Uluslararası düzeyde birleşmiş mali sermaye tarafından dünyanın ortaklaşa sömürülmesine dayanan yeni bir dönem sermayenin tam da istediği gibi gitmedi. Bu gerilim 2008’den sonra belli devreli krizlerle kendini gösterdi. 2011 yılında da AB içerisindeki ülkelerin buhranlarıyla daha da açığa çıktı.  Fransa ve Almanya tarafından başı çekilen Avrupa Birliği zaten belirli bir süredir ciddi bir gerilim altındaydı. Bu gerilimi kriz süreci daha da gün yüzüne çıkardı. Bunun en büyük nedenleri ise; büyüme oranlarındaki düşüş, emek gücü-emek maliyetini düşürmek için yapılan çabalara rağmen bu maliyetin yeterince düşürülememesi (ki bunun için AB ülkeleri üretimi daha ucuz emek gücü olan bölgelere kaydırmış ve Avrupa’da toplu işten atmalar yaşanmıştı), Avrupa’nın rakibi ABD karşısında birçok alanda geriye düşmesi vb. olarak sayılabilir. Bunlarla birlikte kriz ve savaş ortamı AB içerisindeki gerilimi büyütmeye devam ediyor.

Krizde Suriye faktörü
Bu nedenle son bir ay içerisinde hem kriz konusunda hem de Suriye konusunda AB içerisinde gerilim her geçen gün tırmanıyor. Bunun en temel nedeni; AB’nin kuruluşundan günümüze sürekli büyüme hesapları gündemdeyken karşı rakip ABD’nin AB içerisinde de kendine yedeklediği güçlerle bu istenilen düzeyde mümkün olmadı.
AB tam genişleyip büyüyeceği sırada gerileyip güç kaybediyor. Bunun en büyük örneği İngiltere’nin bugünkü tutumu. İngiltere AB üyesi olmasına rağmen yürüttüğü politika tamamen ABD ekseninde belirleniyor. Avrupa’nın hülyası Birleşik Devletler tezi, daha yıllar öncesinden konuşulurken bugün AB kendi içerisindeki birliği bile koruyamıyor. Örneğin AB güçleri içerisindeki Suriye konusundaki ayrıksı tutumlar, farklı planlar, ABD ile dirsek temasları bunun en somut göstergesi. Kapitalist sistem içerisinde çıkarların ve nüfuz bölgelerinin paylaşılması konusunda, paylaşıma katılanların genel ekonomik, mali, askeri gücüne göre güç sahipleri pay ister.
Bu nedenle Suriye konusu pay, yöntem, bölge üzerinde emperyalist güçlerin tamamının hayalleri nedeniyle daha gündemde olmaya devam edecek. Burada avantaj elbet yine AB’de değil. Paylaşıma katılanlar arasındaki güçler dengesi, daha çok ABD’den yana işliyor. Bu nedenle daha dün Avrupa Birleşik Devletleri hedefine doğru yol aldığı söylenen Avrupa Birliği’nin, kendi birlik sürecinde tökezlediği çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor.

Bloklar kalıcı değil
“Kapitalist bloklar kalıcı olamaz” tezi son süreçteki gelişmelerle birkez daha doğrulanıyor. Çünkü kapitalistler arası güçler dengesinde sürekli bir değişim yaşanıyor. AB birlik oluşturduktan sonra içerisinde yer alan ulus devletlerin çelişkileri ortadan kalkmamıştı.
Yine onların çıkarları sözkonusu olduğunda birlik dışındaki ülkelerle çok rahat işbirliği oluşturma zemini kapitalist sistemin doğasında mevcut. Üstelik bu süreç son Ortadoğu seferiyle başlamadı. Onun öncesine Irak müdalahesi dönemine kadar gider. İngiltere’nin Irak konusunda ABD ile hareket etmesi bunun en sonut örneğiydi. Bugünden AB’nin dağılacağı, Euro’nun değişeceği, ulusal paraya geçiş yapılacağı, yeni bir birliğin gündeme gelebileceği yorumlarını yapmak belki zamansız olabilir. Ama bunların hepsi önümüzdeki süreçte yeni çıkar oyunlarıyla birlikte muhtemel sonuçlar olabilir.
Çünkü emperyalizmin tarihi, diğer rakiplere karşı koyabilmek için çeşitli kapitalist güçler arasında çıkar birliği oluştuğunda, askeri, ekonomik ittifakların, koalisyonların, blokların, kurumların inşa edilebildiğinin örnekleriyle dolu. Avrupa Birliği’ni de böyle bir süreç doğurmuştu. Belirli somut koşulların ve hesapların sonucu oluşturulan bu tür birlikler, şartlar değiştiğinde bozulur; yerine yenileri kurulur. Avrupa Birliği’nin kaderi de kesinlikle bu çerçevede değerlendirilmelidir. İngiltere’nin neredeyse birlik dışında geliştirdiği tutum, Almanya’nın farklı siyaseti, Fransa’nın Hollande dönemiyle başlattığı yeni dönem de tam buna denk bir biçimde şekillenmelere gebe yeni bir hamle olarak okunabilir.

SELMA AKKAYA