KCK 9. Genel Kurulunu yapıp birinci aşamanın tamamlandığını, ikinci aşamaya geçildiğini, Türk devletinin üzerine düşeni yapması gerektiği çağrısının yapıldığı günlerde içişleri bakanının “ikinci aşamaya geçilmemiştir” demesi, süreci tıkatma amaçlı gayri ciddi yaklaşımdır. AKP Hükümeti ipe un sermeye hazırdır.

Bu gibi sorunların çözümünde eğer doğru niyet varsa esas olan çatışmasızlıktır. Çatışmasızlık durumu kadar siyasete zemin sunan başka bir şey olamaz. Bu tür durumlarda çatışmasızlıktan öte başka bir şey istemek ve dayatmak çözümsüzlükte ısrar demektir. Kaldı ki gerillanın önemli bir bölümü Türkiye sınırları dışına çıkmıştır. Bundan fazlası da hareket halindedir. Bunlar da sınır dışına çıkmış demektir. Buna rağmen birinci aşama bitmemiştir söylemleri tahriktir. Kürt Özgürlük Hareketi çatışmasızlık kararı aldığı ve ilk grupların sınır dışına çıktığı gün birinci aşama tamamlanmıştır. AKP Hükümeti bunu çok iyi bilmeli. İkinci aşama başlamadı, şunları şunları da yapsınlar gibi sözler “biz bu süreci tıkıyoruz” anlamına gelmektedir.
Kürtler yüz yıldır büyük acılara rağmen direniyor. Kırk yıldır büyük bir Özgürlük Mücadelesi yürütüyorlar. Bu kırk yıllık mücadeleyle özgürlüğü de demokrasiyi de fazlasıyla hak etmişlerdir. Dünyada özgürlüğü ve demokrasiyi hak eden halkların başında geliyorlar. Hiçbir halkta olmadığı kadar mücadele verdiler. Bilinç düzeyleri de yüksek. Bu halk artık köle yapılabilir mi? Kürtler artık eski statüde tutulabilir mi? Türk devleti eğer bu süreci böyle geçiştiririm, sonra da fırsatını bulur Kürtleri yeniden eskisi gibi kontrol ederim diyorsa ham hayal kuruyordur.
İkinci aşama gecikmeden başlamalı, adımlar hemen atılmalıdır. Sadece bazı yasa değişiklikleri yetmez, anayasa da tümden değişmeli. Bu anayasa ruhuyla, lafzıyla tümden değişmeden ne Türkiye’nin demokratikleşmesinden ne de Kürt sorununun çözümünden söz edilebilir. Şu anda anlaştık denilen maddeler özü değiştirmeyen maddelerdir. Bu açıdan “şimdi bu kadar oluyor” denilerek bu süreç geçiştirilemez. Ya da yetmez ama evet denilemez. Çünkü mevcut durumda evet denilecek maddeler yoktur. Zaten önemli olan 10-15 maddedir. Diğerleri üzerinde üç aşağı beş yukarı anlaşılabilir. Dolayısıyla şu kadar maddede anlaştık demenin hiçbir anlamı yoktur. Önemli olan Kürtler için esası ilgilendiren maddelerdir. Kürt kimliği ve varlığı tanınacak mı, anayasal güvenceye kavuşacak mı? Kürtler özyönetime, yani demokratik özerkliğe kavuşacaklar mı? Hatta ekonomik özerkliğe sahip olacaklar mı? Dil, kültür, kimlik özgürlüğü temelinde anadilde eğitim olacak mı? Şimdi bunları tanımayacak maddeler yeni olsa ne olur, olmasa ne olur! Kürt sorununu yine devam eder. Dolayısıyla Türkiye demokratikleşmeyecek. Çünkü Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez.
Yetmez, ama evet olmaz. Kürt sorununda “yetmez” durumu sorunun çözümsüzlüğün devamıdır. Sonuçları 2010 12 Eylül anayasa referandumundan daha ağır olur. Yetmez evetçilerin çoğu şimdi AKP’yi desteklediklerine bin pişman. Açık söyleyemeseler de içten düşündükleri budur.
AKP 12 Eylül referandumunda bazı liberalleri ya da AKP yandaşı bazı Kürtleri yetmez ama evetçi yaparak konumunu güçlendirdi. Konumunu güçlendirdikçe liberalleri de, bir kısım Kürt’ü de öteledi. Kendi siyasetini yeni dengeler üzerine oturttu. Esas olarak da milliyetçi kesimlere seslendi. Yetmez ama evetin “eveti” Türkiye’ye demokrasi getirmedi, hatta AKP’yi daha otoriter ve antidemokratik karaktere büründürdü. Bu açıdan Kürtler çok iyi düşünmelidir. Evetleri Kürtleri kültürel soykırım kıskacından kurtaran ve özgürlüğe adım attıran nitelikteyse bir anlam ifade eder. Yoksa bu evetler Kürt Halk Önderinin belirttiği “Kürtleri kültürel soykırım kıskacından” kurtaramayacaksa anlamı olmayacaktır. Hatta Türk devletine bu kıskacı biraz daha sıkıştırması için nefes aldıracaktır. Bu açıdan bu anayasa tartışmaları konusunda bin kere düşünüp bir defa konuşmak gerekir. Çünkü Kürtlerin varlık yokluk sorununu ilgilendirmektedir.
