Bundan 31 yıl önce Kürt ve Ortadoğu tarihi açısından bir destan yazılmıştır. Tarihe işkence, baskı ve direnişleriyle geçen Amed zindanında 14 Temmuz 1982 yılında zulme karşı bir isyan başlatıldı. Vücutlarını ölüm orucunda gün gün eriten M. Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek ölümsüzleşerek tarihteki yerlerini aldılar. Kendi yaşamlarını feda eden bu büyük devrimciler Kürtlerin dirilişi, özgür ve demokratik yaşamı açısından bir dönüm noktası oldular.

12 Eylül faşizmi PKK tutsakları şahsında PKK’nin özgürlük umudunu Amed zindanının betonlarına gömmek istiyordu. Amed zindanlarında yaratacağı teslimiyeti ve pasifikasyonu tüm Kürdistan’a yayarak kültürel soykırım politikasını hızlandırıp Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı haline getirmeyi amaçlıyordu. Zindanda tutsaklar şahsında PKK’yi bitirmek önemli hedefiydi. PKK en radikal söylem ve tutumlarla Özgürlük Mücadelesini başarıya götürmeyi iddia ediyordu. PKK tutsakları teslim alınırsa halka “bakın en yiğitleriniz, en devrimcileriniz bu duruma düştü, onlar başaramadı, siz nasıl başaracaksınız” fikrini aşılayacaktı. Zaten on yıllarca “Şeyh Sait ve Seyit Rıza da bu zulme direndi, ama sonuç alamadı“ sözlerini bizzat toplumun kendisi söylemiyor muydu? Bu sözlerle pasifikasyonu bizzat toplum kendi içinde yaymıyor muydu? 12 Eylül faşist askeri darbesi zindanda tutsakları teslim alarak bu ruh halini tüm Kürdistan’da yaygınlaştırarak, toplumu bir daha ayağa kalkamaz hale getirerek Kürdistan üzerinde de kültürel soykırımı tamamlayıp nihai hedeflerine ulaşacaktı.
PKK’li tutsaklar Türk devletinin bu uğursuz amaçlarını derinden hissettiler. PKK’nin Önder kadroları kendileri şahsında Kürdistan toplumu üzerinde oynanmak istenen oyunları gördüler. Amed zindanı gibi nefes almanın, düşünmenin ve direnişi akla getirmenin zor olduğu bir mekanda tarihi bir karar aldılar. Türk devletinin bu uğursuz planını ve kararını bozma onurunu üstlendiler. Büyük bir heyecan ve coşkuyla 14 Temmuz büyük ölüm orucunu başlattılar. Titreyen dudaklarından “başardık, başardık, 6 kişiyle başardık” sözleriyle büyük bir direniş içine atıldılar. Ölüme doğru giderken Kemal Pir’in ağzından “özgürlük ne kadar güzelmiş” diyerek 14 Temmuz ölüm orucunun tarihi anlamını hafızalara kazıdılar ve geleceğe taşıdılar.
Şahadet yaklaştıkça görevlerini yerine getirmenin heyecanını, coşkusunu ve moralini yaşayan büyük devrimciler “mezarlarımıza ‘halkımıza borçluyuz’ diye yazın” diyebilme büyüklüğünü gösterdiler. Yaşamın anlamının ne olduğunu en iyi bu büyük devrimciler ortaya koydular. Ölüme giderken moralleri daha da yükseldi. Ölüm yaklaştıkça moral ve coşkuları artarak hep birlikte Nirvana’da buluştular. Yaşamın anlamının halka, halkın değerlerine, insanda somutlaştıran yüce değerlere bağlılık olduğunu düşünüp şahadetleriyle bu duygu ve değerlerin altına imzalarını attılar.
Bugün kapitalizmin içini boşalttığı, daha fazla meta tüketmek, daha fazla yaşamları tüketmek haline getirdiği yaşamın anlamı, bugün Kürdistan’da yücelerde seyrediyorsa bunu 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu Direnişçilerinin yaşama kazandırdığı büyük anlama borçluyuz. Onların “mezarımıza ‘halkımıza borçluyuz’ yazın” demeleri her dakika onlara borcumuzu hatırlatmaktadır. Yaşamın anlamını kazanmak kadar büyük bir borç olabilir mi?
Bugün Kürdistan’da ölümü yenip yaşamın anlamına kavuşmada onların bize öğrettikleri çok fazladır. Eğer Kürdistan’da Kürt genç kızları ve erkekleri yaşamlarını ülkeleri, halkları ve yaşamın anlamını korumak için feda ediyorsa 14 Temmuz direnişçilerine minnet duymayacağız da ne yapacağız? Zorun zoru Kürdistan devrimi koşullarında en zor anda bizlere çıkışın, çözümün yolunu gösteren bu büyük devrimcilere minnet duymayacağız da ne yapacağız?
Bugün özgürlüğüne aşık, direnen bir halk gerçeği var. Özgür ve demokratik yaşamda bir ısrar var. Yaşam özgür ve demokratik olmadıkça yaşam değildir, diyerek yılmadan, yorulmadan mücadele eden bir halk gerçekliği var. Bazılarının sandığı ya da düşündüğü gibi Kürdistan halkı özgürlüğü için direnmekten yorulmamıştır. Ulusal varlığını güvenceye alıp özgür yaşama kavuşmadığı müddetçe özgürlük mücadelesinin yeni başlatmış gibi büyük bir coşku ve heyecan taşıyan bir halk gerçeği var. Hatta yılların bilinçlenmesiyle özgürlüğü için daha kararlı ve direnmede ısrarlı bir halk gerçeği var. Böyle bir halk gerçeğinin yaratılmasını da bu Büyük Ölüm Orucu Şehitlerine borçluyuz. Onlar duygularını, sözlerini ve anılarını daha o büyük direniş dün olmuş gibi topluma, gençlere, devrimin özgürlük ruhu haline gelen kadınlara hatırlatıyorlar.
14 Temmuz ruhu ve onların yarattığı zor koşullarda mücadele edip kazanmanın tarzı olan Kürdistan devriminin tarzını yol gösterici olarak görüp yaşattığımız sürece Kürdistan devrimi bırakalım yenilmeyi, her gün daha da gelişecek ve mücadele mutlaka özgür ve demokratik yaşamla taçlanacaktır.