Son iki aydır yaşadıklarımız ve ardından da dün sabaha karşı Kobanê’de adına DAİŞ denilen barbarların, sivillere yönelik gerçekleştirdikleri saldırılar, konu Kürtlerin özgürlüğü ve hakları olunca, ne kadar büyük bedeller ödendiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Doğru, özgürlüğün bedeli büyük olur. Kendisi gibi, aynen.
Ancak Ortadoğu halkları ve bunlar içerisinde de Kürtlerin kazanımlarının tarihi geçmişlerine bir uzanalım; hep sürgün, ölüm, gözyaşı, katliam, tehcir görürüz..
Bu nedenledir ki, aylar süren Kobanê destanından sonraki kazanımlar, sonrasında da Girê Sipî’nin özgürleşmesine duyulan tahammülsüzlük, DAİŞ’in pusuya yatmasına yol açtı.
En korkuncu da DAİŞ ile birlikte MİT mensuplarının da bu saldırıda yer aldığına dair görüntüler ve açıklamalardır. Yine bir iddialara göre bazı MİT elemanlarının Kobanê’ye geçtiği ve orada YPG tarafından gözaltına alındığı haberleri geliyor.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, apar topar "elimizdeki görüntüler, saldırıyı gerçekleştiren DAİŞ üyelerinin Cerablus sınırından geçtiği şeklindedir" diyor. Peki sormazlar mı adama, pusuya mı yatmıştınız da Cerablus’tan geçtiklerini görüntülediniz?
Akçakale’de elini kolunu sallayarak gezen beli silahlı, ne olduğu belirsiz çeteler.
Amed’deki 5 Haziran seçim mitinginde gerçekleşen bombalı saldırıların faili olduğu ve DAİŞ üyesi söylenen O.G.’nin dosyası halen gizli. Ne kadar gizlenirse gizlensin, bu irin, bu karanlık ilişkiler yumağı, TIR’larla sevki yapılan ağır silahlar, despotik-faşizan-otoriter rejimlere götürüyor tüm adresleri.
Kobanê’nin düşmesini ellerini ovuşturarak bekleyenler, eğer kendilerinin bu olaylarla bir ilgilerinin olmadığını söylüyorlarsa, Karlıova’da HDP çalışanının ölümünü, mitingde patlayan bombaların sahiplerini açığa çıkartmak zorundadır.
Diyorum ya, Kürtler, bu dünyada özgürlükleri için en fazla bedel ödemek zorunda kalan bir halktır. Kürtlerin genel seçimlerde, tek temsilcilerinin yine kendileri olduğunu ispatlamaları ardından yine birçok saldırı gerçekleşti. Gülmek çok görüldü bu halka. Amed’de birbiri ardına suikastler gerçekleşti; olay Hüda-Par ve HDP çatışması diye lanse edilmeye çalışıldıysa da artık mızrak çuvala sığmıyor.
21. yüzyılın tekniği, basını, birçok manipülasyon denemesini deşifre ediyor. Tıpkı Roboskî’de olduğu gibi. Roboskî’nin üzerinden 48 saat geçmesine rağmen tek kelime etmeyen egemen basına karşı Roboskî gerçeğine, Kürt basını sayesinde ulaşıldı.
Dolayısıyla Rojova’daki ve Kuzey Kürdistan’daki kazanımlara olan tahammülsüzlük, Kürtlerin özgürlüğüne gösterilen tahammülsüzlüktür.
Özyönetimine, öz savunmasına gösterilen tahammülsüzlük.
YPJ ve PYD temsilcilerinin İtalya’da diplomasi çalışmalarını yürüttüğü saatlerde birileri yine Rojava'yı kana bulamanın hazırlığını yapmaktaydı. Büyük özgürlüklerin gerektirdiği büyük bedeller, büyük acılar, büyük kayıplar…
İki aylık seçim çalışmaları süresince istisnasız her gün bu halk birkaç evladını toprağa verdi. Girê Sipî’den, Hasekê’den, Serêkaniyê’den gelen naaşlar, yine en kıymetlilerimizdi… Tıpkı Goethe’nin söylediği gibi: "özgürlük, ancak özgürlüğünü her gün yeniden kazanan insana layıktır…"
Bir yudum özgürlük için yüzyıllardır istisnasız her gün yeni bedeller ödeyerek yeniden mücadele etmek ve yeniden kazanmak zorunda kalan bir halktır Kürtler…
Adına DAİŞ densin ya da başka bir şey; bir de onların her türden destekçilerine bir çift söz etmek gerek buradan:
Ne yaparsanız yapın bu halk, büyük özgürlük tutkusundan ve bağlılığından hiçbirşey kaybetmeyecektir… Siz de ya döktüğünüz kanda boğulacaksınız, ya da katlettiğiniz çocukların bakışları altında ezilerek nefesiz kalacaksınız…