
Rojava’nın enternasyonalistleri 1. Bölüm
“Kar yağıyor
ve sen böyle “No pasaran” deyip
Madrid kapısına dikilmeden önce de
herhalde vardın.
Kimdin, nerden geldin, ne yapardın?”
Yukarıdaki dizeler, Nazım Hikmet Ran’ın faşist Franko kuvvetlerinin seçimle iktidara gelen Halk Cephesi’ne saldırısı ardından başlayan iç savaşa katılan gönüllülere atfen yazdığı bir şiire ait. Üç yıl süren iç savaş boyunca tahminlere göre 32-34 bin civarında gönüllü, Nazi Almanyası ve faşist İtalya tarafından desteklenen milliyetçilere karşı savaşmak amacıyla İspanya’ya gelmişti. Önemli bir devrimci dayanışma örneği olarak gösterilen ve iç savaştaki birçok çarpışmada Uluslararası Tugaylar ismiyle birçok başarı elde eden yabancı gönüllülerden birçoğu, savaş sonlanmadan önce İspanya vatandaşlığına geçerek resmi orduda yer aldı. Tam olarak tespit edilemese de yaklaşık 55 ayrı ülke vatandaşının Uluslararası Tugaylar’a katıldığı, bunlardan 10 bin civarında gönüllünün yaşamını yitirdiği, 8-9 bin civarında gönüllünün de yaralandığı tahmin edilmektedir.
55 ayrı ülkeden 34 bin civarında gönüllü, dilini, kültürünü ve belki de adını bilmediği insanlarla birlikte başka bir ülkede özgürlük mücadelesi yürütmüştü. İçlerinde yazar, aydın ve sanatçılar kadar değişik ordularda savaşmış komutanlar, anarşistler, profesyonel devrimciler ve hatta maceraperestlerin yer aldığı 34 bin savaşçı.
Şüphesiz bu kadar gönüllü, kendi inisiyatif ve çabalarıyla toplanmamıştı. Dünyanın birçok ülkesindeki komünist partiler, gönüllüler için seferber olmuştu. Zaman, sosyalist düşüncelerin ve devrim duygusunun zirveleştiği zamandı. Kapitalizmin ve faşist ulus devletlerin savaşlarla sardığı bir dünyada belki de demokrasi ve barış için, sosyalist düşünce ve yaşam tarzının hakim olduğu özgür insan toprakları için mücadele etmenin şanının yürüdüğü zamanlar.
Kim oldukları, nereden geldikleri, gelmeden önce ne yaptıkları çok önemli değildi. Tek amaç, birleşmiş, güçlenmiş faşizme “No pasaran” (Geçit yok) demek, bunun için savaşmaktı. Daha sonraları, yani iktidarı ele geçirdikten sonra faşistler, “Geçtik” diyerek zafer ilan etmişlerdi. Bu ilanın kendisi bile Uluslararası Tugaylar’ın ve bu gücü oluşturan ruhun anlaşılmadığının en önemli ispatlarından biri.
75 yıl sonra aynı ruhla
Nitekim tam 75 yıl sonra aynı ruh, aynı slogan etrafında, bu sefer Rojava’da hayat buluyor. Dünyayı kuşatmak isteyen karanlık beyinlere, kara bayraklılara gökkuşağı renkleriyle karşılık veriyor. Rojava bugün, farklı ulus ve ideolojilere sahip insanları tekrar ortak amaç etrafında omuz omuza mücadeleye çağırıyor. Faşizme ve vahşete karşı insanlık onurunu koruma mücadelesine katılmak isteyen gönüllüler Rojava’ya, YPG saflarına yürüyor.
Asuri/Süryani ve Çeçenler de...
Rojava’nın kadim halklarından olan Süryani/Asuriler de YPG saflarında yerini ilk alanlardan. Rojava’da kendi yaşadıkları bölgeleri koruyabilmek için kurdukları “Sutoro” isimli asayiş gücü yanında YPG içinde de taburlar şeklinde örgütlenmiş durumdalar. Tıpkı Araplar gibi Asuriler de özerk taburlar şeklinde YPG saflarında yer alsa da, bireysel katılımlar da söz konusu. Bu katılımlardan biri olan Cako Qamişlo (Maykil Lîverkîs), Haseke’de çete gruplarıyla yaşanan bir çatışmada geçtiğimiz Ağustos ayında yaşamını yitirmişti.
