
Bask Özgürlük Mücadelesi’nin 30 yılı aşkındır emekçisi ve yöneticisi olan Floren Aoiz, hareketin strateji değişikliğinin “beklentili ruh halinin” aşılmasını sağladığını belirtti ve ekledi: “Biz Bask Ülkesi’ndeyiz ve Bask Ülkesi ile ilgili politikaya da artık Bask Ülkesi’nde karar veriliyor; İspanya ve Fransa devletlerinin keyfine göre pozisyon alınmıyor.”
Kürt Özgürlük Hareketi’nin deneyimlerinden faydalanmak istediklerini, bu amaçla yakın zaman içinde bir kitap da çıkaracaklarını belirten Aoiz, Bask Ülkesi’ndeki deneyimlerin kaybolmaması için yaptıkları hafıza çalışması hakkında da bilgi verdi.
Floren Aoiz’le Bask’ı, deneyimlerini ve gözlemlerini konuştuk.
Uzun yıllar Bask halkı için özgürlük mücadelesi verdiniz, bir ara cezaevine girdiniz. Bu geçmiş size bugün ne hissettiriyor?
Eğer geçen yılların bir değerlendirmesini yaparsam, bunun çok olumlu olduğunu söyleyebilirim. Şunun iyi anlaşılması lazım: 60 yıl önce durumumuz çok farklıydı. Savaşı anlayış biçimimiz farklıydı, kimliğimiz yok olmak ile yüz yüze gelmişti. Dilimiz ve kültürümüz yıllar boyunca küçümsendi. Ülkemiz, toplumu büyük oranda etkileyen sosyal ve endüstriyel gelişmelerin yanında Franko faşizmini yaşadı. Bask halkı bu duruma karşı ayağa kalktı, mücadele etti, savaştı ve bu, yıllar boyu süren mücadeleyi, gelecekle ilgili daha olumlu bir durumu yarattı.
Bask halkının mücadelesi, dünyanın birçok yerinde daha önce ve bugün halen özgürlük ve bağımsızlık için mücadele eden halkların mücadelesinin bir parçası oldu; yok olan halkların tarihinin bir parçası olmadı. Bask halkının mücadelesi, ölüm ve yaşam arasındaki tarihsel yolculuğunda kaderini değiştirdi.
Bugünkü durumdan, gelinen aşamadan memnun musunuz?
Değiliz, zira istediğimiz politik amacımıza varmış değiliz, onun için de hala mücadele ediyoruz. Ülkemizde halen baskı altında yaşıyoruz, ülkemiz iki ülke tarafından iki parçaya bölünmüş durumda, neoliberal politikalar halkımız için sorunlu bir sürü durum yaratmakta. Bütün bunların sonucu olarak biz, bağımsız bir Bask devletinin hiç olmadığı kadar gerekli olduğunu düşünüyoruz ve bunun için bütün gücümüzü harcıyoruz. Böylece halkımız kendi kararlarını kendisi verecek ve kendi geleceğini eline alacak.
Devrimcilerin başlattığı bu savaş bitmedi, sadece yeni zincirler eklendi ve yeni yöntemlerle mücadele daha da artıyor. Güçlü bir gençlik hareketi bu mücadeleye katılıyor. Ama biz Iratza olarak yeni gençlik ile geçmiş deneyimler arasında bir boşluk olduğunu düşünüyoruz ve bu boşluğun kapatılması için de deneyimlerin gençlere aktarılması gerektiğini düşünüyoruz. Geçmiş yılların deneyimlerinin, oluşturulan değerlerin yeni gençliğe aktarılmasını oldukça önemsiyoruz. Bu aktarmada ise iki tane boşluk, kesilme görüyoruz. Birincisi, bizim tarihimizle ile ilgili: Bize göre baskı, kriminalizasyon ve on yıllar boyunca süren yasaklamalardan dolayı eski kuşakların yeni kuşaklara aktarımı zorlaştırdı. Devletin yıllar süren mücadelenin kuşaklar arası aktarımını engellemeye çalıştığını düşünüyoruz. İkinci problem ise kuşaklar arasındaki boşluk. Bunun neoliberalizm ile yakından ilgili olduğunu düşünüyoruz. Neoliberalizm, bir taraftan yeni kuşağın daha önce başka sosyal alternatifler arayan bir mücadele verildiğinden haberinin olmasını istemiyor, diğer taraftan yeni kuşağın alternatif yapıların kurulabileceği hakkında düşünmesini engelliyor. Neoliberalizm, bu kuşaklar arasındaki mücadale deneyiminin aktarımını engellemeye, durdurmaya çalışıyor.
