İsrail-Filistin savaşının tarihini roman olarak, zengin bir içerikle sunan Sandy Tolan imzalı “Limon Ağacı“ kitabının son cümlesi çarpıcıdır. “Düşmanımız, bizim sahip olduğumuz tek ortağımız” der. Beyaz gömlekler içinde el sıkışan Kolombiya Cumhurbaşkanı J.M. Santos ile Kolombiya Devrimci Güçleri (FARC) liderlerinden R.Londono (Timoşenko), bu sözün doğruluğunu bir kez daha teyit ettiler. 50 yıldır süren ve yaklaşık 250 bin insanın hayatına mal olan Kolombiya’daki bu savaşın bitmesi, barışın yapılması kararı her anlamda değerli bir gelişmedir. 2012, Kasım ayından bu yana Küba’da devam eden bu görüşmeler, Santos’un “Barış zamanı geldi. Çatışmalar duracak” deyişi ile en önemli aşamaya geçti. Bu gelişme barıştan başka bir çarenin olmadığını da gösteriyor. Çünkü barışı savaştığın kişilerle yaparsın, yani sahip olduğun tek ortak ile…

Barışın neden kaçınılmaz son olduğunu ve neden çok zor olduğunu, onu korumak gerektiğini, bir bedeli olduğunu İsrail’in öldürülen başbakanlarından Yitzhak Rabin örneği ile açmak istiyorum. Bugün güncel durumumuzu da kapsadığı için hatırlamanın önemli olduğunu düşünüyorum.

1948, 1956 ve 1967’de Araplara karşı savaşmış; ayaklanma sırasında genç Filistinlilere karşı “kuvvet, baskı ve dayak” metodunu onaylamış; ve yıllarca FKÖ‘yü tanımaya karşı çıkmış olan Rabin; FKÖ’yü halkın temsilcisi olduğunu kabul etmemeye yemin içmişti. Tarih 1993 Eylül ayını gösterdiğinde FKÖ Başkan Yaser Arafat ile Rabin Beyaz Saray’ın bahçesinde el sıkışıyordu. Direniş, Rabin’i Filistin varlığı ile yüzleştirmiş, ikna olmasına sebep olmuştur. Rabin bir anma gününde “Savaş için mücadele ettiğimiz yeter şimdi barış için mücadele etmeliyiz. Bu tüm savaşlardan daha zor. Barış için savaşmalıyız” diyerek kökten değiştiğinin ipuçlarını verir…

4 Kasım 1995’de, yüz binlerce İsraillinin Filistinlilere destek vermek için toplandıkları İsrail Kralları Meydanı’nda bir gösteri düzenlenir. Rabin de burada bir konuşma yapar. Başbakan Rabin halka şöyle hitap eder;

“27 sene askerlik yaptım. Barış umudu olmadığı sürece savaştım. Ama şimdi bir barış umudu olduğuna inanıyorum, tutunmamız gereken büyük bir bir şans… Her zaman ulusların barış istediklerine ve barış için risk almaya hazır olduklarına inandım. Ve işte buradasınız, burada olmayanlar da dahil olmak üzere, barış içinde yer almaya geldiniz, bu, ulusun gerçekten barış istediğinin ve şiddete karşı olduğunun en büyük kanıtıdır. Şiddet İsrail demokrasisinin temelinin altını kazıyor. Karşı çıkılmalıdır, kınanmalıdır ve kontrol altına alınmalıdır. İsrail devletinin yöntemi bu değildir.” Bu konuşmadan sonra Rabin’e bir sayfa verilir. Sayfada barışa dair bir şiir yer alıyordu. Hep beraber okurlar. Sayfayı katlayıp cebine sokar ve gösteri bittikten sonra arabasına doğru gider. Yirmi yaşındaki dindar hukuk öğrencisi Yigal Amir, tam bu esnada ateş ederek onu vurur. İsrailli bu genç “Tanrının isteği üzerine yaptım, kimseden yardım almadım” diyerek polise ifade verir.

Barışı istediği için vurulan İsrail Başbakanı Rabin’den geriye, cebinde taşıdığı barış şiirinin kana bulanmış hali kalmıştır…