Maya dilinde ben diye bir kelime yok diyordu, Subkumandan Marcos ve devam ediyordu: „Birisi konuşmaya başladığında ‘Biz’ der. Zapatistaları anlamak için bu dili anlamak gerek.” Lacandon ormanlarının kıyısıydı. Yüzünde maskesi, sırtında tüfeği ve belinde tabancası vardı. Zapatista gerillasıydı. Bizim evimize gelmişti. Zapatista komününde, kaldığımız tahta barakaya. ‘Teröristti.’
Benim bildiğim, bir iki radyo istasyonu basılması, bir kaç askeri karargah ele geçirip silahlarının alınması, elçi ve konsolos kaçırarak arkadaşlarını serbest bıraktıran özel bir af yöntemi uygulaması, süpermarket kamyonlarının ele geçirerek, halka dağıtılması gibi suçlar işlemişti. Ülkesinin gerçek bağımsızlığı için şehir gerillası ile mücadele sürdüren Tupomaros gerilla lideriydi. Montevideo’da konuşmuştuk onunla. Pepe Mujica. Şimdi Uruguay Devlet Başkanı olduğuna aldırmayın ‘teröristti’.
Faşist Pinochet rejiminin toplama kapmalarından kaçmıştı. Sonra Küba’ya gidip Komünist Parti’ye katıldı. Nikaragua Devrimi için uluslararası tugay kurdu. Nikaragua’ya gitti. Devrim yaptılar. Yani sadece devleti yıkmaya teşebbüs etmediler, bir de yıktılar. Sonra arkadaşlarıyla beraber Şili’ye dönüp silahlı örgüt kurdu. Mesela, Pinochet’in en yakın arkadaşı olan, medya patronu bakanın öldürülmesini organize etti, katıldı. Pinochet onun düzenlediği suikasttan kıl payı kurtuldu. Bu hatayı ödetti onlara. Bu eylemde 5 koruması öldüğü için, aynı gün 5 gazetecinin evini basıp aldırdı. Birini evinde bulamadılar ancak dördünü o gün öldürdüler. Kumandan Salvador’la Arjantin’de konuşmuştuk. Şili hala ısrarla onu istiyordu. Teröristti!
Ernesto Cardenal papazdı. „Öteki dünya da zaten cennet var, esas bu dünyayı cennet hale getirmemiz gerekir“ diyen devrimci papazlardan. „Ben yoksullara ekmek dağıttığımda bana aziz diyorlar, onların neden ekmek bulamadığını sorduğumda komünist“ diyen Özgürlük teolojisinden. O da devleti, diktatör Somoza’yı sadece yıkma teşebbüsünde kalmadı, yıktı. Sırtını büyük kiliseye ve cemaatlerine dayayan bir din adamı değildi. Yoksullarla birlikteydi. Somoza’ya karşı silahlı mücadelede bulunan Sandinista cephesindeydi ve sonra devrimin kültür bakanı. Daha sonra suyun özelleştirilmesi üzerine şirketler kurup cemaatine satın almaya çalışmadı. „Tanrının suyu nasıl satılabilir?“ diye soruyordu. Türkiye’de bile televizyonda konuştuk onunla. Ernesto Cardenal seksen üç yaşındaydı. Devrimden söz ediyordu. Hala teröristti.
Douglas Bravo ile konuşuyordum. Venezüella’da üç nesil gerilla komutanı idi. Dağlara alışkanlığından olacak, Caracas’ta yüksek bir binada, ofisinde bir yandan kahve yapıyor, bir yandan Chavez’i eleştiriyordu. Silahlı mücadele diye sorduğumda, başka türlü ABD nasıl yenilebilirki diyordu. Eski ya da yeni teröristti.
Bolivya’da madenciler, köylüler, indianlar, şenlikli dinamit lokumlarıyla, neoliberal politikaları yaşama geçiren parlamentoyu dağıttılar. Dinamiti tarihte ilk defa doğrudan insanlık yararına kullandılar. Nobel Ödülü’nü hak ettiler. Hatta şimdiki devlet başkanı da onların arasındaydı. Biraz mahçuptu ama vardı. Bolivyalı madenciler, köylüler, indianlar ve Evo Moreles yani şimdinin Bolivya devlet başkanı, biraz mahcuptu ama teröristtiler.
Geçenlerde bir panelde konuşuyordum. Herkesin Çakal dediği, Chavez’in dünyanın en önemli devrimcilerinden dediği Ilich Ramirez Sanchez telefonla bağlandı cezaevinden. Herkese hitap etti. İlginçti ve kesin teröristti.
ABD üslerini bombalayan, banka soygunları yapan ve bir sürü eyleme karışan -bu karışma kelimesini de çok seviyorum- Alman Kızıl Ordu, RAF’la, dünyanın en büyük kapitalistlerden birinin Fiat’ın patronunu kaçıran İtalyan Kızıl Tugaylar örgütünün militanlarıyla, bir hafta da beş devlet başkanını istifa ettiren, ikisini hükümet binasının damından helikopterle ABD’ye kaçmak zorunda bırakan, Arjantinli Piqueteros-Barikatçılarla konuştum ve daha ne biliyim aklıma gelmeyen bir sürüsü. Hepsi teröristtiler. „Annem senin hiç cezaevine girmeyen arkadaşın var mı?“ diye soruyordu.
Tutuklanan gazeteci arkadaşlarımız, suçlanırken neden teröristlerle konuştunuz diye sormuşlar ya aklıma geldi bunlar. O zaman savcılarda hep teröristlerle konuşuyorlar. Gazeteciler kimlerle konuşmalı ajandası versinler bize ve gazeteciler mutlaka sevdikleri insanlarla mı röportaj yapmalılar? (Bu konuştuklarımı sevmediğim anlamına gelmesin) Mesela ben yaşasaydı Usame Bin Ladin’le konuşmak isterdim. Ne biliyim şu ‘93’ kişiyi öldüren Norveçli faşistle de ya da başbakan Erdoğan’la da. Sormak isterdim; yattığınızda gözünüze uyku giriyor mu gerçekten?
Yargıladığınız her kişi biziz. Yo soy nosotros, Ben biz’iz.