YNK, Celal Talabani’nin vefatından sonra yeniden şekillenmedi. Ciddi bir iç mücadele ve çelişki sürecine girdi. Her grup ve hizbin kendisini hakim kılmaya çalıştığı bir süreç oldu. Elbette ki Tevgera Azadi’ye yönelik baskıların gelişmesinde içte yaşanan mücadele ve çelişkilerin ve bunun için kurulan dış ilişkilerin güçlü bir etkisi vardır.

SERHAT VARTO *

Kürdistan ve bölgedeki gelişmeler bütünlüklü olarak değerlendirildiğinde, genelde Apocu Harekete yönelik bir konseptin uygulamada olduğu görülecektir. Konseptin özü; PKK’yi içe büzerek kriminalize etmek, PKK Önderliği ve çizgisinin dört parça Kürdistan ve yurt dışında ortaya çıkardığı kazanımları kontrol altına almaktır. Bu konseptin kurucuları ABD ve Avrupa devletleridir.

Çeşitli küresel, bölgesel ve yerel güçler de kendi cephelerinde bu konsepte dahil olarak, kazanımlardan pay kapmaya çalışmaktadırlar. Bu, yeni değil ama sürekli olarak güncellenen bir konsepttir. Başlangıçta, ‘PKK’ye evet Apo’ya hayır, Kürdistan’a evet PKK’ye hayır’ gibi sloganlarda somutlaşan bu konsept, Apocu Hareket gelişip yayıldıkça yeni biçimler altında sürdürülmektedir. Bu bakımdan ABD’nin hareketimizin yönetiminden üç yoldaşımızın başına ödül koymasıyla, Güney Kürdistan Hükümetinin Tevgera Azadi’nin bürolarını kapatması bir bütünlük arzetmektedir.

İki yönelimin arasındaki ilişki

Her iki yönelimin arasındaki ilişki şöyledir: ABD ve bütün müttefikleri (KDP’de dahil), Apocu Hareketin çekirdeğini hedef almakta, YNK ise daha çok çevre halkalardan biri olarak değerlendirilebilecek bir yapıyı hedeflemektedir. Apocu Hareketin çekirdeğini temsil eden PKK, Kürt Hareketinin dinamosu ve pusulasıdır. PKK varoldukça, hiç bir güç ne Kürtlerin özgürlük tutkularını gemleyebilir, ne de onu demokrasi, özgürlük ve eşitlik hedeflerinden saptırarak, kendi siyasi gündemlerinin aracına dönüştürebilirler. İşte ABD ve müttefikleri, Kürtleri iradesiz ve pusulasız bırakmak için PKK’ye saldırıyorlar. PKK’yi etkisizleştirerek, dinamosuz ve pusulasız bırakacakları Kürtlüğü kendi siyasi hedefleri doğrultusunda kullanmayı hedefliyorlar.

YNK, Apocu Hareketin çekirdeğinden ziyade çevresindeki bir halkayı hedeflemesinin nedeniyse, daha çok kendi hakimiyet alanıyla ilgilidir. Zira Apocu Hareketin çekirdeği, hem YNK’nin iç bütünlüğünün sağlanmasında, hem de dış tehditler karşısında korunmasında önemli bir işleve sahiptir. Ancak taktik ve stratejik hedefleri ne olursa olsun, Apocu Hareketi çekirdekten ya da çevre halkalardan hedeflemek Kürtler açısından aynı sonucu doğurur: Bu da, Kürtlerin zayıflaması ve başkalarının siyasi emellerinin aracı haline gelmesidir.

     SERHAT VARTO  

PKK güçlendikçe YNK güçlenir

Sorunun Türkiye ile ilgili boyutu daha da ilginçtir. Sanki YNK ve Türkiye ilişkilerinin bozulmasının nedeni PKK’eymiş gibi bir algı yaratılıyor. Oysa başından beri Türkiye’nin KDP ve YNK’yi muhatap almasının nedeni PKK’dir. PKK olmazsa, Türkiye ne KDP’yi ne de YNK’yi tanır. Onun için aslında Apocu Hareket, YNK ve KDP’nin Türkiye’yle ilişkilerinin varlık nedenidir. Apocu Hareket zayıflarsa, kesinlikle KDP ve YNK’nin de Türkiye’yle ilişkileri zayıflar. Türkiye onlar üzerinde daha fazla baskı geliştirir. Onun için özellikle YNK’nin bu diyalektiği iyi görmesi ve Türkiye ile ilişkilerini bu temelde geliştirmesi gerekiyor. Apocu Hareket güçlendikçe YNK güçlenir ve Türkiye karşısında daha iradeli ve kişilikli siyaset yapma imkanına kavuşur.

