Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 'Türkiye’de Demokratikleşme Sorunları, Kürdistan’da Çözüm Modelleri (Yol Haritası)' adlı kitabı için İngiltere'nin başkenti Londra'da bir konferans düzenlendi. Öcalan'ın kitabı Şubat ayında 'The Road Map to Negotiations' ismiyle İngilizce yayınlanmıştı.
Kitabın tanıtımının yanı sıra bir tartışma platformu yaratmak amacıyla 1994’den beri İngiltere’deki lobi çalışmalarını yürüten 'Peace in Kurdistan Campaign' örgütü tarafından Londra’da gerçekleştirilen konferansa BDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş ve çok sayıda İngiliz politikacı katıldı. Konferansa İngiliz milletvekili Jeremy Corbyn, Prof. Michael Gunter, Sosyalist Tarih Toplumu Örgütü'nün Sekreteri David Morgan, Avrupa Parlamentosu eski milletvekili Stan Newens ve Antropolog Dr. Felix Padel konuşmacı olarak katıldı.
Konferans, Meral Danış Beştaş’ın giriş konuşmasıyla başladı. Türkiye’nin içler acısı haline dikkatleri çekmek istediğini belirten Danış Beştaş, mevcut durumun 1990’lardaki karanlık dönemden daha kötü olduğunu vurguladı. AKP hükümeti tarafından basın yayına getirilen yasaklarla, Kürtlerin uğradıkları zulüm ve baskıların kamuoyuna ulaştırılmadığına dikkat çeken Danış Beştaş, KCK adı altında yürütülen operasyonlarla her geçen gün artan tutuklu sayısı için net bir rakam vermenin neredeyse imkansız olduğunu söyledi. Danış Beştaş, yakın zamanlı bir örnek olması açısından BDP’nin Ömerli şubesinde yaptıkları bir toplantı sonrasında herkesin tutukladığını, dışarıda sadece bir kişinin kaldığını dile getirdi.

'Öcalan düşünce suçlusu'
Meral Danış Beştaş’ın ardından Amerika’daki Tennessee Teknoloji Üniversite’sinden Prof. Michael Gunter, Öcalan’ın İngilizceye çevrilen Yol Haritası adlı kitabı üzerine konuştu. Yeni çıkan kitabın Öcalan’ın 2003 Ağustos’unda yazdığı kitaptan daha kapsamlı çözümlere ulaştığını belirten Gunter, Öcalan’ın kitabında belirttiği üç aşamalı eylem planının önemine değindi. Öcalan’ın düşünce suçundan hükümlü olduğuna inandığını dile getiren Gunter, müzakere sürecinin tekrar başlaması gerektiğini vurguladı. Gunter’ın ardından sözü, Sosyalist Tarih Toplumu örgütünün sekreteri aktivist David Morgan aldı. Yazarının katılamadığı bir kitap tanıtımı yapmanın trajik bir durum olduğunu belirterek sözlerine başlayan Morgan, kütüphane ve internet gibi kaynaklardan mahrum bir şekilde böyle bir kitabın yazılmasının çok önemli olduğunu dile getirdi. Türk devletinin, politik tutuklu olan Öcalan’ın düşüncelerinin dört duvar dışına çıkıp Kürt halkına ulaşmasını engelleme çalışmalarına rağmen kitabın ellerine geçmesinden dolayı büyük bir mutluluk duyduğunu belirten Morgan, Öcalan’ın gerçek bir entelektüel olduğunu ve kitabın hak ettiği değer ve önemi alması gerektiğini vurguladı.

'Köy boşaltma kültürel soykırımdır'
Morgan’ın ardından sözü Avrupa Parlamentosu eski üyelerinden Stan Newens aldı. Milletvekili kimliğinin yanı sıra sendikada yıllarca aktivist olarak faaliyet yürüten Newens, Yol Haritası kitabının Öcalan’ın liderliğinin yanı sıra iyi bir tarihçi olduğunu da gösterdiğini söyledi. Öcalan’ın kitabında Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadarki dönemi ele aldığını belirten Newens, kendini her defasında modern diye tanıtan Türkiye gibi bir ülkenin modern bir ülke ünvanı alabilmesi için öncelikle çok etnik yapılı ve çok dilli bir yapıyı sahiplenmesi gerektiğini belirtti.
Kürt meselesine kalıcı çözümler için önerilerin bulunduğu kitabın dikkate alınmasının Türkiye’ye çok şey kazandıracağına inandığını dile getirdi.
Newens’in ardından sözü alan Antropolog Dr. Padel, kitabın yaşanan bunca karanlığa rağmen kendisine bir umut verdiğini söyledi. Araştırmaları için vaktinin büyük bir çoğunluğunu Hindistan’da geçirdiğini belirten Padel, Türkiye’nin insan hakları ihlallerinde çok kötü bir portre çizen Hindistan’dan bile daha kötü durumda olduğunu vurguladı. Basına getirilen yasaklarla insan hakları ihlallerinin ve Kürtlere yapılan baskı ve zulümlerin medyaya yansımadığını dile getiren Padel, Hindistan’da en azından demokratik medyanın halen mevcut olduğunu açıkladı. Köy boşaltmaları ve yıkımlarını bir antropolog olarak kültürel bir soykırım olarak gördüğünü ayrıca sözlerine ekledi.
Konferansın sonunda sözü alan İşçi partisi milletvekillerinden Jeremy Corbyn, bir kaç kişiden oluşan bir delegasyonla Nisan ayında Ankara ve Amed'de yaptıkları gezileri üzerine konuşurken, delege olarak yakın bir zamanda Türkiye ve Kürdistan’a bir gezi gerçekleştirip, KCK adı altında tutuklu bulunan hükümlüleri ayrıca ziyaret etmek istediklerini belirtti. Katılımın oldukça yüksek olduğu konferansta konuşmacılar katılımcılarının sorularını cevaplarken, Amerika ve Avrupa’nın Kürt meselesine bakışı, Kürtçenin Kürt kimliğindeki rolü ve önemi gibi konular tartışıldı.