ETA 50 yılı aşkın savaştıktan sonra silahlı mücadeleyi bıraktığını açıkladı ama bağımsızlık mücadelesi sürüyor. Siz de şimdi daha çok politik araçlarla bu hedefe ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bu strateji değişimini nasıl değerlendirirsiniz?
Öncelikle strateji değişikliği sadece silahlı mücadelenin sonlanmasıyla ilgili değil, hareketimizin birçok uygulamasıyla ilgili. Hareketimiz geleneksel olarak daha önce silahlı mücadeleyle Fransa ve İspanya ülkelerini Bask Ülkesi’ni tanıyacak müzakere masasına taşımaya çalışıyordu. Bu yaklaşım da yeni strateji ile birlikte değişmeye başladı.
Nasıl bir yaklaşım gelişti?
Yeni stratejiyle birlikte yeni bir mücadele anlayışı ortaya çıktı. Artık mücadelemiz devletin yaklaşımına değil kendi kararlarımıza göre şekillenmeye başladı. Duruma göre hangi adımı atacağımıza artık biz karar verebiliyoruz. Devletin yaklaşımına göre politika belirleyen, ona bağımlı olan mücadele anlayışı bitti artık.
Yıllarca ETA ile Fransa ve İspanya devletleri arasındaki bir müzakerenin Bask Ülkesi’ni yeni bir aşamaya getireceğini düşünüyorduk ama bunun yanlış olduğu sonucuna ulaştık; çünkü devletin yaklaşımına bırakılmış, onun müzakere isteyip istememesine göre oluşturulan politika, sürecin anahtarını da devlete veriyor, devlet de ne zaman ne yapacağına karar veren yegane merkez oluyor. Bizim çıkardığımız sonuç şu ki, geleneksel strateji halkın aktif katılımını engelliyor, halkı başkalarının kendi sorunlarını çözmesi konusunda beklenti içine sokuyor. Başkaları derken, ETA ile Fransa ve İspanya devleti arasındaki görüşmeleri diyorum. Eğer strateji değişikliğinin temel sebebini cesurca söylemek gerekirse şöyle açıklayabiliriz: Biz Bask Ülkesi’ndeyiz ve Bask Ülkesi ile ilgili politikaya da artık Bask Ülkesi’nde karar veriliyor; İspanya ve Fransa devletlerinin keyfine göre pozisyon alınmıyor. Bir diğer şeyse, “kim” artık ETA ya da İspanya ve Fransa değil; “kim”, artık Bask halkının kendisidir. Karar artık Bask halkının kendisindedir, ülkeyi ileriye ya da geriye taşıyacak olanlar da onlardır.
Silah bırakma kararının bununla ilişkisi tam olarak nedir?
