“Amacımız sadece müzik yapmak değil, sanatın diğer dallarında da çalışmak ve ’Kadın isterse dünyayı yeniden inşa eder’ demek olduğuna vurgu yapmaktır” diyen Şararoj üyelerinden Saniye Tunç, amaçlarının büyük bir kısmını başardıklarını söylüyor.
SELMA AKKAYA / PARİS
Şararoj, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in Paris’te katledilmesinin ardından, öğrenci ve işçi kadınlardan oluşan bir sanat grubu. Mezopotamya Demokratik Kültür Sanat Hareketi (TEV-ÇAND) Paris Meclisi bünyesinde oluşturulan grup, erbane eşliğinde müzik, tiyatro ve sanatın çeşitli dallarında çalışmalar yapıyor. Kurulduğu günden itibaren enstrüman ve ses eğitimi konusunda kendini geliştiren grup, çeşitli etkinlik ve konserlerde sahne alıyor.
Müzikle yola çıkıldı
Çalışmanın emektarlarından Saniye Tunç, “Sanat; devrimin, özgürlüğün, özgüvenin gerçek tanımıdır. Kimlik kavgasıdır. Kültürel değerlerden uzaklık çoraklık anlamına gelir, yozlaşmayı kolaylaştırır” diyor ve grubun kuruluş amacını bize şu sözlerle anlatıyor: ”Nefes almamız ve çığlığımızı duyurmamız, buradayız diyebilmemiz için bir dile ihtiyacımız vardı. Aslında bu işlerle bireysel ilgileniyorduk, örgütlü bir duruş yoktu. Bildiklerimizi paylaşma derdi yaşıyorduk ve kendi ifade dilimizi kullanabilme ortamını oluşturma kaygısı taşıyorduk. Böylece TEV-ÇAND kadın emekçileriyle bir ritim çalışması başlattık.”
Tunç, grubun ilk oluşum sürecini, kolektif çalışmaya nasıl evrildiğini, grubun çalışmalarını ve yaşanan zorlukları şu sözlerle anlatıyor: “Bütün zorluklara ve yetmezliklere karşın umutla, son dört yılda örülen çalışmalar ürün verdi. Amacımız sadece müzik yapmak değil, sanatın diğer dallarında da çalışmak ve ’Kadın isterse dünyayı yeniden inşa eder’ demek olduğuna vurgu yapmak. Bizim yapımızın dışından olan kadın arkadaşlarımız da zamanla grubumuza dahil oldu. Kısa bir süre içerisinde çok naif uyumla, sevgi dolu bir heyecanla çalışmalarımız ilerledi ve hepimiz rahat bir nefes aldık. Bu çalışmaların sonucunda bir grup oluşumuna gitmeye karar verdik, tabii zorluklarını da göz önüne alarak. Kendimize, ‘Kadın Sanat Grubu’ adını verdik. Çünkü amacımız, sadece müzik yapmak değildi. Sanatın diğer dallarında da çalışmalar yapmak, sunmaktı ve ‘Kadın isterse dünyayı yeniden inşa eder’ demek istiyorduk. Hepsini olmasa da büyük bir kısmını başardık aslında. Yaptıklarımız çok yansımadı belki, bunun da farkındayız. İlk etapta müzik dalında başladık. Müzik dalıyla biraz daha kolay sahne bulabiliyor ve bu anlamda da var olan boşlukları da kendi çalışmalarımızla doldurabiliyorduk. Müzik alanı biraz daha çekici, daha popüler, daha çabuk yer edinen bir sanat dalı. Kimimiz sadece erbane öğrenmeye, kimimiz müziği sevdiği için, kimimiz de kendine bir dil oluşturabilmek için oradaydı. Ve belirli bir ders toplamının sonunda bir repertuar oluşturuldu. Bir programa çıktık ve sonrası malum. Birbirimizi çok sevdik. Bu program sonrası ilk sözleşmemizi yaptık. Tiyatro, şiir, dans gibi sanat dallarını da sahneye taşımak için projeler oluşturduk. Bu dalda ilk olmak istedik. Böylelikle bu çalışmaya katılan tüm kadın arkadaşlar yaptıklarımıza çok heyecanla yaklaştı. Belirli bir zaman sonra kolektif çalışmanın iyi, güzel ve toplumsal nüvelerini sanatla buluşturmaya çalıştık. Tabii bu kararları çok kısa bir zaman dilimi içerisinde almadık. Bir yıllık bir kolektif çalışma ve bazı programlardan sonra aldık. Bu süre zarfında birbirimizi tanımak sevmek, açık olabilmek, bir adım ileri taşımak, yokuşu birlikte tırmanmak gibi sözleşmelerimiz oldu. Bunlar gerçekten bir kadın topluluğunu bir arada tutmanın en önemli nüveleridir. Hem cinsimize güvenebilmek, yüreğin ta orta yerinden kucaklaşmak çok çok önemli; sanat denilen yeniden doğuşta.
