- Öneri 1: Protestocu Kürt çocukların ailelerinin yeşil kartlarını iptal edelim.
     (Uygulanıyor)
- Öneri 2: Molotofu ‘silah’ kabul edip, çocukları vuralım; ağır hapis verelim.
     (Uygulanıyor)
- Öneri 3: Çocuklara el koyalım, devşirelim ki akılları başlarına gelsin.
     (Uygulama hazırlığı)
- Son öneri: Emniyet, ‘Kürt mahallelerini yıkalım’; TOKİ, ‘derhal’; Valilik, ‘Maneviyat da katalım’ dedi.


Adana’da 3 yıldan bu yana Kürt çocuklarına ve ailelerine yönelik Türk devleti, “özel bir politika” izliyor. Birçok kültür ve medeniyetin beşiği olarak görülen kentte örgütlenme ve gösteri hakkı suç sayıldı, sendikal haklar ayaklar altına alındı. Kasım 2009 tarihinde Adana Valiliği’nin yayımladığı bir genelgenin ardından sesini çıkaran herkese, Kabahatler Kanunu’na dayanarak 140 TL’den başlayan para cezaları veriliyor. Futbol maçında açılan pankarta, afiş asmaktan, bildiri dağıtmaya Adanalılar ne yapsa Valiliğe göre kabahat sayılıyor. Geçtiğimiz haftalarda Adana Emniyet Müdürü Mehmet Avcı’nın ‘molotof likit bomba sayılsın’ önerisinin ardından Emniyet gösterilerin fazla olduğu Kürtlerin yaşadığı mahallelerde kentsel dönüşüm talep etti. Harekete geçen Valilik, TOKİ ve belediyelerle işbirliğine gitti.
Adana Emniyeti ‘taş atan çocuklar’ ve gösterilerle ilgili bir rapor hazırladı. Raporda, ‘uygulanan projelerin etkiliği olmadığı belirtilerek, ‘’Çocukların eline artık taş yerine molotof veriliyor, can ve mal kayıpları yaşanıyor. Yakalanan çocuklar ailelerine teslim ediliyor, kaldığı yerden devam ediyor’’ ifadeleri yer aldı. Taş atan çocuklar ve gösterilerin durdurmak için kentsel dönüşüm isteyen Emniyetin raporunda şöyle denildi: ‘’Araç giremeyen dar ve çıkmaz sokaklar şüphelilerin kaçışını ve barınmasını kolaylaştırıyor. Birbirine geçilebilen basit binalardan oluşan yapı tarzları suçluyla mücadeleyi zorlaştırıyor. Bu tür semtlerde terör örgütü mahalle baskısı kuruyor. Suç odağı haline gelen gecekondu bölgelerinin kentsel dönüşümüne öncelik verilsin.’’

250 bin kişi etkilenecek

TOKİ, bu raporun ardından başta Seyhan olmak üzere ilde yaklaşık 250 bin kişiyi ilgilendiren yıkım için harekete geçti. Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ise yoğun göç nedeniyle Adana’nın belli bölgelerinde plansız yapılaşmaların olduğunu savunarak, ‘’Sadece bina yapmak sorunu çözmüyor sosyal dönüşüm de gerekli. Çocukların toplum hayatına katılmalarını istiyoruz. Ailelerin kentlilik bilinci ve aidiyet duygusunu geliştirmek istiyoruz’’ dedi.

Kürt çocuklarıyla ilgili devlet yaptırımları konusu da tıpkı molotofun silah sayılması gibi ilk kez yine Adana’da dile getirilmişti. Polislere taş atan çocukların ailelerinin yeşil kartını iptal etme önerisiyle gündeme gelen eski Adana Valisi İlhan Atış, eylemlere katılan çocukların yasal yollarla ailelerinden alınarak devlet güvencesinde Çocuk Esirgeme Kurumları’ndaki yuvalara yerleştirilebileceğini söylemişti. Adana Valisi o kadar ileri gitmişti ki, ‘’Yeşil kartları teröristler mi kullanıyor araştıracağız. Yoksuluz diyorlar 15 çocuk doğururken, kalaşnikof alırken, taş atarken ama yoksul değilsiniz’’ demişti.

ADANA




Polis kafası sosyolojiyi parçaladı!


