Dünya, Ortadoğu, Kürdistan çok netameli günlerden geçiyor. Ortadoğu’nun, Suriye halklarının geleceğinin nasıl şekil alacağı, emperyalist güçler arası mücadele ve paylaşım savaşının Suriye üzerinden nasıl bir merhaleye evirileceği İdlib’de düğümlenmiş gibi gözüküyor. Emperyalist güçler arasında denge politikasına oynamaya çalışarak Suriye’de alan hakimiyetini geliştirmeye ve korumaya çalışan Türkiye için İdlib hayli meşakkatli bir probleme dönüşmüş durumda. İçeride baskı ve zor yöntemleriyle ve muhalefetin beceriksizliği sayesinde ciddi bir hakimiyet kurmuş olmasına rağmen ekonomideki büyük kriz, iktidarı ciddi şekilde zorlamaktadır.

Ekonomik krizin başat nedenlerinden birinin her geçen gün demokratik değerlerden uzaklaşan siyaset tarzıyla ilgili olduğunu görmezden gelerek sürdürdüğü çözüm arayışları ne kadar başarılı olacak göreceğiz. Uluslararası sistemin Türkiye’de derin derin krizin yaşanmasına ve bu krizin de zincirleme bir etkiye yol açmasına izin vermeyeceği, bu krizin aşılması için asgari demokrasi koşullarının oluşması için bir baskı yapacağı büyük bir ihtimal gibi gözüküyor. Zaten hükümet de yeniden Avrupa değerlerine vurgu yapmaya, Avrupa birliği perspektifi ile yoluna devam etmek istediğine dair açıklamalar yapmaya başladı.

Önümüzde yerel seçimler, belediye seçimleri var. Çok katı bir merkeziyetçi yönetim ağına dönüştürülmüş bir başkanlık sistemi içerisinde yerel seçimleri kazanmanın ne kadar önemi olduğu tartışılabilir. Halkın, demokratik muhalefetin enerjisinin sürekli seçimlere akıtılarak boşa çıkarılması durumu hiç de yabana atılacak bir tehlike değil. Fakat biz biliyoruz ki doğru kullanıldığında, araçsallığı unutulup amaçsallaştırılmadığında seçimler kitleleri mobilize etmede, örgütlemede ve demokratik bir muhalefetin örülmesinde önemli bir işlev görebilmesi de mümkündür. Bu hem Kürdistan merkezli mücadele hem de Türkiye için geçerli bir durumu ifade eder. Elbette ki Türkiye’de muhalefet cephesinde elinde çok sayıda belediye barındıran CHP açısından duruma bakıldığında, yaptıkları belediyeciliğin iktidar partisinin belediyeciliğinden çok bir farkının olmadığını görmek mümkün. Belki biraz daha seküler bir karaktere sahip hizmet anlayışı ve daha fazla kültür sanat etkinliği yapıyor olmak ayırt edici karakteri olabilir.

Kürdistan’da ise içinde belediyelerin de bulunduğu yerel yönetimler tam anlamıyla paradigmal olarak stratejik bir odak oluşturmakta ve demokratik siyasetin üretim sahası olarak büyük bir önem arz etmektedir. Kayyumlar tarafından belediyelere el konularak halkın iradesinin gasp edilmiş olması bu seçimlerde belediyelerin yeniden kazanılmasını daha da önemli hale getiriyor. Ne pahasına olursa olsun gasp edilen tüm belediyeler yeniden kazanılmalı, üzerine yenileri eklenmelidir. İktidar, bin bir türlü baskı, hile ve desise ile gasp edilen yerleri elde tutmaya çalışacak, gaspını halk desteği almış gibi göstererek meşrulaştırmaya çalışacaktır. Bu iktidar için, devlet için Kürdistan’daki varlığının onaylanması yahut reddedilmesi anlamına gelmektedir ki devletin kazanmak için alacağı tedbirlerin bazılarını hayal bile edemeyebiliriz.

Bizim yapmamız gereken şey ise bu aşamada seçimlere girip girmemeyi, girip seçimleri alsak bile belediyeleri tekrar elimizden alacakları, öyleyse seçime girmenin anlamsız olduğunu tartışmak değil, tüm taktik ve stratejik hedefleri doğru belirlenmiş bir demokratik seçim programıyla ortaya çıkmaktır. Belediyelerin elde tutulduğu dönemlerdeki tüm hata ve eksikliklerin hiçbir çekinge gösterilmeksizin açıkça özeleştirisinin verildiği ve yerel demokratik siyasetin nasıl örüleceğinin çok net ve kısa bir şekilde ifade edildiği bir program en kısa zamanda kamuoyuna deklere edilmelidir. Belediye başkanlığı ve meclis üyeliği etrafında kümelenen rantçı çevrelerin iştahlarını karınlarına gömmek için, seçilecek belediye başkanlarının, meclis üyelerinin, maaş, makam odası, makam arabası gibi hiçbir imtiyazlarının olmayacağının, partinin bir il başkanın yahut bir ilçe başkanının imtiyazı neyse başkan ve meclis üyelerinin de imtiyazlarının o olacağı, yine her türlü makam aracının, lüks aracın, yeni yapılmış devasa belediye binaları gibi yerlerin satışa çıkarılarak bunların halka hizmet için harcanacağı bu programda yer almalıdır.

NOT: HDP’nin Yerel seçimlerle ilgili 4-5 Eylül tarihlerinde yaptığı iki günlük toplantıya dair gözlemlerimi daha sonraki bir yazıyla okuyucularla paylaşacağım.