ETA’nın silah bırakması, bütün hareketin uzun tartışmalar sonucunda vardığı bir karardır. Silahlı mücadelenin hangi bağlamda sona erdirildiği anlaşılmadan, ETA’nın kararı da anlaşılmayacak. Biz, evet, şunu düşünüyoruz: Strateji değişikliği, halkı daha çok aktifleştirdi, halkın politik mücadeleye daha çok katılması konusunda yardımcı oldu. Diğer taraftan bu strateji, sadece ülkemizi değil bizim kendimizi de değiştirdi. Onun için şimdi kendi içimizde tartışmalar yapıyoruz, ülkemizin ihtiyaç duyduğu bir hareket oluşturmaya çalışıyoruz. Bir mücadele çizgisi oluşturmaya, geçmiş deneyimleri geleceğe ulaştırmaya ve böylece ülkemize iyi bir gelecek yaratmaya çalışıyoruz. Hareketimizi değiştirmek için yıllarca alışık olduğumuz düşünme biçimimizi değiştirmemiz ve onu yeni stratejiye koymamız lazım.
İspanya ve Fransa devleti, bizi, özelikle ETA’yı, hep boşa çıkarmaya çalıştı. Bask Ülkesi’nde politik bir çatışmanın olduğunu hep reddettiler. Hep “güvenlik sorunu” olarak ele aldılar. Bizi, baskılar ve polisiye tedbirlerle yok edeceklerini sandılar. İspanya’nın yaklaşımı birçok yönüyle Türkiye’nin yaklaşımına benziyor.
İspanya devleti, bir noktada polisiye yöntemlerle zafere ulaşmanın mümkün olduğuna inanmaya başladı, ama ETA’nın strateji değişikliği onları şoka uğrattı. Fare, son anda, kapana kapılmadan kaçmayı başardı. İspanya devleti, buna karşı oldukça tepkili yaklaştı; bizi kriminalize etmeye, baskı altında tutmaya çalıştı. Bunun bir örneği, bu strateji değişikliğinde büyük rol oynayan ETA’lı mahkumlara bu süreçte uygulanan izolasyon politikasıydı. Bu stratejinin sonuçlarına baktığımız zaman inisiyatifin artık İspanya ve Fransa devletlerinde değil de Bask halkında olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan İspanya ve Fransa devletlerinin bu süreci durdurmak için birçok insanı tutukladığını, birçok kişinin ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını, mahkumlara baskı yapıldığını görüyoruz.
Mücadelenin hafızasını kaydediyorlar
Sizin burada, Iratzar Vakfı’nda bir çeşit hafıza çalışması yaptığınızı da gördüm. Tam olarak ne yapıyorsunuz ve ne amaçlıyorsunuz?
Biz buna Bask dilinde “atık kutusu” gibi bir isim verdik. Bir parçası materyaller. Yıllar boyu basılan kitaplar, dergiler, broşürler vs. Bütün materyalleri toplamaya çalışıyoruz. Diğer bir parçası ise materyal olmayan deneyimler. Birçok aktivistin yaşamlarını bir araya getirmek istiyoruz; materyalleri olan ve olmayan parçalar... Biz buna kendi zihinlerimizin demokratikleştirilmesi diyoruz. Sadece farklı bölgelerdeki hareketimizin liderleriyle değil, sıradan aktivistlerle de, farklı düzeydeki örgütlerimizle de görüşüp onların deneyimlerini kaydediyoruz. Çünkü bu insanlar politik kararlarda çok yer almamış olabilirler, yazmamış olabilirler ama onlar bizim politik hafızamızın birer parçası.
Şu an mücadelemizin özel bir dönemiyle ilgili hafıza bilgileri toplamaya çalışıyoruz. Franko’nun ölümünden sonra bu ülkede iki yaklaşım oluştu. Birincisi, faşist rejime karşı savaşıp onu yenilgiye uğratmak isteyen yaklaşım; ikincisi ise faşist rejim ile anlaşıp statü elde etmek isteyen yaklaşım. Biz bu dönemde mücadele etmiş aktivistlerin hafıza bilgilerini toplamak istiyoruz. Bir taraftan akademisyenlerden, uzmanlardan da fikir alırken asıl olarak o vakitte yaşayan aktivistlerin deneyimlerini kaydetmeye çalışıyoruz.