Talabani’den sonra YNK

Aslında YNK, merhum Celal Talabani’nin vefatından sonra çok yeniden şekillenmedi. YNK’nin içerisindeki grup ve hizipler önceden de vardı. Zaten YNK, 1975’te farklı grupların bir birliği olarak kuruldu. Farklı grup ve hiziplerin uzun süre bir arada tutulmalarında rahmetli Talabani’nin liderlik yeteneğinin önemli bir etkisi oldu. Ancak merhum İbrahim Ahmet’in, Talabani’yle birlikte oluşturduğu yurtsever-demokratik çizgi de hem YNK’nin güçlenmesinde, hem de ayakta kalmasında önemli bir rol oynadı.

Bu çizgi Kürdistan’da özünde feodal işbirlikçi çizgiye karşı, küçük burjuva milliyetçi çizgiyi temsil ediyordu. Nitekim İbrahim Ahmet ve Celal Talabani’nin 1966’da KDP’den ayrılmaları, bu çizgi ayrışmasından kaynaklandı. Talabani’nin hastalanması ve vefatı, YNK’de hem ‘Birlik sorununu’, hem de ‘Çizgi sorununu’ gündeme getirdi. Talabani’nin hastalığı sırasında Gorran Hareketinin YNK’den ayrılması, bu ‘Birlik ve Çizgi sorunundan’ kaynaklandı. Vefatından sonra bu sorunlar daha canlı bir biçimde kendisini hissettirdi. Nitekim Şimdiki Irak Cumhurbaşkanı Sayın Berhem Salih’de bu sorunlardan dolayı önce YNK’den ayrıldı, sonra yeniden dönerek Irak Cumhurbaşkanı oldu.

YNK iç çelişkileri

Hiç kuşkusuz çok çeşitli toplumsal güçleri temsil eden, çok farklı bölgesel ve uluslararası güçlerle ilişki içerisinde olan ve çok farklı siyasi düşünce ve eğilimi kendi içerisinde barındıran YNK, Talabani’nin vefatından sonra ciddi bir iç mücadele ve çelişki sürecine girdi. Bu çelişki ve mücadele sürecinde her grup ve hizbin kendisini hakim kılmaya çalışacağı ve bunun gerektirdiği ilişki ve ittifakları geliştirecekleri kuşkusuzdur. Aynı biçimde çeşitli güçlerin de, bu grup ve hizipler üzerinden hem siyaset, hem de çizgi olarak kendilerini YNK üzerinde etkili kılmaya çalışacakları da şüphesizdir. Elbette ki Tevgera Azadi’ye yönelik baskıların gelişmesinde içte yaşanan mücadele ve çelişkilerin ve bunun için kurulan dış ilişkilerin güçlü bir etkisi vardır.

Talabani’nin çizgisinden uzaklaşma

TEVGER’e yönelik baskılar sadece Apocu Hareket açısından önemli değildir, ondan fazla YNK ve onun geleceği açısından önemlidir. Bu saldırılar YNK’nin, kendi varlığını oluşturan iki nedenden uzaklaştığını gösteriyor. Bunlardan birincisi onu var eden ilişki ve ittifaklar, ikincisiyse şimdiye kadar temsil ettiği yurtsever-demokratik çizgidir. Merhum İbrahim Ahmet ve merhum Celal Talabani, bu çizgi temelinde KDP’den ayrıldı ve bunun gerektirdiği ilişki ve ittifaklara girdi. Bu temelde de PKK, YNK’nin güçlü ilişkiler kurduğu en temel Kürt gücü oldu. En zor günlerde PKK, YNK’ye her türlü desteği verdi. Şimdi KDP-TC-ABD-AB ilişkileri bağlamında TEVGER’e baskı yapmak, yurtsever-demokratik çizgiden uzaklaşmak, kendi varlık nedenini ortadan kaldırmaktır. Onun için YNK, başkalarına benzemeye çalışmamalıdır.   

Talabani ailesinin duruşu

Sorunu sadece Talabani ailesiyle bağlantılı ya da ondan bağımsız olarak değerlendirmek eksik olur. Yukarıda belirttiğim gibi YNK içerisinde çok farklı kişi, grup ve hiziplerin mücadele ve çelişkileri vardır. Mücadele ve çelişkiler dönem dönem çok kritik bazı konular üzerinden verilmektedir. Mesela ilk mücadele Güney Kürdistan’daki ‘Bağımsızlık Referandumu’ konusu etrafında oldu. Aslında Talabani ailesi ağırlıklı olarak referanduma karşıydı. Başka bazı kişi ve kesimler ise referandum rüzgarını kullanarak içerde baskın olmaya çalışıyordu. Referandum meselesi başından itibaren YNK’nin içerisinde özünde çok ciddi bir çizgi ve iktidar sorunu olarak ele alındı. Burada Talabani ailesinin fertleri ve yurtsever-demokratik kesimler YNK’nin çizgisine sahip çıkıp doğru tutumu ortaya koymak yerine, estirilen ‘referandum rüzgarından’ korktular. Çizgide ısrar etmek yerine onlar da istemedikleri halde referandum sürecine katıldılar. Sonuçta hem tüm Kürtler hem de kendileri kaybettiler.

