslimiyeti ve pasifikasyonu tüm
Kürdistan’a yayarak kültürel soykırım politikasını hızlandırıp
Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmeyi
amaçlıyordu. Zindanda tutsaklar şahsında PKK’yi bitirmek önemli
hedefiydi. PKK en radikal söylem ve tutumlarla Özgürlük Mücadelesini
başarıya götürmeyi iddia ediyordu. PKK tutsakları teslim alınırsa halka
“bakın en yiğitleriniz, en devrimcileriniz bu duruma düştü, onlar
başaramadı, siz nasıl başaracaksınız” fikrini aşılayacaktı. Zaten on
yıllarca “Şeyh Sait ve Seyit Rıza da bu zulme direndi, ama sonuç
alamadı“ sözlerini bizzat toplumun kendisi söylemiyor muydu? Bu sözlerle
pasifikasyonu bizzat toplum kendi içinde yaymıyor muydu? 12 Eylül
faşist askeri darbesi zindanda tutsakları teslim alarak bu ruh halini
tüm Kürdistan’da yaygınlaştırarak, toplumu bir daha ayağa kalkamaz hale
getirerek Kürdistan üzerinde de kültürel soykırımı tamamlayıp nihai
hedeflerine ulaşacaktı.
PKK’li tutsaklar Türk devletinin bu uğursuz
amaçlarını derinden hissettiler. PKK’nin Önder kadroları kendileri
şahsında Kürdistan toplumu üzerinde oynanmak istenen oyunları gördüler.
Amed zindanı gibi nefes almanın, düşünmenin ve direnişi akla getirmenin
zor olduğu bir mekanda tarihi bir karar aldılar. Türk devletinin bu
uğursuz planını ve kararını bozma onurunu üstlendiler. Büyük bir heyecan
ve coşkuyla 14 Temmuz büyük ölüm orucunu başlattılar. Titreyen
dudaklarından “başardık, başardık, 6 kişiyle başardık” sözleriyle büyük
bir direniş içine atıldılar. Ölüme doğru giderken Kemal Pir’in ağzından
“özgürlük ne kadar güzelmiş” diyerek 14 Temmuz ölüm orucunun tarihi
anlamını hafızalara kazıdılar ve geleceğe taşıdılar.
Şahadet
yaklaştıkça görevlerini yerine getirmenin heyecanını, coşkusunu ve
moralini yaşayan büyük devrimciler “mezarlarımıza ‘halkımıza borçluyuz’
diye yazın” diyebilme büyüklüğünü gösterdiler. Yaşamın anlamının ne
olduğunu en iyi bu büyük devrimciler ortaya koydular. Ölüme giderken
moralleri daha da yükseldi. Ölüm yaklaştıkça moral ve coşkuları artarak
hep birlikte Nirvana’da buluştular. Yaşamın anlamının halka, halkın
değerlerine, insanda somutlaştıran yüce değerlere bağlılık olduğunu
düşünüp şahadetleriyle bu duygu ve değerlerin altına imzalarını attılar.
Bugün kapitalizmin içini boşalttığı, daha fazla meta tüketmek, daha
fazla yaşamları tüketmek haline getirdiği yaşamın anlamı, bugün
Kürdistan’da yücelerde seyrediyorsa bunu 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu
Direnişçilerinin yaşama kazandırdığı büyük anlama borçluyuz. Onların
“mezarımıza ‘halkımıza borçluyuz’ yazın” demeleri her dakika onlara
borcumuzu hatırlatmaktadır. Yaşamın anlamını kazanmak kadar büyük bir
borç olabilir mi?
Bugün Kürdistan’da ölümü yenip yaşamın anlamına
kavuşmada onların bize öğrettikleri çok fazladır. Eğer Kürdistan’da Kürt
genç kızları ve erkekleri yaşamlarını ülkeleri, halkları ve yaşamın
anlamını korumak için feda ediyorsa 14 Temmuz direnişçilerine minnet
duymayacağız da ne yapacağız? Zorun zoru Kürdistan devrimi koşullarında
en zor anda bizlere çıkışın, çözümün yolunu gösteren bu büyük
devrimcilere minnet duymayacağız da ne yapacağız?
Bugün özgürlüğüne
aşık, direnen bir halk gerçeği var. Özgür ve demokratik yaşamda bir
ısrar var. Yaşam özgür ve demokratik olmadıkça yaşam değildir, diyerek
yılmadan, yorulmadan mücadele eden bir halk gerçekliği var. Bazılarının
sandığı ya da düşündüğü gibi Kürdistan halkı özgürlüğü için direnmekten
yorulmamıştır. Ulusal varlığını güvenceye alıp özgür yaşama kavuşmadığı
müddetçe özgürlük mücadelesinin yeni başlatmış gibi büyük bir coşku ve
heyecan taşıyan bir halk gerçeği var. Hatta yılların bilinçlenmesiyle
özgürlüğü için daha kararlı ve direnmede ısrarlı bir halk gerçeği var.
Böyle bir halk gerçeğinin yaratılmasını da bu Büyük Ölüm Orucu
Şehitlerine borçluyuz. Onlar duygularını, sözlerini ve anılarını daha o
büyük direniş dün olmuş gibi topluma, gençlere, devrimin özgürlük ruhu
haline gelen kadınlara hatırlatıyorlar.
14 Temmuz ruhu ve onların
yarattığı zor koşullarda mücadele edip kazanmanın tarzı olan Kürdistan
devriminin tarzını yol gösterici olarak görüp yaşattığımız sürece
Kürdistan devrimi bırakalım yenilmeyi, her gün daha da gelişecek ve
mücadele mutlaka özgür ve demokratik yaşamla taçlanacaktır.