Bu gazetenin okurları da hatırlayacaktır; 9 Eylül 2000’de Nürnberg yakınlarında Enver S.’nin katliyle başlayan cinayetler dizisi 6 Nisan 2006’da Kassel’de Halit Y’nin katledilmesine kadar devam etmişti.
O dönem polisin ve gizli servislerin yaptıkları açıklamalar da, “cinayetlerin işleniş tarzının mafyavari” deniliyordu. Güvenlik(!) birimlerine göre cinayetlerin aşırı sağla herhangi bir bağı yoktu. Her cinayet işlendiğinde yeni bir teori ortaya atılıyordu. İlk öldürülen çiçekçi tezgahında çalıştığı için bir süre boyalı basında “çiçek mafyası” teorisi ortaya atılmıştı. Ardından bir ara “Türk ve Kürt mafyaları arasında hesaplaşma” teorisi gündeme gelmişti. 2005 yılında bir Yunan vatandaşının katledilmesi bu teorilerin de hikaye olduğunu ortaya koydu. 2006’da Kassel’de Halit Y’nin katledilmesinden sonra basında “bahis mafyası” üzerinde duruldu. Köln’de Keupstr.’de yaşanan bombalı saldırının ardından da benzeri teoriler gündeme geldi. Esnafın ve semt sakinlerinin “bu saldırıyı Neonaziler yapmıştır, böyle birşeyi onlardan başkası yapmaz” sözlerini dikkate almayan emniyet güçleri bir tarafta “araştırmalar çok yönlü sürüyor” diye klasik açıklamalarını yaparlarken diğer yanda, “aşırı sağcıların karıştığına dair bir delil yok” diyerek birilerini temize çıkarmayı da ihmal etmiyorlardı.
2000 yılından bu güne kadar 6 eyalette sayıları bir ara 160’a kadar çıkan “Soko Bosborus” isimli ekip soruşturmayı sürdürdü. Polis tarafından konulan 300 bin Euro’luk ödülde bir işe yaramadı.
Bugün biliyoruz ki yapılan bütün soruşturmanın başarısız olması, cinayetlerin üzerindeki sis perdesinin kalkmaması, adeta at izinin it izine karışması için gizli servis elemanları ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı!
Basında çıkan bilgilere göre gizli servis, üç faşist katile sadece temiz evrak vermekle yetinmemiş. Devlet ajanları en azından cinayetlerden altısının işlendiği an olay yerinde, “temizlik ekibi” olarak hazır bulunmuşlar. Delilleri yok etmek için!
Olayın ayrıntıları basına yansıdıkça tablo tamamlanıyor. İlk açıklamada Eisenach’da kundaklanan karavanda cesetleri bulunan Uwe B. ve Uwe M. isimli faşistlerin intihar ettikleri söyleniyordu. Avukatıyla birlikte polise giderek teslim olan Beate Z.’nin olaylarla ilgili bilgi verdikten sonra “koruma” talebinde bulunması ve “itirafçı programına” (“Kronzeugenregelung”) alınmak istemesi gizli servisin temizlik biriminin işini bitiremediğini gösteriyor.
Alman gizli servislerinin bütün bunları neden yaptığı, neden faşist katillerin cinayetlerine göz yumduğu ve onları neden koruduğu sorusu ister istemez gündeme geliyor. Bu soruya “NPD neden yasaklanmadı” sorusuyla yanıt verilebilir...
Kapitalist toplumlarda egemenlerin bu tür faşist çete ve örgütlere sürekli ihtiyaçları vardır. Bazen gündemi saptırmak, bazen gelişen bir hareketin önüne geçmek, bazen toplumun değişik kesimlerini birbirine düşürmek için bu tür faşist çete ve örgütler beslenir, eğitilir ve gerektiğinde kullanılır.
Alman gizli servislerinin ajanlarının bu tür örgütlere üye olmaları, kurulmalarına öncülük etmeleri, bu örgütlerin yasadışı eylemlerini birlikte planlamaları (bütün bu iddialar 18 Mart 2003 yılında Federal Anayasa Mahkemesi tarafından NPD’nin neden yasaklanamayacağını ilan ettiği açıklamasında yer almaktadır!) ve bunları hayata geçirmeleri de bundandır.
Önümüzdeki hafta veya aylarda olayı “olayları aydınlatma ve sorumluları cezalandırma” adına birkaç günah keçisi kamuoyunun önüne sürülecek ve “bu tür olayların bir daha yaşanmaması için gereken önlemler alınmıştır” denilecek. Fakat savaş sonrası Almanya’nın 62 yıllık tarihine bakıldığında benzeri olayların sıklıkla yaşandığı görülecektir.
Şimdi bütün sorumluluk demokratik kamuoyunda, demokratik kitle örgütlerindedir: Birkaç günah keçisinin kurban edilmesiyle vicdanlar rahatlayacak mı yoksa olayın bütün yönleri ortaya çıkıncaya ve bütün sorumlular cezalandırılıncaya kadar mücadele mi edilecek?!
“Faşist örgütler yasaklansın, gizli servisler dağıtılsın” talebini bugün bütün Kürt, Türk, Yunanlı bütün göçmen emekçiler Alman kardeşleriyle birlikte haykırmalılar.
SERDAR DERVENTLİ / Yeni Hayat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Anayasayı Koruma Teşkilatını aklamaya çalışıyorlar
Almanya’da 2000 yılından bu yana 8 Türkiyeli ve 1 Yunanlı’yı katleden ırkçıların Anayasayı Koruma Teşkilatı ile bağlantılı olduğunun ortaya çıkmasından sonra Federal Başsavcılığı, teşkilatı aklamaya çalıştı. Savcılık, ırkçıların Teşkilatla ilişkilerini kanıtlayan bulgulara rastlanmadıklarını ileri sürdü.
Federal Başsavcı Vekili Rainer Griesbaum, “Badische Neueste Nachrichten” gazetesine yaptığı açıklamada, “Bu iddiayı doğrulayabilecek hiçbir bilgiye sahip değiliz” dedi.
Alman basınında yer alan bir haber ise Anayasayı Koruma Teşkilatı ile ırkçılar arasındaki bağlantıyı ortaya koymuştu. Basında yer alan haberlerde göre 2006 yılında Kassel’deki İnternetcafede işlenen cinayet sırasında Anayasayı Koruma Teşkilatı’na bağlı bir ajanın olduğu açıklanmıştı. Sözkonusu ajanın diğer 9 cinayetin 6’sında aynı şehirde bulunduğu tespit edildi. Kassel’deki cinayetten sonra gözaltına alınıp sorgulanan ajan 24 saat içerisinde serbest bırakılmıştı. Hessenli ajanın polis tarafından tespit edilip sorgulanmasının ardından seri cinayetler bıçak gibi kesildi ve ajan sorgulandıktan sonra bir daha cinayet işlenmedi.
BERLİN