
BM Genel Sekreteri’nin mesajı:
‘’Hep beraber tüm dünyadaki Yerli Halkların hikayeleri, kültürleri ve kendine özgü kimliklerini tanıyalım ve kutlayalım.
Aynı zamanda, haklarını güçlendirmek ve taleplerini desteklemek için çalışalım.’’ Ban Ki-moon, BM Genel Sekreteri2011-2012- Dünya Yerli Halkları Günü Mesajı
Dünyanın en eski uygarlıklarından ve yerleşim alanlarından biri olan Mezapotamya halklarından olan Kürtler, dünya Yerli Halklarından sayılmaktadır. Yerli Halkların uzun süren mücadeleler sonucu BM’ye kabul ettirdikleri ‘Yerli Halklar Bildirgesi’ devletleri ve uluslararası toplumu olmazsa olmaz yükümlülük ve sorumluluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Kürtler dünyanın en eski Yerli Halklarından biri olmasına rağmen, bu platformlarda temsil edilmemektedir. Bunda uluslalararası çevrelerin siyasi hesaplarının payı kadar, Kürt temsilcilerinin de sorumluluğu bulunmaktadır. Bu yazı Dünya yerli halkları ile Kürtleri çok yönlü irdeleyerek, ortaya çıkan soruları ve sorumluları irdelemeyi amaçlamaktadır.
Öncelikle önemli bir konuyu gündeme getirmek gerekiyor. BM’nin devletler örgütü olduğu söylense de, devleti olmayan yerli halklar bir şekilde BM’de yer almaktadır. BM’nin onayladığı Yerli Halklar Deklarasyonu, yerli kabul edilen bir halk karşısında ilgili devleti deklarasyonu uygulama zorunluluğuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Kürtler açısından da sorun burada başlamaktadır. Kürtler resmi anlamda yerli halk olarak tanınmamaktadır. Ama Kürtlerin yerli halk olduğu bilinmektedir. Konuyla ilgili görüştüğümüz ilgili uluslararası kurumlar da Kürtlerin resmi anlamda bir başvuru yapmadıklarını belirtmekte ve bunun şaşkınlığını yaşamayı sürdürdüklerini vurgulamaktadırlar. Ama Kürtlere reğmen Kürtler uluslararası belgelerde yerli halklar arasında sayılmaktadırlar.
Dünya Yerli Halklar tanımı
Birleşmiş Milletler (BM) ve Yerli Halklar Konseyi yerli halkları şöyle tanımlamaktadır. Yerli halklar tarihsel bir bütünlüğe ve kültürel bir ortaklığa sahip; aynı zamanda işgal veya kolonileşme öncesi o toprakların orijinal sahipleri olan ve bu yüzden kendilerini çoğunluğun (baskın) kültüründen farklı gören ve kendi kültürlerini, kendi kendilerini yönetme hakkına sahip olmak isteyen halklara, cemaatlare veya milletlere verilen isimdir.
Yerli bir halkın en önemli özelliklerinden birisi tarihsel süreçte oluşması ve şu anda yönetimi altında bulunduğu çoğunluk yönetimi altında bir azınlık olarak yer almasıdır. Bu bağlamda başka bir özelliği de kendi geleneksel sosyal değerlerini korumak istemeleri ve geçmişten gelen birikimleri gelecek nesillere aktarmayı hedefleyen gruplardır. (Azınlıkların Ayrımcılığın Önlenmesi (1986) BM Alt Komisyonu, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Sözleşmesi no.169, Martinez Cobo Raporunda önerilen yaklaşım-Yerli Popülasyonlar Mme BM Çalışma Grubu Başkanı ve Erica-Irene Daes değerlendirmeleri)
Yerli Popülasyonlar, Birleşmiş Milletler Çalışma Grubu Başkanı Erica-Irene Daes, yerli halkları şöyle tanımlıyor: ‘’Çünkü onlar diğer gruplar topraklarına geldiklerinde oranın sahipleriydiler. Farklı kültürleri, farklı etnik kökenleri vardı. Onlar izolasyon nedeniyle gelenek ve göreneklerini yerli olarak karekterize ettiler. Sadece resmi olarak kendilerine yabancı ulusal, sosyal ve kültürel yabancı biir devletin yapısı altında kaldılar.’’
