Kürtler varlık ve yoklukla yaşamlarını sürdürürken bu ülke de bunu böyle kabul etmeyip direniş için adım atıp varlıkları betonlanıyorken, Kürt Halk Önderi Öcalan, “Kürdistan sömürgedir” deyip Kürt halkını bir daha varlıklarını sürdürmek için, bir daha anlamlı yaşamın sahibi kılmak için, Kürtleri bir daha derin ve ölümü boylayan uykudan uyandırıyordu. Önderlik Kürdistan’da yaşamın savaşını vermeye başladı. Bu savaş gün geçtikçe her yere daha heybetli ve anlamlı dağılıyordu. İçinde yaşadığımız dünya birçok tarihi savaşlara tanıklık edip bu savaşları bir tecrübe haline getirmiştir. Bu savaşlar verilirken Hitler gibileri bu savaşı özgürlük için savaşan halkların lehine soykırım tarzı yapmışlardır. Kürdistan’da Kürt halkının varlığı yok oluyorken yeni bir dönemin ve hamlenin başlayacağının habercisi oluyordu.

Direnenler vardı fakat tüm Kürtler onurları için savaştı diyemeyiz, her zaman söylediğimiz gibi ihanet ve zafer çizgisi kendini tarihin her sahnesinde göstermiştir.

Şimdi 15 Ağustos’u değerlendirmek gerekirse sadece askeri bir atılım olarak ele alırsak Kürdistan ve Kürt gerçeğini doğru ele almış olmayız. 15 Ağustos hamlesi, atılımı Kürdistan halkı için dökülen betonları kırmak için bir çağrıydı. Bu atılımda da direnen ve teslimiyeti kabul eden kişilikler elbette kendini gösterdi ama her zaman kaybeden ve silik bir gölgede kalan teslimiyet çizgisi olmuştur. Bu hamle de direnen Kürt halkının gerçeğini çok açık bir şekilde ortaya verdi.

Bu atılımın komutanlığını yapan Mahsum Korkmaz (Agit) yoldaş Kürt halkının direnen, teslimiyeti kabul etmeyen, Önderliği anlayan ve zamanında pratiğe koyan bir kahramandır. Agit yoldaşı anlamak atılım ruhunu anlamaktır. Bu savaşın görkemliliği bütün dünyayı sardı. Kimse böylesi bir durumun ortaya çıkacağını bilmiyordu. Tam tersi Kürdü yok etmek için bir seferberlik içinde olunup tarihe kirli izler bırakıyorlardı.

Özellikle bu atılımının Botan sahasında başlaması oldukça önemli bir konudur. Çünkü yurtseverlik ve coğrafyası gerillacılık için oldukça elverişlidir. Düşmanın kendisi; “Kürt hareketini yok etmek istiyorsak önce Botan’dan başlamak gerekiyor” belirlemesinde bulunmuştur. Bu atılım direnişin, komutanlığın, hakikatin bir parçasıdır aynı zamanda. Botan’da Agitler, Dersim’de Sakineler, Amed’de Çiyagerler, Şengal’de Zekiler, Kandil’de de Helmetler bunun bu hakikat yolunun yolcusudurlar. Bu hakikat ile yol alırken Önderlik felsefesinden beslenip doğru militanlık için hep yaşam kavgası verdiler.

15 Ağustos Büyük Gerilla Atılımı çok yönlü değerlendirmek mümkündür. 15 Ağustos yaşam için atılan çığlıkların sesiydi. 15 Ağustos bu çığlıklara bir yaşam umudu oldu. 15 Ağustos aynı zamanda zindan direnişçilerinin vasiyeti gibi bir atılım hamlesiydi. 15 Ağustos zindanda Esat Oktay’ın faşizmine karşı eylem yapma çağrısıydı. Bu faşizmi yıkmak ve faşizme dur demek için görkemli bir hamleye ihtiyaç vardı. Önderlik de bunu böyle ele almıştır. Bu faşizmi yenilgiye uğratmak için tarihi bir direnişe ihtiyaç vardı. Ve bu böyle de oldu. 12 Eylül faşist cuntaya karşı 14 Temmuz büyük ölüm orucuna başlayan büyük devrimciler Kemal Pir, Mehmet Hayri Durmuş, Ali Çiçek, Akif Yılmazlara gerilla 15 Ağustos büyük gerilla atılımıyla cevap verdi.

Ve bugün bu ruh kendisini Kürdün özgürlük mücadelesinde halen sürdürüyor. Zülküf Gezenler, Ayten Beçetler bunun en somut örnekleridir, bu mirasın sürdürücüleridir. Bu mücadelenin başından bugüne kadar da kadınlar saflarda yerini almış ve mücadeleye canları pahasına büyük katkılar sunmuşlardır. Zindanlarda Saralar direnirken dağlarda Bese Anuşlar, Beritanlar, Zilanlar, Çiçekler, Zelaller, Delaller, Armançlar, Şirinler, Viyanlar, Şervinler bu sese ses olmuşlardır. Bu kadın devrimciler görkemli savaşların şahitleri olup direnişleriyle tarihe not düşenlerdir, tarihi bizzat yazanlardır.

