Birinci ve biricik olan ders: Türk devleti adına verilen hiç bir söze, hiç bir “göz yummaya”, yapılan hiç bir hoşgörü jestine, hiç bir müzakereye, hiç bir “iyi şeyler olacak” imasına güvenmeyeceksin..
İster CHP, ister AP, ister AKP farrketmez. Kim yönetirse yönetsin, bu devlet elbette bir hukuk devleti değildir. Tuzakçı bir devlettir. Bu devleti yönetenler, yurttaşlarına “tuzak” kurar. Sinsidir. Bekler. Sonra saldırır.
Yapılanlar alçaklıktır.
Düşünün, PKK önderi Öcalan uzun yıllardan beri imralı’da, taktik önlemeler dışında her hafta avukatlarıyla görüştü.
Görüşmeleri sözünü ettiğimiz bu devlet her defasında izledi, kaydetti. İşte şimdi, “Öcalan’ın drektiflerini İmralı’ya iletmek” suçlamasıyla Abdullah Öcalan’ın avukatlarının neredeyse tümü gözaltına alındı.
Şimdi bu devlete soruyoruz:
Sen on yıldır bu avukatların Öcalan’la görüşmelerine izin verirken yasaların bugünkü yasalar değil miydi? On yıl boyunca bu avukatlar senin gözetiminde, senin ordunun, polisinin, yargının izniyle İmralı adasına gittiler, geri döndüler, görüşme notlarını senin gözünün önünde kamuoyuna açıkladılar.
Nasıl oldu bu işler?
Nasıl oldu da on yıl boyunca Avukatlar özgürce görevlerini yaptılar ve şimdi nasıl oldu da gözaltına alındılar? O zaman yürürlükte olan yasalar bugün de yürürlükte olduğuna göre, ne değişti?
Ortada iki ihtimal var: Ya yürürlükte olan yasalar, başından beri avukatların Öcalan’la görüşüp, onunla yapılan görüşme notlarını yayınlamalarını yasaklıyordu; ya da tersine yürürlükte olan yasalar avukatların eylemini yasaklamıyordu. On yıl boyunca ya kendi yasalarını uygulamadın, ya da şimdi kendi yasalarını çiğniyorsun.
Eğer birinci şık doğruysa... Yani avukatların eylemi yürürlükte olan yasaları ihlal ediyorduysa...
O zaman....
On yıl boyunca kendi yasalarını uygulamadın, bütün hükümetler aynı uygulamayı yaptı. Bu suçtur. Bir hukuk devletinde, onu yöneten hükümetler, kendi devletlerinin yasalarını çiğneyemez. İmralı‘ya giden ve Öcalan’la görüşme notlarını hazırlayan Avukatları, birinci yıl boyunca tutuklamayarak, ikinci yıl yine aynı şekilde tutuklamayarak, sekizinci, onuncu yıl boyunca onlara dokunmayarak, bu Avukatlara tuzak hazırladın. Onlara dokunmulmadığını gören başka Avukatların İmralı’ya gitmesini, Öcalan’la görüşme notlarını hazırlamasını bilerek, isteyerek teşvik ettin. Bunun adına “provokasyon” dendiğini bile bile, on yıl boyunca bütün Kürt yurtsever Avukatların “önünü açtın”... Yurttaşına “tuzak” kuran bir devlet, hukuk devleti değildir. “Tuzak” kuranlar “kışkırtıcı ajanlık” yapmışlardır. Suçludurlar.
Evet, Avukatlar ya on yıldır yasal görevlerini yaptılar (ki işin aslı bu), ya da yaptıkları on yıldır yasal değildi. Yasal ise neden gözaltındalar. Yasal değilse neden on yıldır gözaltına alınmadılar da, şimdi alındılar?
Şu anda yüz yüze olunan hukuki durum satsamam böyledir.
Sanırım artık bu devletin “neden yasal durumu” değiştirmediğini herkes anlamıştır. Hükümetler faşizan yasaları, hatta bunları değiştirme vaadinde bulunarak korurlar. Son ana kadar, yani yok etmek istedikleri “düşmanı“ yok edene kadar bu yasaları değiştirmezler. Ama aynı zamanda da uzun bir süre, “düşmanı” yok etmek için saldırma karararı verene kadar da “uygulamazlar”. Bu yöntem bugüne has değildir.
Yasakları on yıl uygulamamanın amacı, yasaklara karşı demokratik direnişi anlamsız kılmaktır... AKP’nin sahte “açılımı” işte bu “sahte hoşgörü ya da yasakları uygulamama” yöntemi sayesinde Türk demokrat çevrelerine yutturulmuştur.
1960 darbesinden 12 Mart 1971 darbesine kadar geçen onbir yıl boyunca sosyalistleri tehdit eden 141.-142. maddeler tekil bir kaç olay dışında kullanılmamıştı. Ne zaman ki “düşmanı” ezmeye karar verildi, bu maddeler uygulamaya kondu. Binlerce insan bu maddelerden yargılandı, hüküm giydi.
Durum şimdi de böyledir.
Türkiye’de “hukuk devleti” yoktur. “Devletçi ahlaksızlık” vardır. Bu durumda, Kürt halkının Anayasa yapım sürecinden bekleyeceği hiç bir şey yoktur. Çünkü AKP Anayasa sürecini, Kürt halkına karşı savaş sürecine dönüştürmüştür. BDP demokratik anayasa için “yol temizliği” derken, AKP Hükümeti, yolu Kürt halkından “temizlemekte”...
Şimdi Kürt halkı, Halkların Demokratik Kongresi’nde birleşenlerin ve onlarla dayanışma içinde bulunan ÖDP gibi partilerin, bir kaç sınırlı etkiye sahıp gazete ve TV dışında AKP diktasının karşısında kendi gücünden başka hiç bir şeye güvenemez.
“Devletçi ahlaksızlık” adım adım bütün Türk kurumlarını ahlaksızlığa sürüklüyor.
Apê Musa yaşasaydı, şöyle derdi:
Ey Kürt kardeşler; bir AKP yetkilisi elinizi sıkarsa, bir silahlı ya da silahsız bürokrat yanınızdan geçerken kolunuza dokunursa, bir Türk gazetesi elinize tutuşturulursa, gözünüz bir Türk TV ekranına takılırsa, hemen bir cami avlusuna giriniz, abdest alınız ve Allah’a “beni devlet ahlaksızlığından koru ya Rabbi” diyerek yakarınız...
Çünkü yeryüzünde örgütlü gücünüzden ve Arş-ı Ala’da da Rabbinizden başka hiç bir şeyiniz yoktur....
Bu da size yeter zaten...