Egemen erkekliği doyurmanın arayışları derinleşerek sürüyor. Kadın bedeni üzerindeki işgal, erkek zihniyetinin hakimiyetinin bir sonucu olarak kadına içerilmiş olarak süreklileştirilmeye çalışılıyor. Kadın bedeninin parçalanmasından geçen kapitalist estetik anlayışının işgali dünyanın kimi alanlarında doğal toplum anlayışının kadın doğallığı anlayışına yenilmiş durumda. Bir yanıyla, uyanmış durumdaki hakikat artık uyanmış durumda. Buna karşın birçok yerde aynı zihniyet hakimiyetini sürdürüyor. Bu hakimiyetin yeni sektörler oluşturduğu da bir gerçek. Konfeksiyondan kozmetiğe kadar uzanan bu sektörlere bir süredir plastik cerrahi konusu eklendi.
Tanrının ölümünü çılgınlar gibi kutlarcasına işleyen bir sektöre dönüştü plastik cerrahi. Kadın üzerinde başlatıldı. Sonra erkeklere de uygulandı. Aynen ilk sınıfın oluşturulmasında, kadının düşürülmesi sonrasında aynı yolla erkeğin düşürülmesi gibi… Kadınların burnunu, dudaklarını vs. cerrahi müdaheleyle deforme eden kapitalist sistem cerrahları, bir zaman sonra aynı bedensel müdaheleyi erkeklere uygulamaya başladılar. Erkeğin karılaştırmasının bilim-teknik destekli sürdürülmesinden başka nedir bu durum!
Bu konu ahlaki bir konu mudur? Saçını kestirmekle burnunu kaldırmak aynı şey midir? Bedene müdahele nereye kadar ahlaki sınırlardadır? Kendi bedeni üzerinde insanın söz hakkının olması, beden özgürlüğü, herhangi bir gerekçeyle sınırlanabilir mi? Kapitalist modernite sisteminin yoğun taarruzu altında ezim ezim ezilen insanın özgür olduğu ve özgür iradesiyle kararlar verebileceğini söylemek mümkün müdür?
Bu konular tabii ki uzun tartışma konuları ve aynı zamanda ahlak anlayışının kökenden radikal bir sorgulanmasını gerektiren bir durumdur.
Ama bunların dışında bu konuda değişmeyecek bazı gerçekler vardır. Toplum doğasıyla uyuşmayan, gerçek olmayan ve özgür-komünal yaşam nezdinde bir anlam ifade etmeyen tüm zihniyet, kurum ve eylemler çürümek zorundadır. Kimi erken, kimi geç. Zamanı değişmekle birlikte toplum dokusuyla uyuşmayan dokuların çürüyüp yok olacağı, kesilip atılacağı bir gerçektir.
Özelde kadın bedeninin, genelde de insan bedeninin sistem saldırılarına zihinsel ve bedensel olarak açıklığı sermaye şirketlerinde yeni hegemonya sahaları oluşturmuştur. Son günlerde bu sektörün bir uzantısı olan plastik cerrahide silikon konusu yoğunca gündem olmaktadır. Sahte silikonlardan tutalım dikkatsizlikten, sahtekarlıktan ölüme sebebiyet vermeye kadar bir çok başlık bu konu ekseninde tartışılıyor. Tartışılıyor tartışılmasına ama tüm bu konularda konu kadınlar olmasına rağmen konuyu erkekler tartışıyor ve ortaya çıkan suçu adam öldürme olarak niteliyor. Sahte malzeme vs. kullanma yöntemiyle silikon yaparak kadınların ölümüne sebebiyet verenlerin suçu „Kasıtlı olmadan adam öldürmeye teşebbüs“ şeklinde tanımlanıyor.
Erkek dili, her gün kadınları öldürmektedir.
Silikon mağduru olan ve bundan dolayı hayati tehlike yaşayan kadınların, bu mağduriyetten dolayı gündemleştikleri hukuki süreçte „adam” olarak ele alınmaları, silikondan dolayı yaşadıkları hayati tehlikeden daha tehlikelidir. Silikon onları candan eder ama bu söylem yoluyla gelen anlayış onların ölümlerini dahi yok sayar.
Hukuk devletinde kadına, kadın eksenli hiçbir düşünceye ve hiçbir kadınlık olgusuna yer yoktur. Ulus devletin savunusunu, meşru zeminini oluşturan hukuk devleti anlayışı, kesinlikle bir erkek yaratımıdır ve kadınların bu sınırlar içinde yeri yoktur. Erkek egemenliğinin bir hastalık gibi toplumun tüm hücrelerine zerk edildiği kapitalist sistem içinde kadının meta-nesne olmaktan başka bir yeri yoktur.
İnsanı, yok sayılmaktan daha çaresiz bırakan bir durum var mıdır?
Yok sayılan bir insanın varlığı söz konusu değilken vereceği mücadele de yok hükmünde değil midir? Yok sayılan bir insanın ölmesi mümkün müdür? Yoksanız, ölemezsiniz.
Ölebilmek için de olsa, yaşayabilmek lazım. Nasıl yaşadığımızı anlayabilmemiz için yok hükmünde olma sınırlarından çıkmamız lazım. Yok hükmünden kurtulabilmek de egemen erkek dilinin, egemen erkek hegemonyasının olmadığı bir zamanı yaratabilmekle mümkündür.