Günümüzde Yerli Halkların durumu
Dünyanın kültürel zenginliğinin en önemli halkası olan yerli halklar gün geçtikçe yaşam alanlarının daralması, değişen sosyo ekonomik faktörler ve yetersiz eğitim imkanları nedeniyle modern dünyanın tam bir kuşatması altında. Hor görülen ve marjinal bir konuma sokulan yerli halklara mensup 370 milyon kişinin yaşamları tamamen dezavantajlar üzerine kurulu. BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde de Yerli Halkların uğradığı tarihsel haksızlığa dikkat çekiliyor ve bunun sömürgeleştirilemeleri sonucunda gerçekleştiğine dikkat çekiliyor.
Yerli Halkların sorunları bu nedenle son derece zor bir konu. Hemen hemen hiçbir yerli halkın kendi toprakları üzerinde egemenlik hakkı bulunmuyor. Egemenlik haklarının tanınmaları durumunda geçmiş uygulamalar nedeniyle tazminat hakkı doğacak olan yerli halklara hiçbir iktidar kapısı açılmıyor.
BM’nin yayınladığı raporlara göre yerli hakların yaşadıkları ülkedeki nüfusun geri kalanına göre daha fakir olduğu, ortalama yaşam sürelerinin daha kısa olduğu ve ayrımcılığa uğradıkları sabit. Yerli halklar dünya nüfusunun yüzde 3’ünü oluştursalar da fakir nüfusun yüzde 15’ini oluşturuyor.
Yerli Halkların yaşadıkları kırsal bölgeler sosyal hizmetlerin ulaştırılmadığı bir alan olarak kalıyor ve bunun bir sonucu olarak yerli kadın ve çocuklar sağlık, eğitim gibi hizmetlere sınırlı olarak ulaşabiliyor.
Örneğin Avustralya’daki Aborjinler arasındaki şeker hastalığı oranı nüfusun geri kalanına göre tam 6 kat daha fazla. Kanada’daki Inuitler arasındaki intihar oranı ise normalden 11 kat yüksek. Panama’daki yerli bir kadının ölü doğum yapma riski üç kat daha fazla. Yerli halklar arasında ortalama yaşam süreleri düşük. Genç hamilelikler, depresyon, uyuşturucu kullanımı gibi konular Yerli Halkların ciddi sorunları.
Yerlilerin büyük çoğunluğu Asya’da
Yerli nüfusun yüzde 70’i Asya ve Pasifik bölgelerinde yaşıyor. Asya’nın yoksul köylü kesimi, etnik azınlıklar, kadınlar gibi yerli halkları da ekonomik kalkınma ve gelişmeden faydalanmadan zor koşullar içerisinde yaşıyor. Hindistan’da kırsal alanda yaşayan yerli kabileler ise topraksız, işsiz. Yerlilerin işlettiği topraklara bir dönem sonra hile ve zorla zengin toprak sahipleri tarafından el konulmuş. Yerli halklar, Latin Amerika ve Carribean’da ise yüksek dağlık alanları ile ormanlık bölgelerde, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’da ise dağlık bölgelerde yaşamlarını sürdürüyor.
Nüfusun yüzde 15’ini yerlilerin oluşturduğu Rusya’da 100 yerli grup yaşıyor. Sibirya, Ural ve Uzak Doğu gibi kuzey bölgelerinde de nüfusları 1 bin civarında olan çok sayıda etnik grup yaşıyor.
Yerli Halklar ve şiddet
Uluslararası Af Örgütü (ai) raporlarına göre, Latin Amerika ülkelerinde başta Honduras, Brezilya, Kolombiya, Guatemala, Meksika ve Venezüela’da yerli gruplara yönelik baskı, sindirme, öldürme ve faili meçhul cinayet gibi şiddet olayları devam ediyor. Af Örgütü zaman zaman raporlarında Kürtlere yönelik baskılara da dikkat çekiyor. Kolombiya’da, kendilerini bir iç savaşın ortasında bulan yerli toplumlar, silahlı muhalif gruplara yardım ettikleri gerekçesiyle Kolombiya ordu tarafından desteklenen paramiliter güçlerin saldırılarına maruz kalıyor. Brezilya’da ise yerli grup liderleri ve toplum üyeleri, askeri güçler ve bölge toprak sahipleri tarafından saldırıya uğruyor ve ölüm tehditlerine maruz kalıyor.
