
HDP de benzer pek çok engellemeyle karşılaştı. Parti binaları kundaklandı, yöneticileri saldırıya uğradı, hatta linç girişimlerine maruz kaldı. Saldırıları düzenleyenler sadece MHP’ye yakın faşistler değildi. HDP’yi etkisizleştirmek gizlisi ve açığı, derini ve yüzeydeki ile bir devlet tutumu oldu. Tüm düzen partileri bu tutumda birleştiler. Türkiye’deki devrimci demokratik muhalefetin Kürt Özgürlük Hareketi ile birleşmesi tehlikeli görüldü ve engellenmeye çalışıldı. Denilebilir ki, İstanbul hariç, hemen hiçbir yerde HDP’ye göz açtırılmadı. Demokrat geçinen kimi aydın ve yazar takımı da bu tutumla uyum içine girdi. Oyların HDP’ye değil CHP’ye verilmesi için çağrıda bulundu. Demokratik hareketi CHP’ye kanalize etmek için çaba harcadı.
Bütün bu saldırılar ve engellemelere rağmen, seçimlerden çıkan sonucu demokrasi güçleri açısından başarı olarak değerlendirmek gerekir. BDP Kürdistan’da üç yeni ilde daha seçimleri kazandı. Elindeki hiçbir ili kaybetmedi. Üç büyükşehir belediyesinin yönetimini eline geçirdi. Kürdistan’da belediye yönetimine geldiği il sayısını on bire çıkardı. İlçelerde de küçümsenmeyecek bir başarı elde etti. Kısacası Kürt halkı paranın değil sözün gücüne itibar etti. Bir kez daha oy namustur dedi ve oyuna sahip çıktı. Çok daha önemlisi, eşbaşkanlık sistemini içtenlikle benimsedi. Kürt toplumu kadının gücüne inandı, kadın kendi gücüne inandı. Yönetime kadın eli değsin diye sevinçle sandık başına gidip oyunu kullandı. Biz kendimizi yöneteceğiz dedi.
Yerel seçimlerin belki de en mutluluk veren sonuçlarından biri Dêrsim’de Devrimci Güç Birliği’nin zafer kazanması oldu. Birçok açıdan özgünlükleri olan Dêrsim’de elde edilen bu başarı oldukça önemli ve anlamlıdır. Her şeyden önce burası bir Alevi kentidir, bunun da ötesinde Aleviliğin merkezidir. Kimileri abartılı bulabilir, ancak Sünni İslam için Mekke ne ise Alevilik için de Dêrsim odur. Buradaki kutsallık anlayışı tarihsel toplumun kutsallık anlayışının derin izlerini taşır. Ziyaretleri canlı ve kutsal doğa anlayışının en güzel göstergesidir. Dêrsim toplumu bu mekanların kendisine küsmesini felaket sayacak kadar doğaya bağlıdır.
1937 öncesinde dönemin Türk basınında yer alan bir değerlendirmede ilginç bir belirlemeye tanık olmuştum. “Dêrsim’de medeni adam yavrusu yetişmez” diyordu. Belirlemenin sahibine göre medeni olmak demek, devletleşmek ve Türkleşmek demekti. Soykırıma gerekçe hazırlamasının dışında bu belirleme doğruydu. Dêrsim tarihte hep kendi özüne bağlı kalmış, devletleşmeye ve Türkleşmeye karşı direnmişti. Özünü korumak istemesinin bedeli ise korkunç bir soykırım oldu. Buna rağmen o hep kendi kutsallarına seslendi, ziyaretlerini yardıma çağırdı. İsyan eden gençlerini korumaları için yalvardı. Zalime karşı başka bir güce değil doğasına sığındı.
