Hemen baştan söylemeliyim ki hiçbir şeyi estetize etmeye çalışmıyorum ne de bu ‘zenginlerin’ hegemonyasına karşı  sessiz durmayı öneriyorum. İlaç kutularının kenarına yazdıkları gibi bir uyarı ile başlamak isterim bu yazı isyansever bir yazıdır.

Kapitalizmde kural, neyi yok ederseniz değerlenir. Bu basit arz ve talep meselesine bir başka açıdan bakılması dışında bir şey değildir. Bunu aslında çok da bilinçli olarak yapmaz ve sanıldığının aksine çok da planlı hareket etmez. Zaten son tahlilde yok olan bir dünyanın yanında, odalar dolusu dolarla kalacak olmaları, daha doğrusu tekerlemeye uygun olsun diye yazarsak, öle ölecekler olmalarına rağmen, bütün dünyayı yok etmeyi sürdürmeleri, tek başına yeterli bir şekilde irrasyoneldir. Bu nedenle kapitalizmin yaptıklarında anlam aramak, saçmalığa kendini kaptırmaktan başka bir şey değildir. Hatta bazı kendisini buna iyice kaptıran insanlar zenginlerin dünyanın yok olacağını bildiğini, bu yüzden uzayda kendileri için mesela Mars’ta yer hazırladıklarını söylemektedirler. Bu tür tesis yapmış olmaları gerçek de olsa hiçbir şeyi değiştirmez.
Çünkü şu gerçek unutulmamalıdır ki yoksullar olmazsa zenginler olamaz. Yani Mars’a bile yerleşecek olsalar, asalaklar bedenlere, halka, yoksullara ihtiyaç duyacaklardır. Burada esas dikkat çekici olan ise Mars’a bile inşaat yapma isteği olmalıdır. Bu inşaat yapma, tanrı olma, çaresiz kompleksinden başka bir şey değildir. Yoksullar olmadan, zenginler olamaz. Ancak bunun tersinin olabileceğini mutlaka söylemeliyiz; Yani zenginler olmadan, yoksullar bal gibi de olabilirler. Burada diyalektik açıdan olamayacağı düşüncesinin dışında bir şey söylüyorum ki esas mesele yoksulların zenginleri yani asalakları, basitçe sırtından sallamaları yeterlidir.
Zengin olmazsa yoksul da olamayacağı diyalektik açıdan belki doğrudur ama ‘yoksul’ kelimesini özellikle korumak daha mantıklıdır. Bu sınırlı bir mal varlığı durumunu anlatmaktadır ki ancak bu var olmayı sağlayabilir. Birden endişelenmeyin çok daha iyi yaşadığımız bir dünya ortaya çıkaracaktır yoksulluk!
Temerküz ve dolayısıyla iktidar düşüncesinin merkezinde  ‘zengin olmak’ ve ‘daha çok’ vardır. Gerçekte kesinlikle, hep birlikte ‘daha çok’a sahip olmak mümkün olmasa da sanki herkesi, her an buna sahip olabileceğine ikna etmek temerküzü ve iktidarı meşru kılar. Yoksul olma durumunun aşağılanması ‘zengin’ olma durumunun yüceltilmesinin bir sonucundan başka bir şey değildir.
Özellikle gazete de her zaman yazdığım yazıların aksine, söylemek istediğimi doğrudan değil de biraz fazla etrafında dolaşarak söylemeye çalışmak istemem size ‘yoksul’ olmayı önermeyi çekindiğimden olsa gerek. ‘Yoksul’ olmalıyız eh tabi ki tırnak içinde, yoksa mesela basit şekilde bu dünyada herkesin arabası olamaz çelik yetmez ve herkesin arabası olursa zaten gidilecek hiç bir yer kalmayacaktır. Hemen burada eklemeliyiz ki arabanızın olması size özgürlük ve zaman da kazandırmaz tam tersine bağımlı kılar ve zaman kaybettirir. Her şey bir yana sadece onu satın alabilmek için sattığınız emeğinizi, zamanınızı hesaplayın… Siz önce şu umut oyunun içinden çıkın demek istiyorum. Ancak ‘yoksul’ bir dünyada mutlu yaşabiliriz.    
Yani bir başka türlü anlatmaya çalışırsak ‘şükretmeliyiz’. Ancak şükretmek var olan durumu kabullenmek değil ‘daha çok’a karşı, temerküze ve dolayısıyla iktidara karşı bir durumdur. Yeni ‘şükreden’ bir dünyayı yaratmanın temelinde isyan vardır. Hatta genel ve yanlış kanaatin aksine ‘şükretmek’ için isyan, gerekli ve zorunludur.
Halkı ‘şükretmeye’ teşvik etmek benim istediğim.