Türk devleti ve onun savaş-siyaset yöneten elitleri PKK'nin Kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan'ı kriminalize edip "Terörizm" sepetinde eritmek istiyor. Ama durum çok farklı, bölgeyi etkileyen bir devrimci lider olan olan Öcalan'ın görüşleri artık dünyanın en önemli üniversitelerinde, farklı dillerinde ve felsefi tartışma gündemlerinde...
"PKK'nin kurucusu ve önderi Abdullah Öcalan’ın 5 ciltlik kitabı “Demokratik Uygarlık Manifestosu”, Mahmut Çolak Zerdeşti çevirisi ve Atilio Boron’un önsözü ile İspanyolcaya çevrildi. Kitap, Mayıs’tan itibaren birçok Latin Amerika ülkesinde dağıtılacak."
"Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Demokratik Toplum Manifestosu serisinin ilk cildinin tanıtımı İngiltere’nin çeşitli merkezlerinde gerçekleştirildi. Öcalan’a Özgürlük ve Kürdistan’a Barış İnisiyatifi tarafından gerçekleştirilen tanıtımlardan biri LSE Üniversitesinde yapıldı. Tanıtım etkinliğine konuşmacı olarak Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Thomas Jeffrey Miley ve antropolog Prof. David Graber hazır bulundu. Her iki konuşmacı da Öcalan’ın Ortadoğu’da barış için öncü olduğunu ve Demokratik Konfederalizm Projesinin yeni dünya için bir gereklilik olduğunu ifade etti. Cambridge ve Oxford Üniversiteleri ile Leeds ve Brighton şehirlerinde de tanıtımlar gerçekleştirildi. "
Evet durum böyle... Öcalan'ın eserleri dünyanın önemli dillerine çevriliyor. Üniversitelerde okunup tartışılıyor. Yeni tezlere; fikirlere esin kaynağı oluyor. Ama Öcalan'ın düşünceleri sadece akademik alanda teorik tartışmalarla sınırlanamıyor. Çünkü devrimleri içeren bir pratik ve örgütsel mücadele yönü ağır basan bir düşünce diyalektiğine sahip. Ve bunun sonucu da Rojava'da, Kuzey Kürdistan'da kendisini gösteriyor.
Türk devleti ve Kürt karşıtı politikalar nedeniyle birçok yapılanma Öcalan'ı, PKK'yi ve PKK'nin öncülük ettiği mücadeleyi, mücadele örgütlerini kriminalize ederek "terörizm" içinde eritmeye çalışsa da durum artık öyle değil. Çünkü başlamış ve giderek büyüyen bir devrim düşüncesinden, felsefesinden söz ediyoruz. Artık sadece Kürdistan'ın bir parçasını değil, dünyanın felsefe, sosyoloji, siyaset gündemini belirleyen bir durum sözkonusudur.
Bu görüşü destekleyen birbaşka örnekte Almanya'da yaşandı. Almanya'da yayınlanan önemli popüler felsefe dergisi "Philosophie Magazin" dergisi Nisan-Mayıs 2016 sayısında "Ütopia in Kurdistan" başlığı ile 8 sayfalık bir dosyaya yer vermiş. Dosyanın içeriği Rojava Devrimi ile gerçekleşen bir ütopyadan sözediliyor. Amerikalı gazeteci Wes Enzinna'nın yazdığı yazıda Rojava devriminin ideolojik ve felsefi boyutlarına dikkat çekilirken, eğitimden sağlığa, siyasetten toplumsal yaşama kadar her alanda devrimin kendisini gerçekleştirdiği belirtiliyor.
Devlet olmadan toplumun kendisini nasıl yönettiğini yerinde gözlemleyen Wes Enzinna; Rojava'daki devrimin temel düşünce gücünü oluşturan Abdullah Öcalan'a dikkat çekiyor. Rojava devriminin ekolojist/anarşist hareketin teorisyeni Murray Bookchin'in düşüncelerinin de bir yönü ile hayata geçirildiğine işaret edilen yazıda kadının toplumsal değişimdeki rolünü ise oldukça önemli buluyor. Devlet olmadan, iktidar yapılarına birebir bağlı olmadan toplumun kendi yaşamını örgütlemesi ve yaşamı her seferinde yeniden üretmesinin devrimci özelliğine vurgu yapılıyor.
Felsefe dergisindeki bu Rojava yazısında "Demokratik, Kadın Özgürlükçü, Ekolojist Toplum Paradigması"nın Öcalan tarafından nasıl sistematize edildiği ve bunun için askeri, siyasi, ve toplumsal mücadelesinin nasıl verildiği de şaşkınlıkla irdeleniyor. Yani Öcalan önderliğindeki PKK'nin Kürdistan'daki özgürlük mücadelesinin ortaya çıkardığı sonuçlar Rojava'daki görünen özellikleri ile şu anda sadece askeri olarak değil; siyasi, diplomatik ve en önemlisi de felsefik yönleri ile dünyanın gündeminde. Çünkü Rojava devriminin bir insanlık devrimi olduğunu Faşist DAİŞ ve onun destekçisi Tayyip Erdoğan ve benzerleri dışında artık herkes biliyor ve görüyor.
Yani YPG'nin arması, Rojava Devrimi ve Öcalan'ın felsefesi; sadece Kürtler için değil artık insanlık için de geçerli bir devrimci düşüncedir. İnsanlık bunun farkına varırken, insanlık düşmanı DAİŞ vb yapılanmalar ise buna karşıdır. Kavga aslında bu iki çizgi arasındadır...