Mehmet YÜKSEL

Türk siyasetçiler yerlilik, millilik yarışına tutuşmuş durumda. Usta manipülasyoncu Erdoğan sinekten yağ çıkarırcasına bu yarışta başı çekmekte. Şimdilerde de emperyalistlerin Türkiye’ye tuzak kurduğunu, Kürt sorunu üzerinden ülkeyi bölmek istediğini, ekonomik krizi de bunun için çıkardıklarını… belirterek, duruşunu da ‘anti emperyalist, milli-yerli’ duruş olarak tanımlıyor.

Gerçekte ise, emperyalistler Kürtlere karşı savaşta Erdoğan da dahil tüm hükümetleri destekledi, hatta bu savaşı bizzat yürüttüler. 12 Eylül faşizminden tutalım, Almanya’nın PKK’yi ‘terörist örgüt’ ilan eden ilk ülke olmasına, Doğan Güreş’in İngiltere’den Kürt soykırımı için yeşil ışık almasından, Turgut Özal’ın öldürülmesine, Erbakan ve Ecevit hükümetlerinin düşürülmesinden, bizzat Erdoğan’ın iktidara getirilmesine kadar… TC tüm tarihi boyunca önemli ölçüde hegemonik güçler tarafından NATO eliyle, Gladio örgütlenmesiyle yönetilen bir ülke oldu.

Hegemonik güçler, özünde Türkiye’nin Ortadoğu’da ciddi bir güç olmasını istemiyorlar. Kuruluş yıllarında Türkiye’ye bıraktıkları ve mevcut durumda çözdürmedikleri Kürt sorunuyla onu, sürekli meşgul ederek onun bölgesel hegemon bir güç olmasını engelliyorlar. Benzer bir denklemi Kürtler için de kurmuşlar. Kürtlerin kefenlerini yırttıklarını gördüklerinde, hemen soykırımcı rejimin imdadına yetişiyorlar. Nitekim 15 Ağustos Atılımı sonrası bizzat devreye girmelerinin nedeni budur. Önder Öcalan’ın en büyük düşman ilan edilerek NATO operasyonuyla, hegemonik güçlerin kurduğu İmralı sistemine alınması, yine bu kapsamdadır. 2007 Kasım’ında Bush-Erdoğan görüşmesinde PKK’nin ‘ortak düşman’ ilan edilerek, TC’nin savaş stratejisinde değişikliklere gidilmesinin nedeni de budur. Bu çerçevede, gerilla karşısında tam bir yenilgiyi yaşayan TSK teknik açıdan modernize edildi. TC istediği kadar İHA, SİHA, vb tekniği milli ve yerli yaptığını söylesin, esas parçaların hep ithal ediliyor olması bunun doğru olmadığını gösteriyor. Kürtlere karşı savaşta kullanılan tanktan tutalım, helikoptere, her türden mühimmattan uçaklara kadar hepsinin ya tümden ya da önemli ölçüde kapitalist Batı’dan geldiğini bilmeyen yoktur. Özcesi Kürtlere karşı savaşta kapitalist Batı TC’ye tam destek veriyor. Destek veriyor, çünkü soykırımcı rejimin kaybetmesinin an meselesi olduğunu çok iyi görüyor. O açıdan şunu söylemekte sakınca yoktur: Gerçekte bu güçlerin ayakta tuttuğu bir devlet söz konusudur.

Bu güçlerin Türkiye ve Kürtlere kurduğu tuzak “taşvana kaç, tazıya tut” politikası çerçevesindedir. İşte Önder Öcalan mücadelesiyle ve devletle yaptığı görüşmelerle bu tuzağı bozmak istedi. Kürt-Türk tarihsel ilişkisine ve tamamen iç dinamiklere dayanarak Kürt sorununun çözülmesini ve Türkiye’nin demokratikleşmesini istedi, bunun için çabaladı. Böyle olması halinde insanlığın beşiği olan ve her açıdan oldukça zengin olan Anadolu-Kürdistan tarihi-stratejik birliği bölgeye öncülük edecek düzeye gelirdi. Ne var ki, başarılmak istenen bu tarihi hamleye tam da emperyalistlerin istediği şekilde, yerli ve milli geçinen tüm siyasiler karşı çıktı. Masanın olmadığını söyleyerek, çözüm çabalarını yok eden Erdoğan’dan tutalım, ataları kılıçtan geçirilmiş ve mevcut durumda kraldan daha kralcı olan Kılıçdaroğlu ve Gladyo’nun kurdurttuğu partinin lideri olan Bahçeli’ye kadar tüm siyasiler böyle davrandı. Böylelikle hangi adla hareket ederlerse etsinler kurulu düzeni savunan tüm siyasilerin nasıl da emperyalizmin politikalarına uygun davrandıkları tüm çıplaklığıyla ortaya çıktı. Gerçekte emperyalist politikalarla müthiş bir uyum halinde olmalarına karşın, anti emperyalistlik bağlamındaki bağırıp çağırmaların tümü de tüm bu şeylerin üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir. Bağırıp çağırarak emperyalizme ettikleri uşaklığın açığa çıkmasını engellemek istiyorlar.

Anadolucu ve Kürdistani duruş bağlamında gerçek millici-yerelci duruş Önder Öcalan duruşudur. Türk-Kürt stratejik birliğine dayalı, tüm farklılıkların eşitçe birliğinin yaşandığı yeni ülke kurulumu buradan gelir. Soykırımcı rejim eliyle Anadolu ve Kürdistan’ı halklar mezbahasına çeviren kuruluma dur demedikçe, antiemperyalist, millici-yerelci olunamaz. Önder Öcalan şahsında Kürtler buna fazlasıyla hazır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze kadar soykırımı amaçlayan tüm belgeleri yırtıp atacak, uygulamaları sonlandıracak cesaretli bir lider aranıyor ki, Türkiye’de hiç olmayan da budur. Böyle cesur bir duruş sergilenmeyene kadar da Türkiye emperyalizmin çizdiği sınırlar içinde debelenen bir ülke, Türkiye’yi yönetenler de emperyalizmin basit birer memuru olmaktan öteye gidemeyecektir.