Yasalar yerlilere karşı
Yerlilerin hakları yasalarca korunmasına rağmen pratikte tam tersi uygulamalar kendisini gösteriyor ve yerlilere yönelik hukukdışı uygulamaları gerçekleştiren kesimler cezalandırılmıyor. Guatemala’da yaşanan uzun süreli iç savaş boyunca yerlilere yönelik katliamları gerçekleştiren askeri ve paramiliter güçlerin sorumluları bugüne kadar cezalandırılmadı. Honduras’ta hükümet güçlerince katledilen 25 yerli lideri için özel bir program çerçevesinde soruşturma başlatması kararı alınmasına karşın, herşey kağıt üzerinde kaldı. Peru’da 1980 yılından 2000 yılına kadar yaşanan iç savaşta 60 bin insan yaşamını yitirirken 8 bin üzerinde kişi ise faili meçhul cinayetlere kurban gitti. İç savaş esnasında yaşanan insan hakları ihlallerini ve faili meçhul cinayetleri araştırmakla görevli Peru Adalet ve Gerçek Komisyonu yayınladığı raporda, 18 bin kurbanla görüştüklerini, bunların yüzde 75’inin Peru Kızılderililerinden Quechua dilini konuştuklarına dikkat çekiyor. Peru nüfusunun yüzde 20’ini oluşturan yerli halk, ülkenin en çok izole edilmiş bölgelerinde yaşıyor ve en yoksul kesimi oluşturuyor.
Yerliler yoksuluğa mahkum
Dünya yerli nüfusu, ayrımcılık ve coğrafik yerleşim gibi nedenlerden ötürü çok yönlü engellerle yüz yüze kalıyor. Yerliler, Uzak Doğu ve Kuzey Amerika gibi ülkelerde hükümet içerisinde çok cılız bir sese sahip. Ancak hükümetler Yerli Halkların sorunlarına çözüm olmak şöyle dursun, karşılarına birçok engel çıkartıyor. Yoksulluğun hadsafhada olduğu Latin Amerika’da ise dil ciddi bir sorun teşkil ediyor. Yerliler eğer İspanyolca ya da Portekizce konuşamıyorsa, iş bulması mümkün değil, dolayısıyla da yoksul kalmak zorunda. Latin Amerika’da Arjantin, Bolivya, Şili ve Peru Türkiye gibi ülkelerdeki yerliler, bölgenin en yoksul köylü kesimini oluşturuyor. Deniz seviyesinden 3 bin 800 metre yüksek alanlarda dondurucu soğukta yasayan bu kesim için yaşam son derece zor.
BM Yerli Halklar Bildirisi
BM Yerli Halkların haklarının bireysel olarak tanınmasının aksine her zaman kolektif haklar tanımak gerektiğini vurguladı. Birleşmiş Milletler Yerli Halklar Hakları Bildirisi (UNDRIP) bu kolektif haklar tanır. UNDRIP 2007 yılında BM Genel Kurulu tarafından kabul edildi. Yerli Halklar Hakları Bildirgesi’nin 33/1 maddesinde: ‘’Yerli halklar kendi kimliklerini seçme veya kendi gelenekleri ve görenekleri doğrultusunda bir yere ait olma hakkına sahiptir. Bu, Yerli Halkların yaşadıkları ülkenin vatandaşlığını almalarına bir engel teşkil etmez’’ denmektedir.
Self-determinasyon
Bugün, pek çok yerli halk hala toplumdan dışlanmış ve bir devletin eşit vatandaşları olma hakından yoksundurlar. Ama yerli halklar self-determinasyon (Kendi kaderini tayin) hakkında ısrar ederek, ata topraklarında kimliklerini koruyup,gelecek nesillere taşımaktadırlar. Yerli Halkların ortak bir özelliği de mineral ve doğal kaynaklar açısından zengin topraklarda yaşamalarıdır. Ama bu aynı zamanda onların boyundurluk altına alınma, yok sayılma ve sömürgeleşme nedenidir.
Uzun mücadeleler sonucu yakalanan başarı
Birleşmiş Milletler dünyanın en mağdur gruplarından biri olarak kabul edilen yerli halklar meselesi ile giderek daha fazla ilgilenmeye başlamıştır. Yerli halklar, ilk halklar, kabile halkları, kadim halklar gibi isimlerle de anılmaktadır. Dünyada, beş kıtada, 70’ten fazla ülkede yaşayan 300 milyon insandan oluşan en az 5000 yerli grup bulunmaktadır. Karar alma süreçlerinden dışlanmış olan yerli grupların büyük bölümü toplumda bir kenara itilmiş, sömürülmüş, zorla asimile edilmiş ve haklarını savunduklarında da baskı, işkence ve cinayete maruz kalmışlardır. Zulme uğramaktan korktukları için de çoğu zaman mülteci konumuna düşmektedirler; bazen de dillerini ve geleneksel örf ve adetlerini terk ederek kimliklerini saklamak zorunda kalmışlardır. 1982’de İnsan Hakları Komisyonu Alt Komitesi, Yerli Halkların haklarını ilgilendiren gelişmeleri incelemekle ve yine bu haklarla ilgili uluslararası standartlar oluşmasını teşvik etmekle görevli bir yerli topluluklar çalışma grubu oluşturmuştur. BM yerli halkları Beyannamesi, 2007yılı Eylül ayında Genel Kurul tarafından kabul edilmiştir.
