Dünyadaki ve bölgedeki değişim dalgası adım adım gelip Türkiye’nin sadece coğrafi değil tüm toplumsal sınırlarına da dayanmış bulunuyor. Bu değişim dalgasının önünde durmak ve dalgayı durdurmak olanaksız. Bugüne kadar buna teşebbüs etme gafletinde bulunanlar dalgalar tarafından sürüklenip atıldı. Halkının ve insanlığın geleceğine devrimci-demokrat-bilimsel çözümler üretenler dalgaların gücünü olumluya çevirebilir. Halklarını çatışmaya ve yok oluşa değil çözüme, barışa ve özgürlüğe götürebilir.
Bu süreçte “Kürt sorunu” da çözülecek, Kürt halkı geleneksel sömürgeci zincirleri kırarak özgürlüğe ulaşacaktır. Hala Kürt halkı üzerindeki sömürgeci statükoyu sürdürmek isteyenler çok yanlış yoldadırlar. Kürt halkının -tıpkı ünlü sözdeki gibi- “Kaybedecek bir şeyi kalmamıştır ama kazanacağı özgür bir gelecek” vardır. Kürt halkının ezici çoğunluğu bu uğurda her bedeli göze aldığını göstermiştir.
AKP iktidarı güya statükoya karşı savaş açmış ve halka reformlar, özgürlükler ve barış vaat etmiştir. Ama hiç bir sözünü yerine getirmediği gibi bugün statükoyla uzlaşıp Kürt halkına ve tüm muhalif güçlere karşı “cihat” açmıştır. Bölge ve dünya konjonktüründen yararlanıp kanlı bir tek parti diktası kurmak peşindedir. AKP diktası sadece TC sınırları içinde değil, bölgede de egemen olmak istemektedir. Bu isteğini gerçekleştirmek için de Kürtlerin her türlü kazanımını doğmadan boğmak istemektedir. Bilinen baskı ve zulüm politikaları Roboskî katliamıyla yeni bir döneme girmiştir. Yıllardır milyonlarca insan tarafından, kimsenin burnu kanamadan kutlanan NEWROZ’un bu sene hükümet tarafından yasaklanıp kana bulanması bunun göstergesidir.
KCK adı altında yapılan hukuk dışı zulüm Devrimci Karargah ve HDK tutuklamalarıyla sürdürülmektedir. Halkın seçtiği milletvekili-belediye başkanları, diğer siyasetçiler, aydınlar zindanlarda ve seslerini duyurabilmek için iki aydır açlık grevindeler. Onlarla dayanışma ve halklarının özgürlüğü için Avrupa’da yapılan açlık grevi de birinci ayını bitiriyor. Faili meçhuller, gazete kapatmalar ve her türlü hukuk dışı zulüm 12 Eylül darbe günlerini aratmıyor. AKP medyasında bu durum açıkça destekleniyor ve kanıksatılıyor: “AK Parti Kürt sorununu niye çözsün?” diye soran İhsan Dağı bunun AKP’ye bir getirisi olmadığını ama zararının çok olacağını söylüyor. On milyonlarca insan üzerindeki zulmü AKP’ye getirisi-götürüsü üzerinden bezirgan hesabıyla çözenlerden ne hayır gelir?
Aynı kişi bugünkü durumu da şöyle açıklıyor: “Hükümetin Kürt meselesini çözmek için bir acelesi de yok, stratejisi de.”  Yazar bunu eleştirse de AKP cephesinde egemen olan kafa budur. AKP cephesine egemen olan ve artık açıkça ilan edilen bu gerçek karşısında Kürtler ne yapmalı ya da ne yapıyor? Kürtler arasında uzun süredir alt perdeden birçok çevrede dile getirilen “Ortak yaşamaya daha doğrusu başkalarının egemenliğinde yaşamaya mecbur muyuz? Artık kendi başımızın çaresine bakmak zorundayız” çerçevesindeki görüşler artık en üst düzeyden, KCK Yürütme Konseyi Başkanı Karayılan tarafından dile getiriliyor.
Karayılan: “Kürtler ortak yaşayıp yaşamamayı gündemine almalı” diyor. Bunu artık gündeme alındığı biçiminde anlamak gerekir.
AKP’nin yeni 4+4+4 yasasında da anayasa hazırlıklarında da Kürtlerin ve farklı ulusal-dinsel toplumların taleplerine en küçük yer yok. Görüşleri bile alınmıyor. Halklar arasında demokratik-eşit-özgür ilişkiler yerine TEK-TEK-TEK-TEK kafasının yani tek ulus, tek din, tek mezhep ve tek dil zihniyetinin bütün halklar üzerindeki egemenliği dayatılıyor. Bu şartlarda yeni bir ortak yaşam olanaksızdır. Ancak bir kargaşa-kavga-çatışma sürecinden sonra, herkesin başının çaresine bakacağı yeni bir yaşam gündeme gelir. Yani eski yolun sonuna ve yeni bir yol ayrımına gelip dayanmış bulunuyoruz. Yeni yolun birlikte seçilmesi-yürünmesi-yaşanması hala mümkündür ve ezilen halklar için tercih edilendir. Ama herkese en geniş demokrasi-özgürlük ve tam eşitlik şartıyla.
Kırk sene önce bugün Kızıldere’de direnerek can veren ON’LAR yani THKP(C) ve THKO önderleri olan Mahir Çayan, Ömer Ayna ve yoldaşları bize bugün de bu yolu gösteren meşalelerdir. ON’LAR’ı saygıyla anıyorum.