Bu ortak hafıza oluşturma sürecinde teknolojiyi de kullanıyoruz. Video çekiyoruz, ses kayıtları alıyoruz ve bu deneyimleri herkese ulaştırmaya çalışıyoruz. Bu çalışmada bazı önceliklerimiz var. Mesela özellikle yaşlanmış, ölmek üzere olan aktivistlerin deneyimlerini kaydetmeye çalışıyoruz. Çünkü bir kere kaydettik mi, o sonsuza kadar orada olacak ve onu nasıl kullanacağımıza sonra da karar verebiliriz. Ama bizim için öncelik, bu deneyimlerin kayıt altına alınmış olması.
Kürt Hareketi diğerlerine benzemiyor
Az önce Bask halkının mücadelesinin dünyanın başka yerlerinde özgürlük mücadelesi veren halkların mücadelesinin bir parçası olduğunu söylediniz. Burada Kürtlerle ile ilgili kaynaklara da rastladık. Kürt Özgürlük Hareketi ile nasıl ilişkileriniz var? Ortaklaştığınız alanlar var mı?
Bask Hareketi’nin her zaman kendisi gibi mücadele eden, aynı taktikleri kullanan, aynı stratejileri kullanan hareketlere ilgisi oldu. Kürt Hareketi de birçok benzerliğinden dolayı hep Bask Hareketi’nin ilgilendiği bir hareket oldu.
Yıllardır Kürt Hareketi’yle süren ilişkilerimiz var. Bu ilişkiler birçok farklı koşullar altında devam etti. Hem Bask hem de Kürt Hareketi için zorlukların olduğu dönemler oldu. Hem bizim Kürt Hareketi’yle hem de onların bizimle güçlü bir dayanışması oldu. Bu dayanışma hep iki taraflı oldu.
Şimdi Kürt Hareketi ve mücadelesi hakkında bir kitap çıkarıyoruz. Kitap için farklı kişilerden bilgi alıyoruz. Bu kitabı çıkarmamızın birinci nedeni, Bask halkının Kürt mücadelesini tanımasını istiyoruz; ikinci nedeni ise Kürt Hareketi mücadelesinde hep çok yenilikçi oldu, ondan yararlanmak istiyoruz.
Bugün uluslararası sömürgeci güçlerin dünyaya yaymak istediği mesaj, terörizme karşı savaştıklarıydı. Oysa savaştıkları terörizm değil. Terörizme karşı asıl savaşanları görmek isteyen varsa Kürdistan’a baksın. Terörizme karşı asıl savaşanlar Kürtlerdir. Halbuki Kürt Hareketi, uluslararası güçler tarafından “terörist” olarak tanıtılıyor.
Bize göre her hareket farklı koşullara sahip olduğu için mücadele biçimleri de farklıdır. Hiç kimsenin mücadelesini “kopyala yapıştır” yapamayız. Ama Kürt Hareketi, diğer ulusal hareketlere benzemiyor, çok farklı yaklaşımları var. Biz de Kürt Hareketi’nin bu deneyimlerinden yararlanmak ve kendimiz için toplumsal bir hareketin oluşmasında kullanmak istiyoruz.
Floren Aoiz kimdir?
Floren Aoiz, 1966 yılında Bask Ülkesi’nin Raffa kentinde doğdu. Gençlik yıllarından itibaren sömürgeci devletlere karşı Bask halkının bağımsızlık mücadelesinde görev alan Aoiz, 1991-1998 yılları arasında Basklıların yasal partisi olan Batasuna’nun sözcülüğü görevini üstlendi. Bask tarihiyle ilgili iki kitabı da bulunan Aoiz, şu anda Bask Ülkesi’nin solcu partisi olan SORTU’ya bağlı Iratzar Vakfı’nda koordinatörlük görevini üstleniyor.
FEHMİ KATAR / BARCELONA