Kadınlar tarihten günümüze dünyanın her yerinde, siyahıyla, beyazıyla, az ya da çok sürekli bir mücadelenin sahibi olmuşlardır. Clara Zetkinler, Rosa Lüksemburglar, Leyla Qasımlar, Zarifeler... Kürt özgürlük mücadelesinde de kadın devrimciler bu mücadelenin başından beri yer almış, yok olmaya karşı varlık mücadelesini vermişlerdir. 15 Ağustos büyük gerilla atılımıyla kadın özgürlük mücadelesi farklı bir evreye geçmiştir. Kadınlar da bu atılıma en güçlü şekilde katılımlarını sergilediler. Bu atılımın alevleri en çok kadınlar gürleştirdi. Sisteme karşı başkaldırıp mücadele saflarını katılan kadınlar erkek egemenliğine ciddi darbeler vurdu. 15 Ağustos ile zirveleşen kadın mücadelesi aynı zamanda tüm geri anlayışlara karşı da bir çıkış oldu. Kadınlar kendilerine daha bir güvenir hale geldi, yaşam iddialarında daha da bir yükselme oldu. “Kadın savaşamaz, dağlarda yapamaz” diyen anlayışı tarihin çöp sepetine fırlatıp attı.

Kürt Özgürlük Mücadelesine kadınlar katılım yaparken Agit yoldaşın kadın arkadaşlara karşı yaklaşımları oldukça olumluydu. Kadın savaşamaz dediler Agit yoldaş tam tersini söyledi. “En büyük güveni kadınlar taşıyor, mücadeleyi kadınlar zaferle taçlandıracak” dedi.

15 Ağustos Atılımı’nda her ne kadar kadın arkadaşların katılımları olmuş olsa da bunun esas bir güce dönüşmesi, kadının kendisi olması için yeni atılımların olması gerektiğini kadın arkadaşların katılımlarından anlıyorduk. Bu gücü açığa çıkartmak için Önderliğin perspektifi dahilinde var olan gücün daha iyi yayılması için bir kanala akması gerekiyordu. Önderlik kadın ordulaşması fikriyle bu zemini oluşturdu ve sonuna kadar kadınla beraber yürüdü. Kadınlara güç, moral, irade, bilinç ve fikir verdi. Kadınlar bu fikirleri büyüttü kadın ordulaşmasına dönüştürdü ve bir kez daha kadın gücünün nelere muktedir olduğunu bilen bilmeyen, anlayan anlamayan herkese gösterdi. Büyük bedeller sonucu oluşan kadın ordulaşması bugün de büyümeye devam ediyor. Ve büyüme sadece kendisiyle sınırlı kalmayıp genel ordulaşmaya da ciddi katkılar sunuyor, onu büyütüyor.

Ordulaşma sistemi kadınların direnişiyle daha büyüdü. Bu direniş kendi içinde farklı farklı durumlarla karşı karşıya kaldılar. Beritan şahsında kadın gücünü teslim almak istediler fakat başarılı olamadılar. İhanet ve işbirlikçiliğe karşı da Beritan teslim olmamak için uçurumları kendine özgürlük yolu yaptı ve bir sembol haline geldi. Zilan komploya, faşizme karşı bir tanrıçaya dönüştü, Azime yoldaş hem duruş hem de fikir olarak askeri ve ideolojik yönden bütün kadınların umudu ve komutanı oldu. Agit yoldaş genel komutanlık çizgisini bizlere çizerken Azime yoldaş da bir kadın olarak savaşıp komutanlaşmayı gösterdi. Bu çizgi bütün Kürdistan’da kendini öne verdi. Rojava’da YPJ, Rojhilat’ta HPJ dört parça Kürdistan’da YJA-STAR güçleri bugün savaşın esas güçlerinden biri konumundadır. Bütün bu parçalardaki güçler merkezden esinlenip kendini büyük bir güç haline getirdiler. Bu ordulaşmamız Kürdistanla sınırlı kalmayıp bütün özgürlük için savaşan kadınların umudu oldu.

Bu mücadele yokluktan bugünlere gelene kadar çok zorluklar çekti. Ama hiçbir zaman kendini bunların altında bırakmadı. Kadınlar sadece askerlikte kendilerini geliştirmediler. Her alanda ve her anlamda kadının tüm yönleriyle özgürleşmesi için mücadele ettiler, ediyorlar. Kendi sistemlerini oluşturdular, tüm kadınları kucakladılar. Çünkü genelde Özgürlük Mücadelesi özelde de Kadın Özgürlük Mücadelesi bugün sadece Kürt halkı için savaşmıyor. Aynı zamanda bu acıyı çeken bütün halkların ve kadınların acısını dindirmek için amansız bir mücadele veriyorlar. Kadın hareketi olarak biz bütün kadınların umudu haline geldik. Farklı ülkelerden bizleri görüp tanıyan kadınlar bizim sistemi kendi ülkeleri için de bir yöntem olarak kendi özgürlükleri için yürütüyorlar.

Bu umut tüm özgürlük için savaşan kadınların mücadelesi ile oluştu. Zilan’ın eylem tarzı, Beritan’ın özgür kadın çizgisi, Saralar’ın yaşam kavgaları bu umudu yarattı, büyüttü ve bugünlere getirdi. En büyük umut doğru ve zamanında cevap olabilmekti, bunu başardılar.