ECOSOC bünyesinde 2000 yılında yardımcı bir organ niteliğindeki Yerli Topluluklar Konusunda Daimi Forumu oluşturulmuştur. Eşit sayıda hükümete bağlı ve yerli kökenli uzmandan oluşan bu 16 kişilik forum ECOSOC’a tavsiyelerde bulunmakla, Birleşmiş Milletler faaliyetlerinin işbirliğinin sağlanmasına yardımcı olmakla ve kalkınma, kültür, çevre, sağlık ve insan haklarıyla ilgili yerli grupların endişelerini müzakere etmekle görevlidir. Forum ilk oturumunu Mayıs 2002’de gerçekleştirmiştir.
1992 Dünya Zirvesi’nde Yerli Halkların topraklarının ve çevrenin tahribi hususundaki endişelerini dile getiren toplu sesi duyulmuştur. UNDP, UNICEF, IFAD, UNESCO, Dünya Bankası ve Dünya Sağlık Teşkilatı gibi kuruluşların hepsinin bünyesinde belli yerli gruplara yönelik, sağlık ve okur-yazarlık koşullarını iyileştirmeye çabalayan, yerli topraklarının çevresel açıdan bozulmasına karşı savaşan programlar mevcuttur.
Dünya yerli halkları yılının (1993) sonunda Genel Kurul Yerli Halkların hayat koşullarını iyileştirmeye dönük ortak çabalara hız kazandırmak amacıyla, 1995-2004 yılları arasındaki on yıllık süreyi Dünya Yerli Halkları Uluslararası On Yılı ilan etmiştir.
Yerli Halklar Hakları Bildirisi elbette uzun savaşım ve çalışmaların sonucunda elde edilmiştir. Konunun BM gündemine girmesi 25 yıl öncesine dayanıyor. Bu konuda çalışma yapan organizasyonlar kuruldu. 1984 yılında Cowlitz kabilesinden Dr. Rudolph C. Rhysen, Shuswap ulusu lideri George Manuel ve 20. yy Amerika yerlileri lideri Joe Dela Cruz tarafından CWIS (Dünya Yerli Halklar Çalışmaları Merkezi) kuruldu. WCIP (Dünya Yerli Halklar Konseyi) 1996’da dağıldı. IWGIA (Yerli Halkların Sorunları için Uluslararası Çalışma Grubu) 1968 yılında Danimarka’da kuruldu. WGIP (Yerli Nüfuslar Çalışma Grubu) 1982 yılımda BM tarafından kuruldu ve 2008 yılında WGIP yerine EMRIP (Yerli Halklar Hakları Uzmanlık İşlergesi) oluşturuldu. Bunlar ve benzeri STK’ların yoğun çabaların ‘Yerli Halklar Hakları’ konusunda sonuç alınmasına doğrudan etkileri olmuştur. Günümüzde BM çatısı altındaki OHCHR’nin yanı sıra (İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi), HRC (İnsan Hakları Kampanyası), UNPFII (BM Yerli Halklar Sorunları Daimi Forumu) ve CESCR (Ekonomik, Sosyal, Kültürel Haklar Komitesi) gibi organlar konumuzla ilgili faaliyet yürütmektedirler.
Christof Kolomb’un günlüğünden:
‘’Onlara kılıçlarımızı gösterdik. Keskin demir silahları ilk kez gördükleri belli. Kesmenin ne demek olduğunu bilmediklerinden, bazıları kılıçların keskin tarafını tutunca ellerini kestiler... Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmüyorlar. Hiç silahları yok... Son derece sade, dürüst eli açık insanlar. Herhangi birinden sahip olduğu herhangi bir şey istenince hemen veriyorlar. Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar öldürmüyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur. Her zaman gülüyorlar...“
ALİ ÖZŞERİK
YARIN:
* Türkiye devletinin Yerli Halklar Hakları Deklarasyonu’na bakışı,
* Dünya Yerli Halklar Araştırmalar Merkezi /CWİS’in Kürdistan Raporu,
* Uzamanlar soruna nasıl yaklaşıyor.