Türkiye’de çeşitli nedenlerle oluşturulmuş çeşitli bağımsız kurum ve kurullar var. Bunların ne işe yaradığına 7 Haziran seçimlerine giderken bir kez daha tanık olduk. 

Bu kurumlardan ilki YSK. Adı üzerinde Yüksek Seçim Kurulu. Seçim ve seçime ilişkin tüm düzenlemeleri dayandığı yasalarla yürütür. YSK’da parlamentoda grubu bulunan partilerin temsiliyeti de bulunmaktadır. Fakat bu temsiliyet öyle düzenlenmiştir ki, iktidarın aleyhine hiçbir karar çıkmaz. Bunun örnekleri mi derseniz? Adana’da 29 Nisan tarihinde Vatan Partisi’ne tahsis edilen miting alanının cumhurbaşkanına tahsis edilmesi, 30 Nisan’da HDP’nin Kazlıçeşme mitingine yönelik tutumları vb. İşin ilginç yanı AKP uyanıklığı; 30 Mayıs’ta devletin desteğiyle Yenikapı’da Fetih mitingini yapmak yetmemiş, aynı gün HDP’nin de mitingini engellemek için Kazılçeşme’ye başvuru yapmışlar. Kazlıçeşme “miting alanı değildir” tartışmasında AKP’nin de başvurusu ortaya çıkınca YSK artık bunu kurayla belirleme yönünde karar verdi.

Bir başka konu ise tarafsız ve partisiz cumhurbaşkanı gece gündüz demeden seçim meydanlarında açılış ve halkla buluşma adı altında alanlarda. Hergün muhalefet partilerine çatmaya, onları suçlamaya devam ediyor. Yasalar seçimlere 10 gün kala açılış vb. yasakların yanı sıra kamu araçlarının ve olanaklarının kullanımını da yasaklıyor. Başbakan Davutoğlu, özel uçak ve arabalarla mitinglere giderken, cumhurbaşkanı devletin uçağı, aracının ötesinde devletin memuru, öğrencisi, kamu görevlisi herkesi miting alanlarına toplayıp seçim çalışması yürütüyor. YSK ise buna seyirci kalıyor.

Bir başka özerk kurum daha var. RTÜK, eskiden olduğu gibi bugünde seçimlerde tavrını belirlemiş durumda. Dayandığı temel yasayla muhalefetin azınlıkta kaldığı bu kurulda kararlar hep havuz medyasının lehine çıkıyor. İsimlerini yazmayacağım bu havuz kanalları günün yirmi dört saati HDP ve Selahattin Demirtaş düşmanlığı yapıyor. CHP ve MHP’den de vazgeçmişler, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’ın adeta talimatlarını uyguluyorlar. HDP baraj altında kalsın diye küfür ve hakaretlere varan yayınlar yapıyor. Gazetecilik meslek ve ahlak ilkeleri bir yana, tekzip müessesi bile işlemiyor. Yumup gözlerini ağızlarını açıyorlar. Bırakın çocukları, büyükler bile korku filmi izler gibi izliyor bu kanalları. Dünyanın yalanları, hakaretleri. Cumhurbaşkanı’nı örnek almışlar. O alanlarda hakaret ediyor, bunlar televizyon kanallarında.

Birde TRT var. Adı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu. Muhalefet partilerini görmeniz mümkün değil. Artık AKP’nin sesi. Muhalefet partilerinin seçimden sonra bu kurumun adının AKP-TRT olarak değiştirilmesi için yasa teklifi de vermesi gerekir.

Bu kanallara çıkartılan, köşe verilerek yazı yazdırılan ve Kürt diye lanse edilenleri hiç yazmak istemiyorum. Çeşitli araştırmalar yapan ve Bugün AKP İstanbul Milletvekili adayı olan bir kişiye şunu sormuştum “Başbakan Erdoğan’ın yanında o kadar akademisyen ve gazeteci var. Bunlar buraları gezip rapor yazmıyorlar mı” soruma verdiği yanıt ilginçti: “Milyon dolarla alınan villalar ve evlerin parasını nasıl ödeyecekler. Bu gazetelerde yazı yazıp, konuştukları program başına devasa ücretler alıyorlar. Mümkün mü başbakanın söylediklerinin dışına çıksınlar” demişti. 

Son olarak, HDP Mersin Milletvekili Adayı Mir Dengir Fırat’ın bazı gazeteciler için “Mal varlıklarını açıklasınlar” açıklamasına hiçbiri ses çıkaramadı. 7 Haziran seçimleri bu nedenle ahlaki ve etik ilkelerden yoksun bir kampanya ile devam ediyor.