Unutmak kadar hakikate, öze yabancılaştıran bir olgu daha yoktur insan hayatında. ‘Unutmak, yitirmek’ sözcüklerinin dilimiz ve kültürümüz ile bir arada anılır olması varlığımızı her gün derinden sarsan derin bir acıdır, yürek ve bilincimize seslenen. Unutma zehrini bizlere salan sömürgecilere karşı panzehirdir binlerce yıldır bu topraklarda kendini var eden Kirmanckî’nin çığlığı. Yaşamın neresine baksak, yüzümüze haykırıyor kendi gerçekliğimizi. Kültürümüze dair birçok şey geçmişte kalan güzel bir anı olarak hatırlanıyor. Hayata dair kadim değerler, anılar silsilesinin en seçkin yerlerinde yer edinmiş ise unutuş başlamış demektir. Bir daha tekrarı yoktur yaşanan güzel anların hep geçmiştedirler ve bir daha şimdiyi öremeyeceklerdir. Unutuluş ırmağından hiçliğin denizine akıp giden kültürel öğelerden biri de genellikle Dêrsim yöresinde kutlanan Gağan. Dêrsim ile birlikte Erzincan, Sivas, Muş yörelerinde yaşayan Kızılbaşlar tarafından da kutlanıyor. Gağan kelimesinin kökenine ilişkin net bir bilgi olamasa da kimi araştırmacılar ‘khan’ (eski) sözcüğü üzerinden bir takım bulgulara ulaşılabileceğini belirtiyor. Gağan’ın çok eski bir tarihe ait olduğunu aynı zamanda Dêrsim’deki yaşlılar da „çok eskiden kalma bir gelenek“ diyerek teyit eder. Bu yaşlılardan biri de Dêrsimli Xıdır Amca.

Xıdır Amca’nın özlemi

Xıdır Amca’nın verdiği bilgilere göre, Gağan, her yıl Aralık ayının üçüncü haftasında başlar, Ocak ayının ortalarına kadar sürer. Her köy ya da aşiret topluluğu ayrı tarihlerde kutlar. Salı ya da çarşamba gününden başlanarak üç gün oruç tutulur. Üçüncü gün niyaz (fırında yapılan yağlı ekmek) yapılıp dağıtılır. Xıdır Amca’nın anlattıklarından da anlıyoruz ki, yas değil bir şenliktir Gağan. Bu üç günlük zamanda birçok ritüel yerine getirilir. Bu ritüellerin tümünün birleştiği nokta, hatırlama, paylaşma ve anlamdır. Özellikle üçüncü gün sabah erkenden başlayan ritüeller, gün boyunca sürer.
„Köyde bir şenlik havası oluşurdu, herkes birbirini ziyaret ederdi“ diyen Xıdır Amca, „herkes biraraya gelir, eğlenceler düzenlenir, yemekler yenilir, birarada yaşamanın duygusu yinelenirdi“ sözleriyle o günlere olan özlemini anlatıyor. Ayrıca o günlerde evlerin bacaları temizlenir, oradan çıkan kurum karın erimesi için yollara dökülür. Gağan’da evlerde de en özel yemekler pişirilir. Evin, çocukların hatta hayvanların temizliğine dikkat edilir.

Suyun temizliği
Xıdır Amca, çocukların Gağan sevincini ise gülümseyerek anlatıyor: „Çocuklar, sabah erkenden üzerlerine serpilen su damlacıkları ile uyanırdı. Uykularının bölünmesine kızarlardı. Gağan’ın verdiği mutluluk kızgınlığı siler geçerdi. Onlar da bunu bir oyun haline getirir ve su damlacıkları yanaklarına değer değmez kafalarını yorganın altına saklarlardı. Anneler, henüz güneş doğmadan akşamdan hazırladığı niyaz ile suyu en güzel olan köyün çeşmesine gider. Çeşmeye ekmek bırakır, oradan getirdiği suyu, evin her tarafına ve çocuklarının üzerine serperdi.“ Zira Gağan gününde su damlacıklarının değdiği her yeri temizlediğine ve değdiği her kişinin kötülüklere karşı korunacağına inanılır.

Çocukların mutluluğu

Gağan, çocuklar için ayrı bir bayram. Çocuklar sabah erken saatlerinde kendi grubunu oluşturur ve evleri ziyaret eder. Her çaldıkları kapının sahibine, „Gağanê Sima Bimbarek Bo / Gağanınız Kutlu Olsun!“ der. Karşılığında hazırladıkları peşlere (kazağın alttan bükülmesi ile oluşturulan bohçacık) ceviz, badem içi, üzüm, şeker, fındık, meyve kurusu gibi yiyeceklerle doldurulur. Kimi zaman verilen defter ve kalem ise en sevilen hediyeler olurdu.

Kız çocuğun payı

Gağan’ın en önemli rituellerinden biri de, Zeyi’dir. Evlenip aileden ayrılan kız çocuklara, kızkardeşlere‚ „Bara Zeyi / Zeyi’nin payı“ götürülür. Bu pay pişirilen niyaz ile birlikte yanına konulan hediyelerdir. Aileye verdiği emeklerden dolayı teşekkür edilir ve unutulmadığı gösterilir.

Kal Gağan oyunu

Gağan’ın bir diğer eğlencesi ise Kal Gağan oyunu. Bir genç, uzun beyaz sakallar takarak, yaşlı adam (Kal Kek) kılığına girer. Omuzunda heybesi, elinde ise asa taşır. Bir diğeri de onun eşi Fatık kılığına bürünür. Bunları korumakla yükümlü olan ve Arap denilen bir kişinin de yüzü is ile siyaha boyanır. Oyuncular, giydikleri kostüm ile tanınmamaya özen gösterir. Oyun ekibi evleri dolaşır, insanlarla sohbet eder, gittiği yeri neşelendirir. Arap ise Fatık’ın gençler tarafından kaçırılmaması için koruma görevini üstlenir. Grubun evlerden topladığı yiyecekler daha sonra paylaşılır.
Gağan’da hayvanlar da unutulmaz. Hayvanlara buğday ve arpa kaynatılıp (edik) verilir. Ayrıca bir torbanın içine konulan kaynatılmış buğday da ahıra asılır. Böylece hayvanların da hakkı unutulmaz, verdikleri ürünler için teşekkür edilir, gelen yılın rıskı artsın diye dualar yapılır. 

Gağan’ın ardından Xeylas
Gağan’da anlatıldığı üzere insan, hayvan, doğanın her zerresi hatırlanır ve yaşam adına şükran duyulur. Bu anlamıyla geleneğin köklerinin, insanın doğa ile barışık yaşadığı, yeryüzündeki her şeyin canlı olarak kabul görüp değer verildiği zamanlara dek dayandığı fikrini güçlendiriyor. Gağan’dan on-on beş gün sonra da Xeylas (Xızır) oruçları başlar. Bu da üç gün sürer. Evde pişirilen Qaut (buğdayın kavrulup un haline getirilmesiyle hazırlanır) bir tasın içinde yüksek bir yere konur. Xızır’ın gelip bir iz bırakacağı ve evi kutsayacağına inanılır. Ayrıca oruç tutanlar, akşama rüyaya yatarlar. Özellikle genç kadınların, evleneceği kişiye dair ipucu verecek (köyü, evi, yaşadığı yer vb.) rüyalar gördüğüne inanılır.


 DENİZ BİLGİN