Sanat doğuşunun sırrı
Genel eril yaklaşımların zamanla karşılarına bir sorun olarak çıkmasına değinen Tunç, yaşadıkları sorunları ise şöyle anlatıyor: “Yaşadığımız birçok zorlanma da oldu, eril yaklaşımlar karşımıza çıktı. Mesela motivasyon bozukluğu, yoldaşlık adı altında parçalara bölme, yaptığınızın işin önemsiz olduğu algısını oluşturma, sıradanlaştırma, kadının hem cinsine olan sevgisini ve inancını sarsma gibi… Kimisi birinci dereceden toplumsal statünün öncülüğünü yapan arkadaşların bu çalışmanın zeminini ortadan kaldırma ve ötelemek istemesi, kültür sanat alanında halen ciddi bir sorundur. Kültür sanat ve sportif aktivitelerine gereken önem halen bilince çıkarılamamış ve ötelenmektedir.”
Tunç yaşanan sorunlarda, “Yaptığınız iş maddi getiri sağlamıyorsa siz gereksiz ve önemsizsiniz” mantığının bunun da propagandasının çok fütursuzca yapılabiliyor olmasına değinerek devam ediyor: “Hem içinde yer aldığımız yapıda hem de toplumda yaptığımız çalışma ve ‘gereksiz’ görülüyor, hakeza çalışana böyle yaklaşılıyor. Toplumsal baskı, sistemsel zorlamalar da bununla birleştiğinde Kürt kültür ve sanatının önündeki zorluklar fazlalaşıyor. Bunlarla birlikte kadın olarak bunun mücadelesini vermek gerçek anlamda güç ve inanç gerektiriyor. Biz bu süreçte kararlılığımızı göstererek yola devam ettik, kısmi tökezlemeler yaşamış olmakla birlikte.
Bir proje grubu olarak Şararoj
Şararoj Kadın Sanat Grubu’nun bir proje grubu olduğuna dikkat çeken Tunç: “Kadının kendi sanatsal projesini oluşturmak, sahipliğini üstlenme, doğal olarak büyütme ve geliştirme hassasiyetini de oluşturuyor.
Özellikle kadın aktivitelerinde ve kültür sanat festivallerinde yerimizi aldık. Büyük ilgi gördü. Avrupalı dostların bir etkinliğinde bize şunu söylediler; “Kürt kadınlarının çok iyi savaştığını biliyorduk ama sanatsal olarak da böyle etkileyici duruşlarının olabileceğini bilmiyorduk.” Ötelemek sadece kendi kurumumuzda olmuyor, politik etkinliklerde kurum adına yer aldığımızda bu yüzümüze çarpıyor. Çok iyi bir grup muyuz? Kesinlikle değiliz ama sadece kadınların elbiseleriyle, çıplak sesleriyle ve bir ritmle sahnede olması ve kendi diliyle haykırması bile hayranlık uyandırmaya yetiyor, etkiliyor bizce. Ama bizim toplumumuzun yaklaşımları gerileticidir. Aileler için çocuğun para kazanması, kültür sanatını öğrenmesinden, icra etmesinden, onu topluma taşımasından daha önemli. ‘Başkası yapsın, ben başkasını takdir edeyim ama benim çocuğum yapmasın, uğraşmasın anlayışı hakim. Çünkü o kızına kültürel, sanatsal değerin öncülüğü rolünü değil, toplumsal geriliklerin kimliksizliğini, kapitalist sistemin köleliğini bilinçsiz bir biçimde hak görüyor. Oysa kadın doğal kültür taşıyıcısıdır, değil mi? Maalesef böyle zorlanmalarımız da oluyor. Halbuki, bir çocuk ya da genç kadınlar için bu çalışmalar ve bu ortam, bir nefes alma, kendini tanıma, inanma, sosyalleşme demek, bu şekilde bir kimliğe bürünür kişi. Çünkü kapitalist sistem bencildir, bencilliği öğretir. Bu, biz Kürtlerin genlerine bile aykırıdır. Biz kolektif bir toplumun fertleriyiz, toplumsal değerleri olan bir halkız, bu sistemde bu biçimde bunalmamızın nedeni de genetiğimizdir. Kendi kimliğiyle, öz gücüyle, iradesiyle ve toplumsal gerçeğiyle kucaklaşması, toplumsal sanat ile ideolojik buluşmayı yaşaması, genç kadını ya da kadını bir adım ileriye taşıyacak olandır.
Kimlik kavgasının adı sanat!