Rojava topraklarında yaşayan Çeçenler de YPG bünyesinde örgütlenen farklı halklar içinde yer alıyor. Bulundukları alanlara göre bireysel olarak ya da ayrı tabur olarak örgütlenen Çeçen güçleri, DAİŞ saflarında yer alan soydaşlarıyla kıyaslanmaktan oldukça rahatsız. Çeçenlerden oluşan birliğin Rojava’ya “ikinci vatanımız” diyen askeri komutanı, Rojava’yı korumak için sonuna kadar savaşma kararlılığında olduklarını belirtiyor.
Rojava’da YPG saflarında savaşan Türkiyeli devrimciler de azımsanmayacak kadar çok. Değişik örgütlere üye militanlar, burada gökkuşağında bir renk olduklarının bilinciyle mücadele yürütüyor. Sosyalist, devrimci örgütlere bağlı bireyler, komünist inancı savunan devrimciler, hiçbir siyasi örgütle bağı olmayan Türk gönüllüler de karanlık ittifaka karşı halkların mücadelesine güç veriyor.
Kendi deyimiyle, “Söke’de kaçak doğmuş Türkiyeli bir Duisburglu, Claubergli” Paramaz da o devrimcilerden biriydi. 5 Ekim günü Kobanê’de yaşadığı bir çatışmada yaşamını yitiren Suphi Nejat Ağırnaslı, Rojava’ya yola çıkmadan önce kaleme aldığı mektubunda bu tercihini “asla büyümemek üzere” çıktığı bir yolculuk olarak adlandırmıştı.
Şu anda değişik örgüt ve inisiyatiflerde yer alan onlarca Türkiyeli devrimci, Cizîrê, Kobanê ve Şengal’de DAİŞ çetelerine karşı mücadelelerini sürdürüyor.
Ortadoğulu diğer halklardan bireysel de olsa katılımlar söz konusu. Türk, Arap, Çeçen, Asuriler dışında Fars ve Afgan gönüllüler de YPG saflarında yerlerini almış durumda.
Arap Taburu gün geçtikçe büyüyor
Kürt halkıyla yıllardır aynı toprakları paylaşan Arap halkı, bölgede Arap milliyetçiliğini körükleyen Baas rejimi politikalarına ve DAİŞ çetelerinin provokatif tutumlarına rağmen YPG saflarında yerini alan ilk halk. Şu anda YPG saflarında Arap gençlerinden oluşan 10’dan fazla tabur, savunma görevinde yer alıyor.
YPG’yle birlikte hareket eden Araplar, DAİŞ’in birinci derecede hedefinde. Temmuz ayında bir Arap taburunun eğitim gördüğü noktaya düzenledikleri intihar saldırısıyla gözdağı vermek isteyen DAİŞ çeteleri, amaçlarında başarılı olamadı. Arap gençlerinin sayısı bu saldırı ardından daha da arttı.
Rojava halklarını saldırılara karşı koruyan YPG, aynı zamanda Ortadoğu’daki hakim feodal, gerici anlayışlara karşı da oldukça önemli bir rol oynuyor. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Arap kadınlarının YPJ saflarına katılımları. Roksan Der’a Zor YPG saflarında savaşa katılan ilk genç kadınlardan biri. 26 Eylül günü DAİŞ çetelerinin Rabîa kasabasına yönelik saldırısında yaşamını yitiren Roksan Der’a Zor kod isimli Sara Cebir, aynı zamanda YPG saflarında yaşamını yitiren ilk Arap genci ünvanın da sahibi.
SİNAN CUDİ
YARIN:
* Genç Alman YPG savaşçısı Botan, “Ülkemdeki demokrasiyi korumak için Rojava’da savaşıyorum” diyor.
* İnsanlığın direniş sembolü Rojava, Kürdistan’ı da birleştiriyor. Dört parçadan Kürdistanlılar, Rojava mevzilerinde omuz omuza savaşıyor.