PKK listelerden çıkarılmalı

İngiltere'de Kürt Araştırmaları ve Öğrencileri Örgütü (KSSO) Doğu ve Afrika Çalışmaları Okulu'nda (SOAS) 'Kürtlere Yönelik Amerika Dış Siyasetinin Beş Aşaması' adlı bir seminer düzenlendi. Amerika'daki Tennessee Teknoloji Üniversite'sinden Prof. Dr. Michael Gunter tarafından verilen seminerde  Amerika'nın Güney Kürdistan'daki Kürtlere yönelik her geçen yıl artan yakın siyasetinin yanı sıra aynı zamanda Amerika'nın Kuzey Kurdistan'daki Kürt meselesine bakışı ve Türkiye ile müttefik ilişkileri değerlendirildi.
Sahip oldukları jeopolitik konumdan ötürü Kürtlerin Ortadoğu'da önemli bir yer tuttuğunu belirten Prof. Gunter, Kürdistan'ın bölünmüşlüğünden ötürü Amerika'nın Kürtlere yönelik politikasının bölgeye göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Saddam Hüseyin'e yönelik savaşta yanlarında olan Güneyli Kürtlere çok şey borçlu olsa da bağımsız bir Kürdistan'a şimdilik yeşil ışık yakmayacağını belirten Gunter, Amerika'ya göre Kürtlerin bağımsızlığının Ortadoğu'da bir istikrarsızlığa yol açacağını söyledi. Amerika'nın Kürtlere yönelik politikasının aynı zamanda çelişkili olduğunu ifade eden Prof. Gunter, şunları söyledi: "Herkes Amerikalıların Iraklı Kürtleri ne kadar sevdiğinden bahsediyor. Unutulmamalı ki Amerika hem 1975'te hem de 1991'de Kürtlere iki kez ihanet etti. Amerika her ne kadar Kürdistan Bölgesel Hükümeti'ni bir dost gibi görse de, Kürt hükümetini Türkiye kadar önemli bir müteffik olarak henüz göremiyor."
Prof. Gunter, Amerika'nın Kürtlere yönelik dış politikasını beş aşama şeklinde değerlendirirken, bu aşamaları şu şekilde sıraladı:
- Birinci aşama 1. Dünya Savaşı'na dek uzanıyor. Bu dönem de Başkan Wilson'ın Osmanlı hükümdarlığına bağlı olan millletlere otonomi sözü verdiğini ancak sonrasında sözünü tutmadığnı görüyoruz.
- İkinci aşama, Türkiye'nin NATO'ya destek vermesiyle Amerika'nın Türkiye'deki Kürtlerin taleplerini görmezden geldiği dönemdir. Bu aşama da, PKK'ye destek verenler 'kötü Kürt' diye ilan edildi.
- Üçüncü aşama, 1991'deki Körfez savaşıyla başlarken, Amerika ile müttefiklik Kürdistan Bölgesel Hükümeti'nin kurulmasını sağladı. Amerika Iraklı Kürtlere vereceği desteği karşısında, Kürt hükümetinin Türkiye ile iyi geçinmesini şart koştu.
- Dördüncü aşama, Mart 2003'den günümüze kadar uzanıp Saddam Hüseyin'e yönelik açılan savaşla başlayan bir dönemdir. Washington, Kürtlerin Saddam'a karşıt durdukları sürece Amerika'dan destek alacaklarını net bir dille açıkladı. 2003'den sonra Saddam'ın iktidardan düşmesi, iki taraf arasındaki ilişkileri daha ileri bir düzeye taşıdı.
l Beşinci aşama, Amerika'nın Türkiye'ye yaranmak için PKK'ye karşı aldığı politikaları kapsıyor. Türkiye'nin NATO desteği ve Türkiye'nin İsrail ile sıkı ilişkileri, Amerika'yı Türkiye'ye daha da yakınlaştırmakla birlikte Amerika Türkiye ile birlikte PKK'ye karşı ortak haraket etmeye başladı.
Amerika ile Türkiye arasındaki sıkı ilişkiden ötürü Kürtlerin maruz kaldıkları haksızlıklara sesini çıkarmadığını belirten Gunter, Amerika'nın yanı sıra Birleşmiş Milletler'in PKK'yi terörist listesinden bir an önce çıkarması gerektiğini aksi takdirde bir uzlaşıya ve barışa asla varılamayacağını açıkladı.


ÖZLEM GALİP / LONDRA