Güney Kürdistan siyaseti 1 Eylül’de YNK içinde yaşanan çatlakla yeni bir gerilim sürecine girdi. Bir yılı aşkın bir süredir siyasi ve ekonomik krizle sarsılan bölge, hükümetin ikinci büyük ortağı içerisinde zaten var olan hiziplerin kendilerini alenen ilan etmeleriyle yeni bir evreye girmiş oldu. 

Parti genel sekreteri Celal Talabani’nin hastalığından sonra parti içinde hiziplerin olduğu, kendilerini çok fazla dışa vurmasalar da parti içinde oluşan çatlağın her geçen gün daha derin uçurumlara dönüştüğü zaten biliniyordu. Süresi geçmesine rağmen çelişkilerin bölünmeye dönüşmemesi adına olağan kongre dahi hep belirsiz tarihlere erteleniyordu. 

Aslında belirsiz tarihlere ertelenen sadece kongre değil, üstü sürekli örtülen iç çelişkilerin dışa vurum süreciydi. Nitekim 1 Eylül’de parti genel sekreter yardımcıları Berhem Salih ve Kosret Resul’un öncülüğünü yaptığı grup sürpriz şekilde parti içinde “karar merkezi” adıyla yeni bir karar organı kurduklarını ve bu merkez tarafından onaylanmayan hiçbir kararın geçerli olmayacağını duyurdular. Hemen sonraki gün bu grup dışında kalan ve Politbüro üyeleri, Celal Talabani’nin eşi Hêro İbrahim Ahmet ve Mele Baxtiyar’ın başını çektiği grup da karşı atağa geçerek, açıklanan “karar merkezinin” parti iç tüzüğüne aykırı olduğunu, dolayısıyla hiçbir bağlayıcılığının olmadığını, açıkladılar.  

Hiziplerin karşılıklı restleşmesi şeklinde gelişen 1-2 Eylül açıklamaları aslında malumun ilanıydı. Hizipler tümden ayrışmış, saflar belirlenmiş dolayısıyla parti içinde netleşme süreci de bundan sonra başlamış oluyor. Ancak temel soru bu netleşme sürecinde YNK’nin kendi iç sorunlarını hal yoluna koyarak mı yoluna devam edeceği, yoksa yaşanan iç krizin partide bir bölünme ve ayrışmaya mı yol açacağı?

İki olasılık da mümkün aslında. Zira sorunlar birikmiş, ipler gerilmiş, perde arkasında yaşanan restleşmeler parti içi diyaloğu sıfıra indirdiği ve bu sorunlar iç tüzük hükümlerince çözüme bağlanmadığı için 1-2 Eylül süreci ortaya çıkmıştı. 

Oysa KDP’nin 20 Ağustos 2015 başkanlık, 12 Ekim hükümet darbeleriyle, hükümetin iki önemli ortağı YNK ile Goran Hareketi cephesinde önemli kıpırdanmalar olmuş ve 17 Mayıs’ta iki parti arasında sağlanan anlaşma demokratik siyaset yönünde toplumda büyük bir heyecan yaratmıştı. Doğru temelde işletmiş olsalardı hem darbeler boşa çıkarılabilir hem de bölgede şeffaf ve demokratik bir siyaset rahatlıkla geliştirilebilirdi. 

Ne var ki kimi arayışlar olsa da beklenen radikal çıkış gerçekleşmedi. Goran Hareketi tümden hükümet dışına atılırken, YNK görece hükümet içindeki varlığını devam ettirmesine rağmen, ipler tümden KDP’nin eline geçti. Ciddi bir politika geliştirilemediği gibi, hem KDP ile hem de Goran Hareketiyle hareket eden ikili bir görünüm sergiledi. Bu ikili ilişki durumu kendi içinde tek ses halinde hareket eden bir YNK için yaşanan krizli durumu aştırma noktasında avantaj sağlayabilirdi. Ancak durum bunun tersiydi. Güçlü bir tabanı olmasına rağmen YNK kendi iç sorunlarıyla uğraştığında kendisinden beklenen çıkışı geliştiremedi.

Bu işin bir yönü olsa da içteki sorunlar sürekli dıştan da beslendi. KDP bunda başrol oynadı. YNK içindeki en küçük bir anlaşmazlığı kaşımayı kendi iktidarı için fırsat bildi. Türk devleti de benzer saikle sürekli faaliyet halinde oldu. YNK, KDP’ye oranla Türk devletinin PKK ve Rojava karşıtı politikalarına tam olarak kendini yatırmayınca üzerindeki baskı giderek artmaya başladı. Sürekli olarak PKK karşıtı cephede yer alması için tazyik uygulandı. Hatta daha önce PKK ile savaşması için direkt baskı kurulduğu, ortaya çıktı. Bunun için de iç çelişkileri kaşıma bu güçlerin işine geldi. Diğer yandan KDP, YNK-Goran ittifakında kendi sonunu görüyordu. Güney Kürdistan'da kendisine alternatif olacak bir gücün oluşması Türk devletiyle geliştirdiği ortak siyasetin sonuçsuzluğu anlamına geliyordu ki, sadece bu da değil, Kürtler arasında son dönemlerde yükselen ulusal birlik dayatmalarına karşın YNK’nin mutlaka kendi saflarına geçmesi gerekiyordu. Zira tabanın da yoğun talebiyle Goran Hareketi’yle ittifak kurmuş bir YNK’nin, PKK, Rojava ve kuzeydeki diğer örgütlerle de yan yana gelerek ulusal kongreye gitme ihtimali güçlü bir Kürt iradeleşmesini doğurabilirdi. 

Bu olasılıklar Rojava, güney ve tüm Kürtler üzerinden hesap yapan Türk, İran devletleri kadar güney Kürdistan'da biricik iktidar gücü olma peşinde olan KDP’nin hesaplarını kesinlikle altüst ederdi. 

Sonuç olarak, YNK içinde baş gösteren hizipleşmeyi parti içi nedenlerle düşünmek kadar, çevrenin de bu yönlü baskı ve hesaplarını dikkate almadan anlamak mümkün değildir. Tüm rakiplerini güçten düşürerek teslim alma, bunun üzerinden istediği hakimiyeti geliştirme tüm iktidar odaklarının geleneksel yöntemidir. Hele hele tarihsel bir eşikten geçen ve Ortadoğu’nun geleceğine yön verecek bir güç pozisyonuna gelen söz konusu Kürtler olunca, içte yaşanacak tek bir sorun dahi sömürgeci devletlerden bağımsız düşünülemez. Temel yöntem, yanına çekip, yedeği durumuna getiremiyorsa içten parçalayıp engel olmaktan çıkarmak oluyor. 

Güçlü bir YNK’nin yapacağı tercih de her ne kadar belirsizse, mevcut durumda yaşananlar açısından sıraladığımız olasılıkların da mutlak anlamda payı büyüktür, hatta belirleyicidir.