Sandıktan çıkan sonuç yüzde elliyi aşmış olsa da Tayyip Erdoğan uğradığı yenilginin farkında. Namusu ve şerefi üzerine bağlılık yemini ettiği anayasayı çiğneyerek tarafsızlığını bir kenara bırakıp meydan meydan dolaşması da bir sonuç vermedi. Kürdistan’da hiç bir zaman kazanamayan Erdoğan bu sefer İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin ve Antalya’da da kaybetti. Neredeyse toplam seçmenin yarısını barındıran bu illerde hayır çıkmasına karşın ülke genelinde evet çıkmış olması şaibeli “zaferi” kursaklarda bırakmaya yetiyor. Erdoğan’ın baskısı ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nın son dakika müdahalesinin var olan sonucu belirlediği çok açık.
Kendisini var eden yasaları uygulamakla yükümlü YSK’nın Seçim Kanunu’nun 97. Maddesinde yer alan ‘üzerinde İlçe Seçim Kurulu, Sandık Kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır’ maddesi ile yine aynı yasanın 101. Maddesinde yer alan ‘arkasında Sandık Kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları geçersizdir’ amir hükmüne rağmen AKP’nin talebi üzerine ‘bunların her ikisini de geçerli’ ilan etmesi hileli seçimin belgesi olarak orta yerde duruyor. (Bu artık AİHM’nin konusu gibi görünüyor.) Bu iki maddenin amacı mühürsüz zarf ve pusulalarla yapılabilecek sahteciliği önlemek iken YSK’nın hem de yetkisi olmadığı halde bu suç fiiline ve suç unsurlarına yasal içerik kazandırmaktaki amacı ne olabilir?
YSK’nın desteği olmaması durumunda sandıktan anayasa değişikliğine evet çıkması imkansız gibi görünüyor. Seçim yasakları sona ermeden yani seçim hala devam ettiği sırada YSK’nın böyle bir karar vermesi referandumu bir halk oylamasından çıkarıp sandığı iktidarın yürüttüğü bir darbeye alet etmekten başka hiç bir anlam ifade etmiyor. Bu darbe ile iktidarı işgal etmeye hazırlanan Erdoğan’ın işinin hiç de kolay olmadı anlaşılıyor. Bu konuda HDK’nin, “YSK eliyle müdahale edilen ve bütün süreci eşitsiz koşullarda örülen bu referandum sonucunu tanımıyoruz. Zor koşullarda sürdürdüğümüz ‘Tek Adam Sistemi’ne Hayır’ mücadelemizi bundan sonra da ortaya çıkan en geniş zeminde kararlıkla devam ettireceğiz” açıklaması aydınlatıcı bir önem taşıyor.
Yine de biz referandum sonuçlarını kendi veçhemizden okumaya gayret edelim. Çıkan sonucun yeni iktidar bloku (AKP-MHP) açısından ciddi bir yenilgi olduğu çok açık. Referandum sonuçlarına göre uzun zaman sonra toplam sağ oylar ilk kez geriledi. 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde oyların toplamı (AKP 49.5 – MHP 11.9) yüzde 61.4’ü bulan AKP ve MHP’nin referandumda tüm zorlamalara rağmen yüzde elli biri ancak bulabilmeleri bu gerilemenin boyutlarını kavramamız açısından dikkate değerdir. Bu sağ cephenin referandum kampanyaları süresince devletin tüm olanaklarını ahlaksızlığa varacak fütursuzlukla kullandıkları da unutulmamalı. Sağ siyasetin yaşadığı bu yenilgi önümüzdeki dönemin siyasal yaşamında da kendisini gösterecektir.
Şunun altını çizmek gerekir ki referandum sonuçlarına göre Kürdistan’da hiç bir dönem varlık gösteremeyen sağ cephe metropollerden de çekilmiş Orta Anadolu ve Karadeniz’in bir bölümüne sıkışmış gibi görünüyor. Yani bu yenilgi ile şehirli kimliğini tamamen kaybetme noktasına gelmiş durumda.