Kürt Halk Önderi “birinci aşama benim için tamamlanmış, ikinci aşamaya geçilmiştir” dedi. KCK de KONGRA GEL 9. Genel Kurulunda ikinci aşamaya geçildiğini ve AKP’nin hangi adımları atması gerektiği yönünde kararlar aldı. Kürtler ikinci aşamanın gerektirdiği adımların atılmasını bekliyor. Bu süreci Kürt Halk Önderi başlattı. Newroz’daki mesajıyla sürecin karakterini ortaya koydu. Eğer bu önderlik birinci aşama tamamlanmıştır diyorsa birinci aşama tamamlanmıştır. Zaten Kürt Halk Önderi defalarca “benim için önemli olan çatışmasızlıktır” demektedir. Süreci başlatan bu önderlik ikinci aşamada olunduğunu söylüyorsa içişleri bakanının “ikinci aşamaya geçilmemiştir” demesi bir provokasyondur ya da sürecin bittiğini dolaylı ilan etmektir. Bu durumu KCK de Kürt Halk Önderi de, Kürt halkı da görüyor. Belki son bir defa daha AKP’yi test edecekler. Eğer adımlar atılmazsa KCK de, Kürtler de, Kürt Halk Önderi de süreci yeniden gözden geçirecektir. Kürt Halk Önderinin bütün olumlu yaklaşımlara rağmen AKP adım atmazsa bu önderlik kendini tamamen geriye çekebilir. Daha öncekinden farklı olarak bir daha devreye girmez. Çünkü tüm denemelerine rağmen devlet karşılık vermemiştir. Bu nedenle “ben geri çekiliyorum, ne haliniz varsa görün” diyebilir. AKP’nin politikaları Kürt Halk Önderini bu noktaya doğru götürmektedir.
Kürt gerçeği on yıllardır yürütülen mücadele sonucu tüm boyutlarıyla açığa çıkmıştır. Kürt sorununun asgari çözümü belli olmuştur. Kürtler Amed konferansında ne istediklerini kamuoyuna açıklamışlardır. Ankara konferansı Türkiye’nin nasıl demokratikleşeceğini ortaya koymuştur. Son kırk yılda Türkiye’de konuşulmayan, anlaşılmayan, muğlak kalan hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye’yi demokratikleştirmek isteyenler için de, Kürt sorununu çözmek isteyenler için de anlaşılmayan bir şey yoktur. Artık sıradan bir insan bile Türkiye’nin nasıl demokratikleşeceğini biliyor. Kürt sorunu çözülmeden de Türkiye’nin demokratikleşmeyeceği biliniyor.
Türkiye’nin demokratikleşmesi MHP’ye ipotek edilemez. Daha baştan MHP ile uzlaşma seçeneğini bir tarafa bırakmak lazım. MHP’yi karşısına almadan hiç kimse Kürt sorununu çözemez. Objektif durum budur. Tabii ki her kes destek verse iyidir; ama olmayacak duaya da amin denmez. CHP’nin bir kesimi de her zaman Kürt sorununun çözümüne karşı çıkacaktır. Eğer Kürt sorunu MHP ve bazı CHP’lilerin insafına bırakılırsa yüz yıl daha ipotek altına alınmış olur. Bu konuda gerçekçi olmak lazım. Şunları da ortak edelim, şunları da katalım diye kendimizi kandırmamız lazım. AKP Hükümetinin de “bakın MHP köstek oluyor, CHP’yi de görüyorsunuz” biçimindeki tekerlemeleri bir devlet politikasıdır. Adım atmamanın bilinçli gerekçeleridir. Devlette sorunu çözme iradesi varsa bazı şeyleri aşar. Yoksa MHP’nin, CHP’nin desteği beklenirse Türk özel savaşının oyununa gelinmiş olunur.
Kürt sorununun çözümü kendini dayatmışsa bu sorun çözülür. Devlet organları birilerini ya ikna eder ya da engel olmaktan çıkarır. Bu konuda önemli olan MHP’nin ya da şunun bunun hassasiyeti değildir; hassasiyet Kürtlerindir. Varlık-yokluk sorunu yaşayan Kürtlerdir. Kürtler şu olmazsa olmaz derlerse haklarıdır. Bir hassasiyet gözetilecekse Kürtlerinki gözetilmelidir.
Cemil Çiçek Kürt Halk Önderinden, KCK’den çağrılar gelince yine oyalama turları başlattı. Bunlar tamamen Kürt Halk Önderinin ikinci aşamaya geçtik biçimindeki çağrılarının içini boşaltma turlarıdır. Yoksa şu kadarını yapalım, sonra da şunları yaparız, sorunları çözeriz gibi bir yaklaşımları da yoktur. Anlaşılıyor ki, sorunları çözme iradesi bulunmuyor. Bu durum karşısında tüm Kürtlere, Kürt demokratik hareketine ve Türkiye’nin demokrasi güçlerine düşen, onların kem-kümlerini dinlemek, zaman kazanmalarına fırsat vermek değildir. İkinci aşama için net ve kesin adımlar atmalarını sağlamak için demokratik baskıyı arttırmak şarttır.
Bu; eylemlerle olur, şu konularda şu adımlar atılmalıdır biçimindeki projelerle olur, açıklama ve protestolarla olur. Eğer AKP Hükümeti üzerindeki baskı arttırılıp ciddi adımlar attırılması sağlanmazsa bu süreç tıkanmış demektir. İçişleri bakanının söylemini başka türlü anlamak mümkün değildir. Bakanlar kurlu toplantısı sonrası eski polis şefi vali olan İçişleri Bakanına böyle açıklama yaptırılması önemlidir. Sürece karşı olumsuz yaklaşımlarını onun ağzından dillendirmişlerdir.
Birinci aşama bitmiştir, ikinci aşamaya geçilmiştir. İkinci aşamada adım atması gereken devlet ve AKP Hükümetidir. İkinci aşamanın gerektirdiği ciddi adımlar atılmazsa Kürt Halk Önderinin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin yapacağı bir şey kalmaz.