Veysi Sarısözen 12 Eylül Yeni Yaşam ve 13 Eylül Yeni Özgür Politika gazetelerinde yerel yönetim seçimlerine yönelik çok önemli iki yazı kaleme aldı. Esas alınması gereken bir çerçeve çizdi. Veysi Hoca faşizm koşullarında olunduğuna dikkat çekerek, ne seçimlere ne de belediyelere geçmişteki gibi yaklaşılabileceğini belirttikten sonra, yine de seçimleri neden kazanmak gerektiğini analiz etmektedir. Yanı sıra seçilecek kişilerin niteliğine ilişkin çok önemli ve yerinde belirlemeler yaptıktan sonra en çok da kazanılacak belediyelerin nasıl savunulabileceğine değinmektedir. Yerel yönetim seçimleri gündemiyle ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken yazılar.
Tabi Veysi Hoca bunları yazarken, toplumcu bir düşünüşle bunları yazıyor. Çok yerinde ve gerekli gördüğüm bu görüşleri acaba bu işin muhatapları gerçekten de ne kadar paylaşıyor? Bu görüşler acaba ütopik, hayali mi görülüyor yoksa fazlası bile pratikleştirilebilecek görüşler olarak mı görülüyor? Dahası şu an kendisini yereli yönetmeye aday gösterenler, bu işe heves edenler gerçekten de bu belirtilenlere yönelik ne düşünüyorlar? Bu görüşler önemli, zira bunlar bir kişi tarafından dile getirilse de özünde bu görüşler HDP’nin de kabul ettiği bir dünya görüşünün dışavurumları. Yerel demokrasinin nasıl örüleceğine ilişkin belirlemeler. Seçimleri kazanmak faşizme karşı en devrimci, direnişçi bir cevap olacaktır, bundan kuşku yok. Kürt halkının bu konuda üzerine düşeni yapacağından da kuşku yok.
Kürt halkı kendisini kırıma uğratmak için seferber olmuş devlet partilerine ve faşist devlet duruşuna karşı kendini yönetme iradesini bugüne kadar olduğu gibi bir kez daha ortaya koyar. İyi bir çalışmayla sadece gasp edilen belediyelerin değil, şu ana kadar alınmamış pek çok yerin de alınması mümkün olacaktır. Kürt siyasi hareketinin yol yürüyüşü hep bunu göstermiştir. Ama asıl olan bu belediyelerin hangi kafayla ve nasıl yönetileceğidir. Kuşkusuz ki kastettiğimiz HDP’nin programı, paradigması değildir. Toplumcu, çoğulcu, doğrudan demokrasiye dayanan komünal duruşu yeterince açıktır. Zaten sorunlar programdan, çerçeve çıkarmaktan kaynaklanmıyor. Sorun, programın ve toplumcu dünya görüşü çerçevesinde çıkan taslağın pratikleştirilmemesidir. Acaba bu partiden yereli yönetmeye aday olmak isteyenler gerçekten de bu partiyle ne kadar uyumlu?
Gerçekten de seçilmek istenenler toplumla birlikte yönetmeye ne kadar hazır? Yönetmek isteyenler temel ayırt edici yönetme biçimi olan eşbaşkanlık sistemini özümsemeye ne kadar hazır? Seçilmek isteyenler iktidarcı, mevkici, makamcı değil de halkın hizmetçisi olmaya ne kadar hazır? Seçilmek isteyenler gerçekleşmesi kesin olan faşist saldırılar karşısında direnişçi bir tutum göstermeye ne kadar hazır? Seçilmek isteyenler her türden maddiyatçı gündemin dışına çıkarak mütevazi, halkçı bir yaşama ne kadar hazır? Seçilmek isteyenler patron-işçi çemberine girmeden, kendilerini işveren konuma sokmadan, belediyeleri halkın yapmaya ne kadar hazır? Daha da arttırabileceğimiz bu soruları sordurtan, kuruntular değil, bizzat yaşanan pratiklerdir.
Saymakla bitmeyecek yanlış yaklaşımların toplam sonucu yerel yönetimlerin topluma dayanmayan gerçekliği ve faşist saldırılar karşısında da sahipsiz kalışıdır. Nitekim Erdoğan-Bahçeli faşizminin el koymaları sürecinde seçilmişleri bile şaşırtan sessizliği hep beraber gördük.
Belediye meclis üyesi adaylarından tutalım da eşbaşkan adaylarına kadar seçilmek isteyen aday adaylarının hangi partiden aday olmak istediklerini unutmamaları gerekir. Yaşamı demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma temelinde yeniden kurmak, inşa etmek için halkın önüne çıkan ve halktan oy isteyen bir partiden aday olacak ve seçilecekler. Seçilmek isteyenler, bu yaşam kurucu paradigmaya uygun davranacağını taahhüt ettiğinden partileri kendilerini aday gösterecek, halkımız da bu paradigmaya uygun davranacakları sözünü aldığından oyunu verecek. Faşizmin zorlu koşulları da gözetildiğinde mücadeleci ve direnişçi olmayanların, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmaya uygun davranmayacak olanların hiç yanaşmamaları gerekir. Başta Kürtlerin olmak üzere tüm toplumun yaşamını komünal olan özüne uygun bir şekilde yeniden inşa etmeye yetecek bir programa sahip olunmasına karşın, yerel yönetim pratiğinin bu düzeyde yeterli olmaması düşündürücüdür ve nedenleri anlaşılmak durumundadır.
Açık ki parti düzleminde programatik ve paradigmatik bir sorunla değil, bu programı ve paradigmayı en yaratıcı bir şekilde uygulamak için seçilenlerin düzleminde bir sorun yaşanmaktadır. Bu da özünde farklı bir programı ve paradigmayı uygulamak oluyor ki, böylesi bir tekrar, bünyenin kaldıramayacağı fazlasıyla lüks bir yaklaşım olacaktır. Her zamankinden daha fazla özenli olmaya ihtiyaç var.