Unutulmamalı ki Erdoğan “zafer” konuşmasını yenilgiye uğradığı İstanbul’da yapmak zorunda kaldı (Bu arada Binali Yıldırım da “zafer” konuşmasını yenilgiye uğradıkları Ankara’da yaptı). Bu yenilmişlik Erdoğan’ın, Tarabya’daki Huber Köşkü’nde gazetecilere yaptığı ilk değerlendirmeye de yansıdı. Erdoğan, “Türkiye tarihinde ilk defa, tamamen TBMM ve milletimizin iradesiyle böylesine önemli bir değişime milletimiz karar vermiştir. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa tamamen sivil siyaset eliyle yönetim sistemimizi değiştiriyoruz. Bu bakımdan bu çok çok çok önemli” diyordu ki Beşiktaş başta olmak üzere birçok semtten protesto amaçlı yükselen tencere tava sesleri Erdoğan’ı yalanlarcasına Huber Köşkü’nün duvarlarına çarpıyordu.
Gazetecilerin ardından Köşk’ün balkonuna çıkan Erdoğan bahçeye toplanan gruba da seslendi. Burada da referandumu kazanmış bir liderden çok bir oldu bittiyi halka da kabullendirme telaşı gözlerden kaçmadı. Böyle bir referandum sonrası ilk konuşmasında, “İdam için Sayın Yıldırım ve Bahçeli ile görüşeceğim. Gerekirse bir halk oylaması daha yaparız” diyerek ilk vaadini ölüm üzerinden verecek kadar ne yaptığını bilmez o derece çaresiz bir haldeydi. Ardından da “Bazı televizyonlarda falan, aç tavuk kendini buğday ambarında sanarmış ya, bu neticeyi küçümsemeye gayret edenler var. Boşuna uğraşmayın, atı alan Üsküdar’ı geçti haberiniz yok.” diyerek bu oldu bittinin üzerine yatacağını açıkça ilan etti.
Erdoğan’ı bu çaresizliğe duçar eden sonuçların faturasının önümüzdeki günlerde birilerine kesileceği muhakkak. Özellikle tüm bu hile hurdaya karşın Binali Yıldırım’ın seçim çevresi İzmir’de alınan sonuç atama ile başbakan yapılan Yıldırım’ın ilk sandık tecrübesinde büyük bir fiyasko yaşamasına sebep oldu. Kampanya sürecinin son dönemini tamamen İzmir’de geçirmesine karşın Yıldırım bugün İzmir’de yeniden aday olması durumunda milletvekili seçilemeyecek bir yenilgi yaşadı.
Erdoğan’ın yedeğinde evet blokunda yer alan MHP de bir önceki seçime oranla neredeyse sandıklarda tamamen silindi. Adana ve Mersin’de yerel yönetimleri elinde bulunduran MHP’nin bu iki ildeki oyları yüzde beşlerin de altına düşmüş gibi görünüyor. İstanbul Ankara gibi büyük şehirlerin hiç birinde de MHP’nin esamesi okunmuyor.
Bu tablo karşısında Erdoğan’ın bir erken seçim ihtimalini gündeme getirmesi düşünülemez. Kalesi olarak gördüğü İstanbul’da referandumdan bir gün önce dört beş ayrı yerde mitingler düzenleyen Erdoğan büyük bir yenilgi yaşadı. Hezimete uğradı.
Oylama sürerken Kürdistan’ın birçok bölgesinden ciddi seçim ihlalleri haberleri geldi. Buna rağmen Kürdistan genelinde hayır oylarının önde olduğu aşikar. Yine de Kürdistan’ın demografik yapısını bozmaya yönelik saldırıların etkilerini tam olarak saptamak şimdilik mümkün değil. Son katliam ile Kürdistan’dan sürgün edilen yüzbinlerce seçmenin oylarının akıbeti ne oldu? Bu insanlardan boşalan seçmen kütüklerini kimler işgal etti? Bunlara benzer birçok soru hala belirsizliğini koruyor. Tüm bu müdahaleleri ve sahtecilikleri dikkate alarak Kürdistan’da çıkan sonuçları kesin bilgilere ulaştıktan sonra değerlendirmeyi daha uygun buluyorum.