
CAFER TAR
Almanya’da 24 Eylül’de yapılan seçimler, hem Almanya’nın hem de Avrupa’nın kaderini belirleyecek sonuçlar ortaya çıkardı. Bu seçim sonuçları ile ne Almanya artık eski Almanya ne de Avrupa eski Avrupa olarak kalır.
Her ne kadar olası iktidar seçenekleri arasında AfD (Almanya için Alternatif) yoksa da bu parti artık Almanya siyasal yaşamının muhtemelen kalıcı bir parçası olmayı başardı. II.Dünya Savaşı öncesi dili kullanması mümkün olmayan yeni dönem ırkçılık, çoktandır Avrupa’nın gündemi olmuştu. Sistemi her yönden zorluyordu; ancak Almanya’da bir türlü görünür hale gelemiyordu.
24 Eylül 2017’de yapılan Federal Parlamento seçimleri yıllar sonra ırkçıların, Almanya’da yeniden görünür olması ile hatırlanacak. Almanya’da gizli ırkçılık hep vardı ama sistem onu büyük bir maharetle gizliyordu. Ama artık Almanya’da yabancı düşmanlığı, parlamentoda yüzde 12,6’lık oy oranı ile temsil ediliyor.
Önce Avusturya’da FPÖ ile başlayan, Fransa’da Le Pen’in Ulusal Cephesinin yakaladığı seçim başarıları ile devam eden, daha sonrasında Hollanda’da aşırı sağcı PVV(Sözde Özgürlük Partisi) lideri Geert Wilders’in Hollanda toplumunda yakaladığı popülarite ile tırmanışa geçen ırkçılık, Almanya’da olacakların da habercisi gibiydi.
Kurulduktan sonra girdiği ilk seçimlerde yüzde 5’lik barajı geçemeyen ancak bir yıl sonra yapılan Avrupa Parlementosu seçimlerinde 7,1 alan AfD; bir sonraki Federal Parlamento seçimlerinde yüzde 5’i aşarak Parlemento’ya gireceğini ortaya koymuştu.
Her ne kadar muhtemel iktidar alternatifleri arasında AfD’li bir seçenek yoksa da bu seçimlerin gerçek galibi AfD’dir. İktidar olamasa bile AfD’nin programı, bundan sonra ortaya çıkacak bütün iktidar modellerinin programlarını ve söz konusu programın uygulamasını doğrudan etkileyecektir.
Hükümetin kimler tarafından kurulacağı önemli olmakla birlikte; Alman toplumundan sisteme gelen 12,3’lık sert sağcı mesaj, kurulacak muhtemel hükümeti etkileyecek. Hiçbir hükümet modeli bu mesaj yokmuş gibi davranamaz.
Bu yeni durum hem yabancıların bundan sonra Almanya’daki hayatlarını; hem de Avrupa Birliği sürecinin bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini önemli ölçüde etkileyecektir.
Erdoğan ile girilen polemiklerle; Alman kamuoyunda sadece Erdoğan’a değil neredeyse bütün Türklere yönelen öfke pratikte de hissedilir hale gelecek. Sosyal yardımlar, eş birleşimi, iltica başvuruları konusunda daha sert tedbirlerin alındığı bir döneme girildiğini kolaylıkla tespit edebiliriz.
Her ne kadar FDP de önemli bir seçim başarısı ortaya koymuş olsa da; temsil ettiği duruş itibariyle FDP’nin seçim başarısı sistemi zorlamaz. Ancak AfD’nin aldığı oylar, Alman toplumunda yeni bir yönelimi ortaya koyması anlamında oldukça önemlidir.
24 Eylül seçimlerinde Hıristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) yüzde 8 civarında oy kaybına uğramış, sosyal demokratların oy kaybı ise yüzde 5 civarında. Yani Almanya’da merkez siyaset toplamda yüzde 13 civarında oy kaybına uğramış. Genel görüntü: “CDU/CSU yüzde 33; SPD yüzde 20,5; AfD yüzde 12,6; FDP yüzde 10,7; Sol Parti 9,2 ve Yeşiller yüzde 8,9” oy oranı olarak ortaya çıktı.
Yukardaki tabloya baktığımızda Alman toplumunun ve dolayısıyla Alman siyasetinin önemli ölçüde sağa kaydığını tespit edebiliriz. Kamuoyu araştırma şirketleri son seçimlerde yaklaşık 500 bin oyun SPD’den AfD’ye kaydığını tespit ediyor. Bu durum aslında toplumdaki sağ/sol algısının da artık aşındığını, seçmenin bu konuda da kararlı bir duruş sergilemediğini, seçmenin kolaylıkla merkez sol bir partiden ırkçı bir partiye kayabildiğini gösteriyor ki; bu durum bence Alman politik sisteminin bundan sonrası açısından büyük bir tehlikeye işaret ediyor.
Almanya’da merkez siyaset kendine çeki düzen vermez; bütün bu gelişmeler yokmuş gibi davranırsa muhtemelen AfD güçlenmesini sürdürecek. Bütün dünya yeniden demokrasi ve eşitlik sınavından geçiyor. Bu zamana kadar sürdürülen iki yüzlü siyaseti sürdürmenin artık kimse için koşulu kalmadı. Almanya eski Almanya olarak kalmak istiyorsa; hem içerde hem de dışarıda hakkaniyeti esas alan bir politika sürdürmelidir; yoksa Almanya yeniden ırkçılık hastalığına tutulup 50 yıl sonra yeniden başka bir hezimete uğrayabilir.