
Axîn Êzîdxan, 3 Ağustos'ta DAİŞ çetelerinin doğup büyüdüğü köy olan Dahula'ya saldırısı esnasında kurtulmayı başaran bir Êzîdî kadın. Gözleri, özgür yaşamın yaratılacağına dair taşıdığı umutla ışıldıyor. Kendilerine yaşatılanların intikamını almayı, esir alınan Şengalli kadınları kurtarmayı amaç edinmiş olarak en ön mevzilerde savaşıyor.
Mevzide nöbette beklerken, Şengal'in harabeye dönmüş evlerinin arasındaki yaşamından şöyle bahsediyor: "Yaşamım daha çok ev içerisinde geçiyordu. Okul konusunda şanslıydım, evin en küçüklerinden biri olmam nedeniyle seviliyordum. Ailem beni okula gönderiyordu ama benden büyük ablalarım gidemedi. Babam, onlara ‘siz büyüdünüz, okula gitmeniz ayıptır’ derdi. Ama okula devam edemedim, çünkü DAİŞ saldırıları oldu.”
Fermandan önceki kadın
Bu anlatımını fırsat bilerek kadının toplumda karşılaştığı zorlukları anlatmasını istediğimde; “Kadın bir namus olarak görüldüğü için aileler kız çocuklarını pek okula göndermiyorlardı. 'Ayıp'lar yaşamımızı çevrelemişti. Okula ya da bir yere gittiğimizde komşularımız bile ‘neden okula gidiyorsunuz, neden sokakta yürüyorsunuz’ gibi sorular soruyordu. Hiçbir zaman erkeklerle arkadaşlık yapamazdık, okuldaki erkek arkadaşlarımızla asla konuşmazdık. Çünkü daima etraf farklı bir şey söyler korkusu ile yaşardık. Kadın dışarıda farklı bir meslekle uğraşsa dahi, 'ahlak'i olarak sorgulanırdı" diyor.
'Etrafımızı çeteler sarmıştı'
Yıkıntılar arasında geçmişini sorgularken, katil sürülerinin saldırdığı güne gidiyor ve başlıyor anlatmaya: “Saldırı olduğunda ben Dahula köyündeydim. İnsanlar karıncalar gibi etrafa kaçışıyordu ama kimse nereye gideceğini bilmiyordu. Köyümüzde sadece Êzîdîler yoktu; Müslümanlar da yaşıyordu. Bazıları çetelerle birlik olup köyden kaçanları yakalıyor ve teröristlere teslim ediyorken, bazıları da onlara karşı geldiğinden dolayı kafaları kesildi. Evet, yıllardır birarada yaşadığımız insanlar bize bunu yaptı. Biz de ailece yola çıktık. Şengal yamacına kadar koştuk. Çetelerin dağa da çıkacaklarını söylediklerinde, Şengal'in zirvesine çıkıp bir ağacın altında oturduk. Çünkü artık kaçacak yerimiz kalmamıştı. Etrafımızı çeteler sarmıştı.”
'Savunmasız canlı kendini imha eder'
Savunması olmayan kadın, çocuk ve yaşlıların çetelerin eline geçtiğini kaydeden Êzdîxan, anlatmaya devam ediyor: “Çocuk ve yaşlıların kafalarını kestiler, kızları bir yerde topladılar ve bazılarını hemen öldürdüler. Bazıları da kendi kendilerini öldürdü. Kendilerini savunamıyorlardı çünkü. O an düşündükleri tek şey kendilerini yok etmekti. Bazıları başlarına örttükleri yazmalarla, bazıları ise yüksek yerlerden atlayarak yaşamlarına son veriyorlardı.”
Neden böyle bir katliamda en çok kadınların ezildiğini anlamaya çalıştığını da sözlerine ekleyen Êzdîxan, “Kendini savunmayı bilmeyen bir canlı ancak kendini bu şekilde imha eder. Bizler savunmasız bırakılmıştık; çünkü sürekli evde tutulduk, bundan dolayı dışarıyı tanıyamadık, bilmiyorduk. Çeteler geldiğinde bile babam ya da abim olmasaydı kaçamazdık. Çünkü hiçbir yeri tanımıyorduk. Zaten birçok genç kız bundan dolayı esir düştü” diyor.
'Kendimizi korumayı bilseydik...'
Kadını geri konumda bırakan zihniyetin derinliğine sorgulanması gerektiğini önemle vurgulayan Êzdîxan, şunlara dikkat çekiyor: “Bugün kendimi nasıl savunacağımı biliyorum. YPJ Şengal’e katılmamın nedeni bu. Esir olan kadınların intikamını almak ve toprağını korumak, sadece erkeğe mahsus bir şey değil; bunu biliyorum. Eğer fermandan önce kendimizi korumasını bilseydik, asla çetelerin eline düşmezdik. Êzîdî kadınlar pazarlarda satılmazdı, Şengal, çetelerin elinde olmazdı, onlarca çocuğun başı kesilmezdi. Bugünkü duruşumuz olsaydı, tüm bu yaşananlara engel olabilirdik. Bugün kendimi savunmasını biliyorum. Sadece kendimi değil yakınlarımı, toprağımı koruyabilirim. Bizler bilinçsiz bırakılmıştık. Artık hangi zihniyetin bizleri bu duruma koyduğunu biliyorum. DAİŞ bu zihniyetin en uç örneğidir ancak bizleri bastıran, bilinçlenmeden uzak tutan, savunmasız bırakan zihniyetle DAİŞ zihniyeti aynıdır.”
'Kendimi tanımaya başladım'
YPJ Şengal'e katıldığından bu yana büyük değişimler yaşadığını da sözlerine ekleyen Êzdîxan, kendindeki değişimi “Her şeyden önce kendime olan güvenim arttı ve kendimi tanıdım. Öncesinden özgürlükten haberimiz yoktu. Şimdi ise bunun savaşımını veriyoruz. Kadını, bir kadın olarak kendimi tanıdım. Kadının aslında yaşamın başlangıç noktasında yer aldığını öğrendim. Toplumda söylendiği gibi kadın 'haram' ya da utanılacak bir şey değil. Tüm bunların kadının bir meta olarak görülmesinden zemin aldığını anladım. Bu nedenle YPJ-Şengal olarak mücadelemizi devam ettireceğiz. Önder Apo’nun da dediği gibi ‘Kadın özgür olmadan, toplum özgür olamaz’.”
ROJİN DENİZ/ANF/ŞENGAL