Şimdi TEVGER’e yaklaşım da böyledir. Bu konu üzerinde de ciddi bir çizgi ve iktidar mücadelesi yürütülmektedir. Şimdi yine yurtsever-demokratik kesimler bu tutumu benimsemiyorlar, ama çizgilerine sahip çıkma güç ve iradesini de gösteremiyorlar. Ya da tıpkı referandumda olduğu gibi, böyle bir politikanın kendilerini güçlendireceğini umuyorlar. Oysa siyasi ve sosyal gerçekler daha şimdiden TEVGER karşıtı politikanın, en fazla YNK’ye zarar vereceğini gösteriyor.

KDP ile YNK arasındaki diyalektik

Kuruluşundan itibaren KDP ve YNK arasında ilginç bir diyalektik ilişki vardır. Aslında KDP’yi kuranlardan biri, YNK’nin de kurucu fikir babası olan İbrahim Ahmet’tir. Başlangıçta KDP, aralarında İbrahim Ahmet’in de bulunduğu küçük burjuva aydınlar tarafından kurulmuştur. Ancak bu aydınlar tipik bir küçük burjuva özellik olan ‘kendisine güvensizlik’ nedeniyle, kısa sürede geleneksel feodal kesimleri hareketin başına getirirler. Barzani ailesi bu temelde KDP’nin başına geçirilir. Bu geçişle birlikte feodal işbirlikçi çizgiyle, küçük burjuva milliyetçi çizgi arasında KDP bünyesinde bir mücadele ve çekişme başlar.

Nihayetinde 1966’da İbrahim Ahmet ve Celal Talabani’nin KDP’den ayrılmalarıyla, iki çizgi arasındaki mücadele başka bir mecraya kayar. 1975’te YNK’nin kurulmasıyla daha önce bir partinin içerisinde çatışan iki çizgi, artık iki partinin çatışması biçiminde mücadeleye devam ederler. Bundan sonra YNK ayakta kalmak için uzun süre KDP ile savaşmak zorunda kaldı. KDP karşısında ayakta kalmayı başardıktan sonra uluslararası güçler tarafından sistem içerisine çekilerek adeta KDP’nin yedeğine alındı. Aslında son yüzyıldaki Kürt mücadelesine bakıldığında, uluslararası sistemin Güney Kürdistan’a ve KDP’ye özel bir misyon yüklediği görülecektir. Buna göre Güney Kürdistan, Kürt sorununu kullanarak ulus devletleri hizaya çekmenin üssü, KDP’de Kürt gücünü bu doğrultuda hareket ettirecek örgütü olarak kurgulanmıştı. Onun için neredeyse yüz yıl boyunca hiçbir parçada, hiçbir gücün KDP’yi aşmasına müsaade edilmedi.

1970’lere kadar ortaya çıkan hareketler ya tasfiye edildi ya da KDP’ye eklemlendi. PKK, bu ikilemi aşan ilk Kürt gücüdür. YNK, bu ikilemi tümden aşamadığı için sistem tarafından KDP’nin yedeğine verildi. Onun için zaman zaman birbirleriyle çelişip çatışsalar da, birbirlerini ihanetle suçlasalar da uluslararası sistem tarafından birbirlerine mecbur bırakılmışlardır.

KDP’nin güç dengeleri

Türkiye-KDP ilişkileri çok eski ve derine dayanmaktadır. Başta İngiltere ve ABD olmak üzere uluslararası güçler de bu ilişkinin üçüncü tarafıdır. Bunların ilişkileri çok karmaşıktır. Ortada başka Kürt gücü olmadığı sürece KDP, Türkiye’nin hedefinde ve uluslararası güçlerin koruması altındadır. Yeni bir Kürt gücü ortaya çıktığında TC ve uluslararası güçler, KDP’yi bu gücü alt etmesi için birlikte desteklemektedirler. Şartlar gerektirdiğinde TC, KDP’yi bölge siyasetinde Irak, İran ve Suriye’ye karşı da bir kart olarak elinde tutmaktadır. Buna karşılık KDP’de, büyük oranda TC gücü ve desteğine dayanarak ayakta ve iktidarda kalmaktadır. Bu nedenle Neçirvan Barzani’nin yerine Mesrur Barzani’nin Başbakan olması ilişkilerde ciddi bir değişiklik yaratmayacaktır. Neçirvan Barzani’nin görevden alınması daha çok aile içi gelenekler ve güç dengeleriyle ilgilidir.

 

* KCK Dış İlişkiler Komitesi Üyesi