Şu malum Anayasa Mahkemesi kararını "tanımıyorum, saygı da duymuyorum" dedi diye, büyük tepki gösterildi ve ‘Tayyip Yüce Divan'da yargılansın’ diyenler çoğalıyor şimdilerde. Alkışlayamayacağım izninizle, çünkü Tayyip'in işlediği suçlardan yargılanması ve cezasını çekmesini tüm kalbilme diliyor olsam da, bu Yüce Divan meselesi gündeme getirilirken, işlenmiş işlenmeye devam edilen insanlığa karşı suçlardan ve yine işlenen savaş suçlarından söz edilmemesi canımı yakıyor. Halen bugün, yani devlet terörü kan akıtmaya devam ederken, bu daha da acı. Ve belli ki Yüce Divan vs. tartışması ile sadece sistemin tamiri hedefleniyor.  

Tayyip Erdoğan, Anayasa için ‘tanımıyorum’ demişti kaç kere, kaymakamlara da ‘mevzuata uymayın’ çağrısı yapmıştı iki kere. Şimdi, Anayasa Mahkemesi kararlarını tanımamasına şaşırmak niye?  

Şaşırmanın değilse de özellikle devletin bekasını amaç edinenler, yani kısaca devletçiler için bu konuyu önemsemenin, geç kalmış olsalar da bir izahı var aslında. Zira gördüler ki mesele Kürt meselesi olmaktan öte, devlet tehlikede. Tayyip anayasayı hiçe saymış, zevcesi "90 yıllık enkaz" demiş, AYM kararına gösterdiği tepki ile de taçlanmış durum. Kanun kural tanımazlık yanında ordu, emniyet ve yargıya yapılan dizaynlar ve medyanın iktidar yörüngesine sokulması ile ortada devletin değil Tayyip ve AKP'nin hukuku kalmış. Gözünün üzerinde kaşın var demek de can pahası ve meydanda yine ve sadece Kürtler ve özgürlük savunucuları var. Tayyip, ‘Ben diktatör olsam bu yazıları yazabilirler miydi, bu yayınları yapabilirler miydi’ demişti birkaç ay önce, şimdi hiçbiri yapılamıyor ve nihayet tehlikenin büyüklüğünü anlamaya başladı bazıları. 

Dilimizde tüy bitti ama bir daha diyelim; devletçilikle yola çıkıp, işlediği suçlar nedeniyle hesap vermeyi göze alamadığı için dönülmez yollara girmiş, sadece Kürtlere değil basbayağı kendisinin olmayan her şeye düşman, faşist bir güç var işbaşında. Ve orada kalabilmesi, toplumu korkutmasına, sindirmesine, gerçekleri çarpıtabilmesine, karartabilmesine ve her şeyden öte kanundan kuraldan azade davranabilmesine bağlı. Bu yüzden de genel baskının yanında basın yayın kuruluşları ve yazar çizerler de büyük bir baskıyla karşı karşıya, hem de yasadışı baskılarla. İMC TV izleyicisine ulaşamıyor mesela. Dayanak? Savcının Türksat’tan ricası. Yargı kararı olmaksızın bir televizyonun yayınını ulaşılamaz hale getireceksin, bunu da kafana göre gerekçelendirecek ve de  kabul ettireceksin...

Öte yandan; devletin de topun ağzında olduğu gerçeğini zamanında kavrayamadığı ve devletin bekası için üç beş Kürt ölmüş, Kobanê'ye düşmanlık yapılmış bir şey değil diye olaylara sırtını dönmüş olanlar, gittikçe daha trajik tavırlar sergiliyorlar. Mesela; Fransa'da Sakine'ler katledildiğinde, ‘PKK yaptı’ denirken cengaverce tutum alan meşhur bir tv haber spikeri -ki toplumun dikkate değer bir kesimini temsil ediyor- ortaya çıkan MİT bağlantısını gösteren belge karşısında, "Tamam, yapılan iyi bir şey değil ama madem yaptın ortaya çıkmasına engel olacaksın, devlet gücü bunu gerektirir" diye görüş açıklamıştı. Geçenlerde de bir izleyici, mesajına "hukuk devletiyiz tabii ki aksi söz konusu olamaz" diye yorum yaptı. İzlemiş olsaydınız orada sahiden, halen TC diye bir hukuk devleti olduğuna inanmak istediğini anlayabilirdiniz. Ses tonu, mimikleri çaresizce reddediyordu aklının ona fısıldadıklarını. ‘Hukuk devletiyiz’ dedi, düşünebiliyor musunuz? 

Kabul etmesi herkes için zor ama biliyoruz ki; AKP ve de Tayyip kendileri ile birlikte ülkeyi de dönülmez bir yola soktular. Bu yolda gittikçe daha da vahşileşen bir faşizmi yaşıyoruz. Hedefte daha daha vahşisi var üstelik. AKP'nin onca yıllık iktidarı sırasında kendi çıkarttığı yasaları ve dizayn ettiği kurumları dahi hiçe saydığına bunca tanıklığımız varken de gerçek çözümü bulmak için Yüce Divan'a ya da Anayasa Mahkemesine değil sokağa ve halka bakmak zaruret.