Alevi inancına göre bağlama ‘telli kur’an’ dır. Bu durumda deyişler, nefesler, beyitler; ‘telli kur’an’ın sureleri veya ayetleridir. Dokunup incittiğinin de; her hece her cümlenin hassasiyetinin çok büyük olduğunu çok iyi bilmelidir okuyan kişi.
Eserin dokusu
Sorgulamaya nereden başlamalıyız? Elbette geriye dönerek.
Daha evvel gene Aşık Daimi’nin ‘Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım’ adlı eserini Mahsun Kırmızıgül okumuş; besteci kısmına, söz-müzik; ‘anonim’ yazmış, bu inkar Daimi’nin ruhunu yaralamıştır. Aynı eseri Sezen Aksu da okumuş ve ‘telif hakkı‘ ile ilgili curcuna kopmuştu. Ama Sezen Aksu açıklama yaptı hatta sanırım özür diledi. Varisler bulundu telif ödendi, sorun bitti varislerle ilgili. Ama son kıtasını; ‘Yusuf Sabır ile Gitti Mısıra’ kısmını ‘Eyüp Sabır ile Gitti Mısıra’ diye okumuştu. Yani eserin dokusunu bozmuştu güzel okumakla beraber. Burada hatanın bir kısmı bana göre, eserin yönetmenliğini yapan Arif Sağ‘a aittir. Bunu pekala düzeltebilirdi.
Fikir ve zikir sıkıntısından söylemeyenler
Bugün Mustafa Ceceli adlı biri AKP toplantılarında kalkıp ‘ezan’ okuyan adam, Alevilerin en önemli eserlerinden birini okuyor, ama en can alıcı kıtayı es geçiyor. Eser uzun yedi kıta, ancak daha evvel dört kıtasını sürekli seslendiren sanatçılar var. “Tevrat’ı yazabilirim/İncil’i dizebilirim/Kuran’ı sezebilirim/Madem ki ben bir insanım” kıtasını fikri ve zikrinin sıkıntısından dolayı söylemediği duruşundan belli. Bir de çaktırmadan düzeltme yapıyor; ‘bana eğilsin melekler’ yerine ‘bana eğilmiş melekler’ şeklinde deforme ederek, dil’i geçmiş zaman kullanarak ahirete yolluyor. Oysa Alevilikte herşey canlıdır ve ‘an’ önemlidir. Ahiret için çalışmazlar dünyayı ve hayatı güzelleştirmek içindir çabaları. Aynı eserin son kısmı hümanizmanın ve yaşam anlayışının doğallığı, yani; bütün gayret doğallaşmak doğaya ait olmaktır.
‘Daimiyem harab benim, ayaklara turab benim’ canlı ve doğa merkezli bu yaşam biçiminde ‘ayaklara turab’ olmanın korkunç büyük mütevazılığı vardır. Sayın Ceceli sende bu cüret var mı?
Sorgulamaya tekrar dönelim. Aşık Mahsuni gene Alevi inancı ve deyişleri içinde “Leb-i deryadır” ama gel gör ki; Mahsuni eserlerini okumak istesen albümde binlerce Lira ve Euro isteniyor. Bu durumda yoksul Alevi sanatçılarının bu eserleri okuma şansı neredeyse sıfır. Asıl sorun bu eserleri neden satıyorlar? Oysa yaşamaları için satmamak gerek, eseri kim hakkıyla icra ediyorsa ona izin vermek gerek. Elbette herkes okuyabilir, bu durumda Mustafa Ceceli gibi, kim para verirse okuyacaksa o zaman onun vicdanına kalmış. Bir domates ya da karpuz almış gibi istediği şekilde keser biçer. Bu dezenformasyon asimilasyonun bir parçasıdır. Bir sürü Kürtçe Ermenice ezgi bugün Türkçe okunuyor bilerek ve kasti olarak.
Eserleri toprağının sesinden okumalı
Konu buraya gelmişken gene bana göre çok değerli bir ozan Ahmet Kaya içinde aynı sorun var. Tanık olduğum birkaç dostum naçizane Ahmet Kaya sevgisi ile eserlerini albümde okumak istediler. İmtina etmeden söylüyorum Gülten Kaya uçuk rakamlarla okumalarını engellemiş oldu. Ama Ahmet Kaya’ya çatal bıçak atan Ebru Gündeş’in huzurunda Ahmet Kaya şarkılarını sınav ediyor. Oysa Ahmet Kaya bunları halkı için yazmıştı böyle kavun karpuz satar gibi değil. Yeri gelmişken hakkını yemeden belirtmek isterim. Ozan Zamani’den ‘Bizim gençler Yılmaz Yılmaz’ adlı eseri Cengiz Sağlam okumak için izin istediğinde; “Bu eser benim bestem ama Yılmaz Güney’den halka armağandır, parasal bedeli yoktur” demişti. Ozanlık budur.
Şimdi Daimi’nin varisleri Mahsuni’nin varisleri, Ahmet Kaya’nın varisleri bunu unutmamalı, evet paraya dönüştürebilirsiniz ama onların reel anlamda yaşaması için o eserler, çıktığı toprakların sesinden okunmalıdır. Murisin yaşadığı dönem koşullarında yaptığı besteleri bugün kimsenin kapitalist sistem de metalaştırma hakkının olmadığını sanıyorum. Doğa buna izin vermez. “Mademki ben bir insanım” gibi Alevi yol erkan şeceresi özelliği taşıyan eserlerin korunması için varislerin bu hakkı Alevi kurumlarına devretmesi en doğal en doğru yoldur.
Hasan SAÐLAM