“Sanatın eğiticiliği, toplumsal bütünleyiciliği özelliği yaşamın başka alanlarında bu kadar değildir” diyen Tunç, toplumsal sanat devriminin, özgürlüğün, özgüvenin gerçek tanımı olduğuna vurgu yaparak, kimlik ve sanat ilişkisine şöyle değiniyor: “Kimlik kavgasının adıdır sanat. Kültürel değerlerden uzaklık, çoraklık anlamına gelir, yozlaşmayı kolaylaştırır. Siyasal olarak hamleleriniz, kazanımlarınız ne kadar büyük olursa olsun, siz eğer kültürünüzü, sanatınızı taşıyamamışsanız, dilinizi unutmuş, toplumsal masallarınızı, destanlarınızı, dengbêjlerinizin mirasını, giyim kuşam gibi sizinle özdeşleşmiş olan aksesuarlarınızı unutmuşsanız, yaptığınız siyasal devrimin çökmeye mahkum olduğunu bilmelisiniz. Ve buna kültürel değerler silsilesinde sanat alanlarını daraltmak ya da sanatın sadece bir dalını geliştirmek ve böyle bir algıyı yaymak da bir önceki anlayış kadar tehlikelidir, yok edicidir.”
Kültürel mirasın taşıyıcısı olmak!
Tunç: “Popüler sanattan söz etmiyoruz elbette, özle bütünlük bağını kuran, yenilikleri özle tanımlayabilen, özgürlüğün dilini koruyan sanat ve sanatçısından söz ediyoruz ve biz kadın sanat grubu olarak bunlara çok dikkat ediyoruz” diyerek kadın ve sanatın bütünleşmesini şöyle anlatıyor: “Sistemin kadını değil, kadın özgürlük hareketinin sanat emekçisi olabilmeye, kültürel mirasın az da olsa taşıyıcısı olmaya çalışıyoruz. Anadilimizi korumaya çalışıyoruz; anadilimizle konuşuyor, tartışıyor ve şarkılarımızı söylüyoruz.
Şarkılarımızı özgürlük mücadelesinin kültürel ve sanatsal değerleri koruma felsefesi doğrultusunda belirliyor, elbiselerimizi giyiyor ve aksesuarlarımızı takıyoruz. Yani Çin malı ve motiflerinin olduğu aksesuarları kullanmıyoruz. Hürrem Sultan modeli elbiseler giyinmiyoruz mesela. Çünkü sistemin deformasyon yarattığı bu tuzak, asıl asimilasyondur. Özünden uzaklaşmadan ufak tefek değişiklikler yapıyoruz tabii. Mesela Botan yöresine göre giyiniyorsak, yaka dekoltesi rencide ediciyse, özüne dokunmadan bir iki rötuş yapıyoruz. Repertuar seçimlerinde kadını rencide eden stranlardan uzak duruyoruz. Ya okumuyor ya da o kelimelerin içerikle uyumlu imgesini seçiyoruz.
Kurumsallaşma hedefi
Şararoj Kadın Sanat Grubu’nun 13 üyesi bulunuyor. Grubun oluşumundan bugüne birçok sima değiştirdiğini ifade eden Saniye Tunç, “Yaklaşık yirmi arkadaş vardık, kimileri bir süre sonra ayrıldı. Ayrılmalarının nedeni grupla olan uyuşmazlık değildi kesinlikle. Yaşamsal koşullar, ailesel yaklaşımlar, sistemin dayattığı daralmalardan kaynaklıydı. Geriye üç kişi kaldık bir ara ama inandık ve devam ettik. Şu anda 13 kadın arkadaş olarak çalışmayı sürdürüyoruz. Çalışmalarımızı Kevana Zêrîn (Altın Hilal) kadın sanat hareketinin felsefesi, bakış açısı, örgütlenmesi ve perspektifi doğrultusunda yürütüyoruz. Bu şekilde çoğalmanın ve sanatın diğer dallarında aktifleştirmenin çabası içerisindeyiz.”
Önümüzdeki zaman zarfına dönük projelerinden bahseden Tunç, son olarak şunları ekliyor: “Yeni projelere yoğunluğumuzu vermeye çalışıyoruz; var olan zorlanmalarımız ile birlikte. Yine de söylediğimiz her kelimeyi yürekten gelerek, umutla söylüyoruz. Kimsenin yüreğimizi karartmasına izin vermeyeceğiz ve bu çalışmayı kurumsallaştırmanın yolunu bulmaya çalışıyoruz. Çünkü buna büyük bir ihtiyaç var TEV-ÇAND olarak. Hedefimiz sanatı kadının rengiyle toplumla buluşturup, kurumsallaşmaktır. Zira sanat kadının kanatlarıyla tarihselleşir.”