Kürt sorununun "inkar, imha ve asimilasyon" sorunu olarak tanımlayan bilim çevrelerinin aksine Polis Akadxemisi yine "inkar" yöntemine sarıldı. Akademiye bağlı Uluslararası Terörizm Merkezi'nin (UTSAM) yaptığı araştırmaya göre, Kürtlerin dağa çıkmalarının nedeni; arkadaş, çevre, aile ve zorla evlendirilme... Hakkari gibi illerde katılımın yüksek olması konusunda bir gerekçe bulamayan araştırma sorumlusu, "Daha fazla operasyon" öneriyor.
Akademik çevrelerin "Türkiye'nin kuruluşundan itibaren inkar, imha ve asimilasyon yöntemi ile yok edilmeye çalışılan bir kimliğin var olma mücadelesi" olarak tanımladığı Kürt sorunu konusunda resmi teorinin ürettiği "bilimsel" araştırmalara bir yenisi daha eklendi. Polis Akademisi Uluslararası Terörizm Merkezi'nin (UTSAM) "Türkiye'de Terörü Besleyen Kaynaklar" başlıklı bir araştırma yaptı. 80 yıllık resmi tezin devam niteliğindeki araştırmada oldukça ilginç ifadeler dikkat çekiyor. Nisan-Mayıs ayları arasında Kürt nüfusun yoğun olduğu 24 ilde (İstanbul dahil), 2 bin 63 kişiyle yüz yüze görüşülerek yapıldığı iddia edilen araştırmaya göre PKK'ye katılmadığı için her dört kişiden birinin kendisi veya ailesi zarar görmüş.

'Biri katılmışsa öbürü de gidiyor'

"Bir kişinin ailesinden veya akrabasından siyasi tutuklu bulunması, o kişinin PKK/KCK'ye katılımında etkili midir?" sorusuna yüzde 53 'evet' cevabı veriliyor. Bir kişinin akrabaları arasında PKK'linin bulunmasının örgüte katılımı etkilediğine inananların oranı daha yüksek: Yüzde 58. Dağda bir yakının ölmesi ise örgüte katılım noktasında gençleri daha fazla motive ediyor. Yüzde 62'lik kesim için dağa çıkışta bir yakınının ölmüş olması etkili. Araştırmaya katılanların üçte ikisinden fazlası, akraba ve arkadaş desteğiyle örgüte katılım olduğunu iddia ediyor.

'Kadınlar evlilik yerine dağı tercih ediyor'

Araştırmada "Bazı kızlar zorla evlendirilmektense örgüte katılmayı mı tercih ediyor?" sorusuna "evet" diyenlerin oranı yüzde 25" iken, dağa çıkışta "kamu görevlilerinin hatalarının etkili olduğunu" düşünenlerin oranı yüzde 60, "Faili meçhul cinayetlerin örgüte katılımı etkilediğine" inananların oranı ise yüzde 63 olarak veriliyor.

'Hakkari'ye daha fazla operasyon olmalı'
Araştırma sonuçlarını değerlendiren UTSAM Başkanı Doç. Dr. Süleyman Özeren ise, polis aklı ile işi çözmeye niyetli olduğunu ispat eder derecede değerlendirmeler yapıyor. "Terörle mücadelede hedef kitlemiz 12-25 yaş arası olmalı. Enerjimizin yüzde 90'ını buraya ayırmalıyız. Gençlerin arkadaş çevresine yönelik çalışmalar yapılmalı" diyen Özeren, özellikle Hakkari'nin, dağa çıkışta ön sıralarda yer aldığını belirterek, "Operasyonlar artmalı" önerisi yapıyor. "Hakkâri'de örgüte katılımın yüksek olması yapılan değil, yapılmayan operasyonlar" diyen Doç. Süleyman Özeren, "Örgütün bölgede otoritesini eylemler güçlendiriyor. Aynı şey yatırımlar için de geçerli. Kepenk kapatma, şantiye yakma gibi eylemleri örgütün sürdürmesinin sebebi, korkuyu sürdürerek yaşaması. Halk örgütlere yaklaşmıyor, bir otoritenin altına zorunlu giriyor" diyor.
Araştırmada bölgedeki işsizlik ve yoksulluğun önüne geçilmesi durumunda ankete katılanların yarıdan fazlası örgüte katılımın azalacağını düşünüyor. Özeren, şöyle konuşuyor: "Son 5 yılda şöyle bir tartışma yaşandı: 'İnsanlar işsiz olduğu için mi dağa çıkıyor?', 'Evet, insanlar işsiz ve yoksul olduğu için dağa çıkıyor.'

Araştırmaya göre Roj TV, örgüte katılımı artırıyor."

DİHA/İSTANBUL