Özünden uzaklaşmayı reddeden Dêrsim’in kökünü kazıma ameliyesine girişen güç CHP iktidarıydı. Katil daha sonra kurtarıcı postuna bürünmüştü. Dışarıdan bakıldığında Dêrsim insanı sinmiş görünüyordu. Bazılarına göre Dêrsim toplumu CHP’nin mezalimini unutmuştu. Mecburi iskana tutulmuş bir ana babanın çocuğu olarak bunun doğru olmadığını biliyorum. ’38 katliamına ilişkin ağıtları dinlediğinde insanlarımızın ne yaptıkları ve neler hissettiklerinin tanığıyım. Kim ne derse desin, Dêrsim insanı aslında sömürgeci devletin mezalimini hiç unutmadı. Bu yüzden iç içe hep patlamaya hazır bir isyan potansiyeli taşıdı. Dêrsimli gençler Türkiye devrimci hareketinde ve Kürt özgürlük mücadelesinde en önde saf tuttular. Dêrsim’in engin dağları hiçbir zaman direnişçiden yoksun kalmadı. Bunlar alttan alta kaynayan yanardağın yüzeye çıkan lavlarıydı.
Öncü işte tam da bu noktada devreye girer, devrimcilik bu noktada kendi gücünü kanıtlar. Devrimci sadece görüntüye bakarak karar vermez. Derinliğe inmeyen ve derinde akanı görme çabasına yönelmeyen biri devrimcilikten söz etmemelidir. Derindeki Dêrsim’i bilmeyen bugünkü Dêrsim’i anlayamaz. Derinlik zamanla ilgilidir, köktür, tarihtir. Devrimcilik bir bilinç işidir ve bilinç tarihseldir. ‘Hakikat avcısı’ olarak devrimci yitik hakikati bulmak için dönüp geriye bakar, tarihe başvurur. İnsanlığın geçmişinin daha gerçek olduğunu bilir. İnsanlığı orada arar, orada bulup yakalar ve yeniden başlatır. Yapmamız gereken budur. Böyle yaklaştığımızda göreceğiz ki kadim Dêrsim hala yaşıyor. Soykırıma uğramış, horlanmış, ezilmiş, bitap düşmüş, ama kaybolmamıştır.
Dêrsim bu yerel seçimde yapılması gerekeni yaptı. Her şeyden önce tüm devrimci demokratik güçlerin birlik oluşturmaları başarıyı mümkün kılan temel etken olacaktı ve bu başarıldı. Güç birliğinin kısa bir zaman aralığına sıkışmış çalışması bile güzel bir ürün verdi ve Dêrsim’in kendi özyönetimini inşa etmesinde mütevazı bir adım olarak belediyeyi yeniden kazanmasını sağladı. Bu başarıyı sadece küçük ama son derece önemli bir başlangıç olarak görmek gerekir. Devrimci Güç Birliği kalıcı olmalı ve çalışmasını tüm Dêrsim sathına yaymalıdır. Başta CHP olmak üzere tüm sömürgeci partilerin Dêrsim’den silinmesi hedeflenmelidir.
Muhteşem coğrafyasına rağmen, Dêrsim’in cenneti kıskandıracak güzellikteki köyleri boştur. Köylerin boşaltılmış hali soykırımın devam ettiğine işarettir. Köylerimizin yeniden insanımızla dolması soykırıma karşı direnişin en etkili yollarından biridir. Devrimci Güç Birliği güçlü projelerle köye dönüşü mutlaka programına almalı ve acilen hayata geçirmelidir. Barajlara ve doğa tahribatına son vermek için tüm halkı seferber etmeli, bunu kültürel direnişin en önemli unsuru olarak değerlendirmelidir. Aryen dilinin kaynağında yer alan Kırmancki’nin yaşaması için adeta bir seferberlik başlatılmalıdır. Yine Alevilik salt cem tutmayı ifade eden bir ritüel olmaktan çıkarılmalı, cemevi aynı zamanda bir akademi gibi çalışmalı, Alevilik devletçilikten kurtarılmalıdır.
Dêrsim hizmeti gerçekten hak ediyor. En büyük onur bu halkın hizmetkarı olmaktır.