
Türk devleti tarafından ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için günlerdir dünyanın dört bir tarafından eylemler yapılıyor. Kürt halkı özgürlük talebiyle meydanlarda. Meydanları dolduran yüzbinler Türkiye’ye demokrasi, Kürt sorununa çözüm ve Öcalan’ın özgürlüğünü istiyor. Her üçünün birbirine bağlı, et ve tırnak gibi iç içe geçmiş gerçekler olduğunu bilerek, taleplerini aynı anda dile getiriyor.
Kuzey Kürdistan’dan, Rojava ve Başur Kürdistan’a kadar yayılan bu talepler Kürt halkının önderliğinin yaşamı ve özgürlüğü için duymuş olduğu kaygılar açıktır ki durumun hassasiyetini gösteriyor.
Kürt halkının sesine kulağını kapatan Türk devlet yetkilileri, herhangi bir açıklamada bulunmadılar henüz.
17 yıldır ağırlaştırılmış tecrit koşulları altında bulunan Sayın Öcalan’ın sağlık ve güvenliğine ilişkin kaygılarını ifade eden, Türk devlet yetkililerinden açıklama bekleyen Kürt halkı, Başur Kürdistan’da da son bir haftadır alanlarda.
7 Ağustos’ta Hewler ve Süleymaniye’de kitlesel yürüyüşlerle tecrit koşulları protesto edilerek, Öcalan’ın özgürlüğü talep edildi. Hewler’de gerçekleşen yürüyüşe herhangi bir müdahale olmazken, Süleymaniye’de yapılan yürüyüş asayiş güçlerinin sert müdahalesiyle karşılaştı. Çevik kuvvet güçleri biber gazı, tazyikli su, elektrikli coplarla kitleye saldırarak, aralarında iki gazetecinin de olduğu 12 kişiyi gözaltına aldı. Saldırılar karşısında eylemde ısrar eden kitleye dağılmamaları durumunda, hepsini tek tek gözaltına almakla tehdit etti. Öcalan posterlerini göstericilerin elinden alarak, yere fırlattılar.
Ne hazindir ki, Süleymaniye’de ortaya çıkan bu şiddet tablosu Kürt halkı üzerinde yüzyıldır katliam, soykırım ve baskı uygulayan İran, Türkiye, Suriye ve Irak rejim güçlerinin yaptıklarını hatırlattı. Kimse böyle bir tabloyu açıktır ki beklemiyordu. Onun için de eylemciler dahil izleyiciler böyle bir görüntüyle karşılaşınca şaşırdılar. Çünkü bu işkence görüntüleri bir Kürt kentinde Kürdün Kürde saldırısı sonucu ortaya çıkmıştı. Oysa Öcalan Kürdistan’ın dört parçasındaki milyonlarca Kürt tarafından önder olarak kabul ediliyor.
Yine çok uzak değil, 19-21 Temmuz tarihleri arasında Süleymaniye’de ‘Öcalan’ın düşünceleriyle Ortadoğu’da barış ve istikrar’ adıyla üç gün süren ve Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinden akademisyenlerin katıldığı bir konferans düzenlenmişti. Süleymaniye’den Öcalan’ın düşünceleri eksen alınarak Ortadoğu ve dünyada barışın, huzurun, kardeşliğin ve birliğin gelişeceği mesajını tüm katılımcılar vermişti. Ve konferansa katılan YNK Politbüro üyesi Mele Bextiyar, “Diktatörler için rahat var ama özgürlük isteyenler için zindanlar var. Biz zindanları özgürlük alanlarına dönüştüreceğiz. Tüm dünya Öcalan'ın yaptıklarını görüyor" diyerek Öcalan’ın özgür olması gerektiğini söylemişti.
Peki, Sayın Öcalan’ın düşünceleri ve yaşam felsefesi temelinde bu kadar önemli mesajların verildiği bir kente ne oldu da birden Öcalan’ın özgürlüğünü talep eden halka saldırı gelişti? Milyonlarca Kürt’ün iradesi olarak tanıdığı Önderliği için gösteri yapmak, özgürlüğünü talep etmek için Kürt halkı, ne zaman ve kimden izin aldı?
Söz konusu Sayın Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlüğü olunca Kürt halkının önünde hiçbir bendin, barikatın duramayacağını, Kürt halkının kendisini ateşten bir çember yaparak Önderliğinin etrafında kenetleneceğini geçtiğimiz 17 yıl boyunca gördük. Hiç kimsenin ve hiçbir gücün Kürt halkının sabrını Önderliğini esaret altında tutarak, güvenliğini tehdit ederek sınayamayacağını, Türk devleti başta olmak üzere uluslararası komploda rol oynayan uluslararası güçler ve yerel işbirlikçileri de gördü.
Dolayısıyla Kürt güçlerinin yönetiminde bulunan bir Kürt kentinde Öcalan’ın özgürlüğünü talep eden halka yönelik gerçekleşen bu saldırı, güvenlik güçlerine ‘saldırın’ talimatı verenlerin alnına bir kara leke olarak çalınmıştır. Televizyon ekranlarında milyonlarca Kürt’ün canlı olarak izlediği saldırı kareleri, büyük bir öfkeye yol açmıştır. Bu saldırı tutumunun elbette bir izahını bekliyor Kürt halkı. Ortaya çıkan saldırı görüntülerinin “ulusal birlikten yanayız” söylemleriyle hiçbir şekilde bağdaşmadığı da kesindir. Dört parça Kürdistan’da Kürt halkı hem rejim güçlerinin hem de DAİŞ gibi insanlık düşmanı vahşi bir gücün tehdidi altında yaşarken, yine siyasal bir statüye kavuşmamışken, Kürt’ün Kürt’e yönelik bu tutumunu Kürt halkı nasıl okumalı?
Bu saldırının gerçekleştiği kent yönetiminin en çok da ulusal birlikten söz ettiğini, sürekli bunu dillendirdiğini biliyoruz. Başur Kürdistan’da yaşanan siyasal krizin de ulusal birlik, demokratikleşme ve toplumsal özgürlükle ancak çözülebileceğini söylemekteler sürekli. Peki nerede birliği sağlayan tutum, nerede Kürt halkını birleştirici köprü rolü oynayan Sayın Öcalan karşısındaki duyarlılık?
Sayın Öcalan’ın içinde bulunmuş olduğu hassas durum ve Kürt halkının içinden geçmiş olduğu kritik ve kader tayin edici böylesi bir süreçte Kürt güçlerinin tümünden beklenen en doğru tutumun, Kürt birliğini sağlayacak adımlar atmaktır. Dolayısıyla birliğe gelmeyen, birliği yaralama çabası içerisinde bulunan her kim olursa olsun Kürt halkını yüzyıl daha ülkesiz, özgürlüksüz bırakacaktır. Başta Başur Kürdistan halkı olmak üzere Kürdistan’ın diğer parçalarında yaşayan ve Sayın Öcalan’ı iradesi ve önderi olarak kabul eden, Kürt halkının tümünden özür dilenmelidir. En başta da Başur Kürdistan halkı ‘saldırın’ talimatı veren güçlerden böyle bir açıklama beklemektedir ve bu en doğal hakkıdır.
Rojbin Ekin