
Mevcut uygulama ve kullandığı dilden sonra hala AKP hükümetinden demokratikleşme konusunda beklenti içinde olmak devekuşu gibi kafayı kuma gömmektir. Bazı liberaller Başbakan’ın sert konuşmasından sonra “biz KCK tutuklamalarına karşı değiliz, ama Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı gibi tanınan insanların tutuklanmasına karşıyız” diyerek çark etmişlerdir. Anlaşılıyor ki liberal olmak tutarsız olmak anlamına geliyormuş. Halbuki liberal ve kendini demokrat olarak tanımlayanların çoğunluğu KCK adıyla yapılan ilk operasyondan beri bu tutuklamalara yanlış diyorlardı. Bugünkü gibi AKP ile karşı karşıya gelmemişlerdi, ama KCK tutuklamalarına itirazları vardı. Şimdi “biz bu tutuklamaların aşırı olmasına karşıyız” demeleri tutarsızlıktır.
KCK tutuklamalarının hangi politika ve stratejiye dayandığını görmeden “şu kadarına karşıyız” demek, fazla değeri olmayan söylemlerdir. Sorun Kürt sorununda çözüm politikasının olmamasıdır. Bu nedenle Kürt sorununun çözümü için mücadele eden Kürt hareketinin tabanını ezmek için bu saldırılar yapılıyor. 20. yüzyıldaki faşist iktidarların, darbe yapan faşist güçlerin muhalefeti bastırmak için kullandıkları yöntem kullanılıyor. Daha doğrusu Türkiye’de yeni bir darbe gerçekleşmiştir.
Fetullah Gülen konuşmalarında zaten 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri gibi muhalefetin -kuşkusuz mevcut durumda Kürt Özgürlük Hareketi’nin- ezilip geçilmesini vaaz etmiştir. Şimdi de yapılan budur.
Şu anda temel demokrasi dinamiği olan Kürt halkının özgürlük mücadelesi ezilmek istenmektedir. Kuşkusuz Kürt halkının özgürlük mücadelesini destekleyenler de bu saldırının hedefidir.
Bu darbe kararı 29 Mart 2009 yerel yönetim seçimlerinden sonra alınmış, 14 Nisan’da başlatılmıştı. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi ateşkes ilan ettiği için bir süre ara vermişler, 7 ay sonra 2009 sonunda yine sürdürmüşlerdir. Açıkça gelişen Kürt demokratik hareketini yeni koşullarda sürdürmek istedikleri sömürgecilik ve kültürel soykırım politikası önünde engel görmüşlerdir. Yapılan faşist darbenin amacı, bu engeli ortadan kaldırmaktır.
Özellikle siyasal İslamcıların dile getirdiği 28 Şubat Muhtırasıyla karşılaştırılırsa Kürt demokratik hareketine karşı yapılan darbe, 28 Şubat darbesi olarak ifade edilen muhtıradan on kat daha fazla bir baskı ve zulüm içermektedir. Şimdi yapılanlarla karşılaştırıldığında 28 Şubat’a karşı gösterilen tepkilerin ve yazılanların daha fazlasının AKP hükümeti zamanında yapılan bu darbe için gösterilmesi gerekir. 28 Şubat’ta alınan kararların birçoğu zaten daha sonra uygulanamaz hale gelmişti. Refah Partisi’nin hükümetten düşürülmesi ve Refah’ın içinden yenilikçi denilen AKP’nin çıkarılması 28 Şubat’ın en önemli sonucudur. Post-modern denilen 28 Şubat darbesinin bir kısmı da zaten Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelikti. O zaman da Kürt Özgürlük Hareketi’ne oksijen verdiği düşünülen birçok yazar çizer de bu darbenin hedefi olmuştu.
28 Şubat’ta binlerce siyasetçi tutuklanmamıştı. 28 Şubat’ta ne ordu ne hükümet yargıyı bu düzeyde yönlendirmişti. Eğer 28 Şubat sabah-akşam eleştiriliyorsa, buna bir darbe deniyorsa, şimdi Kürt hareketine karşı yapılanlar için daha fazla yazmak-çizmek ve bu darbeye karşı çıkmak gerekir.
Darbeler esas olarak yaptıklarıyla tanınır. Örneğin 12 Mart darbesi Deniz, Hüseyin ve Yusuf Aslan’ın idam edilmesi, Mahir’lerin ve İbrahim’lerin katledilmesiyle hatırlanır. 12 Mart darbesi o zamanki Türkiye devrimci demokratik hareketini tasfiye etmek için yapılmıştı. Bu harekete sempati duyan ya da oksijen verdiği düşünülen insanlar da tutuklanmıştı. Şimdi de Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmek için devrimciler öldürülmekte, binlerce insan tutuklanmaktadır. 12 Mart döneminde yapılan tutuklamalar şu andaki tutuklamaların onda biri değildi. Doğrudan PKK’li olan ya da eylem yaparken tutuklananları demokratik siyaset alanında tutuklananlardan ayrı tutuyoruz. Darbeye gerekçe gösterdiklerimiz sadece siyaset alanındaki tutuklamalardır.
Eğer 12 Mart bir darbeyse şu andaki AKP uygulamaları on kat daha darbedir. Zaten 12 Mart darbesi yaptıkları nedeniyle iki buçuk yıl zor dayanmıştır. AKP ise bu darbe düzenini süreklileştirmek istemektedir.
Diğer darbeler döneminde idam vardı. Şimdi idamla yapamadıklarını farklı yöntemlerle yapıyorlar. Zaten PKK’li olarak yakaladıkları birçok insana ağırlaştırılmış müebbet cezası veriyorlar. 1990’lı yıllarda faili meçhullerle yaptıklarını şimdi tutuklamalarla gerçekleştiriyorlar. Faşizm esas olarak demokratik siyasetçilere ve kendilerine muhalif olarak gördüğü çevrelere gösterilen tutumla tanımlanır. Şu anda Kürt demokratik siyasetine yapılanlar ortadadır. Hiç kimse “bunlar silahlı eylem yapacaktı ya da hükümete darbe yapacaktı bu nedenle tutulandılar” diyemez. Kuşkusuz tutuklananlar hükümete ve devlete muhalif olanlardır. Bu muhalefetlerini de örgütlenerek ve demokratik eylemle göstermek istemişlerdir. Şu anda suçlanan budur.
Kendine yönelik örgütlü muhalefeti ezmek için bu saldırılar yapılmaktadır. Tüm faşist darbelerin ve faşist hükümetlerin yaptığı da bu değil miydi? Tüm faşist hükümetler de demokratik siyaset alanını, demokratları herhangi bir direniş örgütüne destek vermek ve taraftar olmakla suçlayıp zindanlara atmıyorlar mıydı?
Yaşananlar ortadayken AKP hükümetini sadece eleştirmek yetmez. Bu hükümetin yaptıklarının açıkça tanımlanması gerekir; adının konulması gerekir. Şu anda faşist bir darbe döneminde yapılanlar Kürtlere yaşatılmaktadır. Dolayısıyla bugün Türkiye’de AKP faşizmi vardır. Bize dokunmuyor ya da herkese dokunmuyor diye bu tanımlama yapılmıyorsa bu gaflettir. Yarın başka bir muhalefet öne çıkarsa ona da aynı biçimde yönelirler.