Almanya’nın Kassel kenti 6 Haziran’dan beri Documenta (13) adlı kültür-sanat etkinliğine evsahipliği yapıyor. 16 Eylül’e kadar sürecek olan etkinliğe edebiyattan sinemaya, resimden ekolojiye kadar birçok alanda 55 ülkeden 150 sanatçı katılıyor. Sergiler ağırlıklı olarak Fredericianum, Documenta Halle, Neue Galerie’de. Ancak etkinlik tüm kenti bir sergi alanına dönüştürmüş durumda. Zira park, otel, mağazalar, tren garı olmak üzere birçok yerde sergiler açılmış.

Alternatif bir sergi
Documenta, 1955’ten bu yana beş yılda bir düzenleniyor. Sanatın tanımını olabildiğince genişleten serginin küratörlüğünü Carolyn Christov-Bakargiev yapıyor. Bakargiev, serginin dört durum üzerine kurulduğunu belirtiyor: „Sahnede olmak, ablukada olmak, umut etmek ve tamir etmek.“ Ayrıca kendisini etkileyen konuların başında gelen yıkım sorununun serginin tüm alanlarında işlendiğini görmek mümkün. Bakargiev de, „Kültürel mirasın büyük bir tehdit altında bulunduğu çağda yaşıyoruz’’diyor. Bakargiev’in ‘’Doğrudan siyasi alanda çalışan eylemciler ve sadece sanat fuarlarını ve piyasasını düşünenler“ belirlemesi de sergiye damgasını vuruyor. Çünkü büyük etkinliklerde adı duyulan ünlü sanatçılardan ziyade tartışılmasını istediği konularda çalışan sanatçılar çoğunlukta. Tüm bunlardan yola çıkarak serginin aynı zamanda bir alternatif oluşturduğunu söylemek mümkün.

Kabil ve Mısır’da da açıldı

Documenta’nın bir başka özelliği ise Afganistan’ın başkenti Kabil ve Mısır’ın Kahire ile İskenderiye kentlerinde de eşzamanlı sergilerin açılması. Bakargiev ‘’Kassel ile Kabil, İskenderiye ve Kahire gibi şehirleri birbirlerine yaklaştırmak benim için önemliydi’’ diyor. Bu nedenle Kabil, Kahire ve İskenderiye kentlerinde de çeşitli konularda sergiler gerçekleştiriliyor.

Faşizme karşı elma ile direniş
Yahudi Soykırımına ilişkin dikkat çekici sergilerin olması, Bakargiev’in bahsettiği ‘yıkım sorununu’ daha anlaşılır kılıyor. 1966 yılında ölen papaz ve elma yetiştiricisi Korbinian Aigner’in sergisi bunlardan biri. Faşizme karşı ayakta kalmayı başaran Aigner’in sergisinde yüzlerce elma resimi bulunuyor. Salona girdiğinizde „bu adamın işi gücü yokmuş oturmuş elma çizmiş“ diye küçümseme ihtimalinin olduğu serginin aslında bir direnişin sembolü olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü Aigner, Nazi döneminde konsantrasyon kamplarında işkence çekmiş ve adını verdiği Korbinian elmalarını yetiştirmiş olan bir sanatçı, rahip ve tarımcı. Konsantrasyon yani toplama kamplarına (Konzentration Kamp) gönderme yapılarak ‘KZ’ adı konulan bu elma türü, faşizme karşı hayatta kalmanın ve direnişin umudu olarak sembolleşmiş. Bakargiev de, sergi açılmadan bir etkinlikle Kassel’e bu elma ağaçlarından diker. Böylece insanlara her koşulda ayakta kalabilmenin mümkün olduğunu göstermek istediklerini belirtiyor.

Faşizmin resim günlüğü 


Ancak Nazi kamplarında tutulan herkes Dachau kampından sağ kurtulan rahip Aigner kadar şanslı değildi. Auschwitz toplama kampında ölen Charlotte Salomon’un (1917-1943) resimlerle gerçekleştirdiği günlüğü de Documenta kapsamında Fredericianum’da sergileniyor. „Leben? Oder Theater?“ (Yaşam ya da Tiyatro) adlı çalışmada çok sayıda guaj resim bulunuyor. Salomon’un 1940-42 yılları arasında yaptığı 1325 guaj resim, otobiyografik özellikler taşıyor. Resimler bir dizi roman gibi numaralanmış ve bir metin eşliğinde neredeyse sinematografik bir biçimde sunuluyor. Konuların çoğuna kendisi tanık olmamış, anlatılanlardan öğrenmiş. Toplama kampına gönderilmeden önce, resimlerini Villefranche’da kendilerine çok yardım eden Dr. Moridis’e bırakırken, „Bunları iyi saklayın, bütün hayatım bu“ der. Charlotte Salomon’un, çizildikten yaklaşık yirmi bir yıl sonra, 1961’de ilk kez sergilenen resimleri, daha sonra Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde, ABD ve Japonya dahil birçok dünya ülkesinde sergilenir. 1988’den beri Hollanda’da „Musevi Tarihi Müzesi“nde yarı sürekli bir sergi olarak sunuluyor. Ayrıca, Salomon hakkında üç kitap yazıldı ve iki film çevrildi.

Bombalanan kütüphane yeniden yaratılan kitaplar

Sergilerinin büyük çoğunluğunun yer aldığı Fridericianum, İkinci Dünya Savaşı‘ndan önce bir devlet kütüphanesidir. Ancak 9 Eylül 1941 tarihinde İngiliz hava kuvvetleri tarafından bombalanır ve büyük hasar görür. Kütüphanede bulunan 400 bin kitap büyük oranda yanar, ancak 1500 tanesi kurtarılabilir. Sanatçı Michael Rakowitz de bu konuya dikkat çeken bir sergi hazırlamış. Afganistan ve İtalyan taş oymacılarıyla çalışan sanatçı, yanmış kitapların birer kopyasını yaparak, kitaplardan bazılarını yeniden yaratmış.  Bu eserlerin yanısıra Kanada ve Avustralya’da yok olma tehdidi altında bulunan yerli kültürü yansıtan tabloların yer aldığı sergiler de yer alıyor.


DENİZ BİLGİN